Elektrik Mühendisliği · Sayı 214 · Ekim 1974
TEKNOLOJİ YOLUYLA ULUSLARARASI EŞİTSİZLİĞİN YAYILMASI
Keith Griffin, E. Türkcan (çev.)
Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma Teknik / bilimsel makale
- Yıl
- 1974
- Sayfa
- 13
- Okuma süresi
- 40 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma
İlgili: Toplum, demokrasi ve emek, Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
Anahtar kelimeler
- teknoloji transferi
- az gelişmiş ülkeler
- araştırma-geliştirme
- dış ticaret teorisi
- uluslararası eşitsizlik
- kalkınma iktisadı
Özet
Yazı, zengin ve fakir ülkeler arasındaki araştırma-geliştirme harcamalarının dağılımındaki büyük eşitsizliği ve bu durumun teknolojik gelişme, büyüme ve gelir dağılımı üzerindeki uluslararası etkilerini iktisadi bir çerçevede incelemektedir. Griffin, zengin ülkelerdeki araştırmaların çoğunlukla fakir ülkelerin gelişme sorunlarıyla ilgisiz olduğunu ve bazı durumlarda onlara zarar verdiğini örneklerle tartışmaktadır.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
TEKNOLOJİ Y OLUY LA
ULUSLARARASİ
M af* i V * S
Y AY IL
yazan k. g i l f f İn çeviren e . t ü r k c a n
GİRİŞ
Bu makaledeki analizin hareket noktası, çağdaş dünya ekonomisinde, teknik yeniliğin, değişmenin motoru olduğu varsayımıdır. Y eni ürünler ve üretim tekniklerinin ekonomiye uygulanmasıyla büyümenin hız ve yönünün belirlendiği, giderek daha iyi anlaşıl maktadır. Büyümenin hızı ve biçimi de, uluslararası gelir dağılımını etkilemekte, zenginlik ya da fakirli ğin yeri ve şiddeti ortaya çıkmaktadır.
Teknolojinin kritik önemi her zaman kabul edi len bir husus değildir. Pek tabii, bir çok İktisat tarih çisi, özellikle Avrupa'deki Endüstri Devrimi üzerin de yazanlar, tekniklerdekl ve ürünlerdeki gelişmele re büyük önem verirler. Kuramcılar arasında, sürek siz teknolojik değişmeye ağırlık veren Joseph Schumpeter dikkati çekmektedir: "İstediğiniz sayı da posta arabasını arka arkaya dizin, bir demiryolu elde edemezsiniz." (1) Zaten, iktisatçıların, pek azı teknolojik değişmeyi İktisadi olayların açıklanması için kurdukları teorilere sistematik bir biçimde kay naştırmaya teşebbüs etmişlerdir. Dış ticaret teorisi de statik varsayımlar üzerine kurulmuştur; zaman ve tarih, analiz dışında kalmıştır. Dış ticaret, özellikle elementer açıklamalarda, büyük ölçüde bir ülkenin
kaynak yapısı tarafından belirlenir; teknik değişme ya bir kenara konur ya da modele " özel" (ad hoc) bir biçimde sokulur ( 2 ) . Başka bir deyimle, çağdaş iktisatçıların çoğuna göre uluslararası mal akımları, bilgi, teknoloji ya da üretim fonkslyonlarındakl fark lılıklar nedeniyle değil de, temel üretim faktörlerinin nlsbl fiyatlarındaki farklılıklar tarafından belirlenmek tedir. Burada, temel üretim faktörleri olan sermaye ve İşgücü homojen ve bölünebilir varlıklardır (3 ). Daha az sayıda, bir başka grup iktisatçı da nüfus artışının iktisadi değişme ve gelir artışının temel etkeni olduğunu savunmaktadır. Nihayet, modellerin den teknik değişmeyi çıkarmış ya da bunu modele özel bir biçimde katmış bulunan büyüme kuramcıla rı vardır. (4) Bunlar da kişi başına milli gelir artışı nın sermaye birikimi ve sermaye hasıla katsayısı nın yükselmesi ile doğduğunu İleri sürmektedir ler. (5)
I. ARAŞTIRMA HARCAMALARININ COĞ RAFİ DAĞILIMI
Bizim görüşümüz ise, uluslararası iktisadi olay ların ya da kişi başına ge.tr farklarının ne kaynak yapısı ne de İşgücü ya da sermaye artışı İle açıkla nabilir olduğuduı : Nihai olarak, dünyadaki kapitalist
( 1 ) Joseph A. Schumpeter, The Theory of Economlc Development, Harvard University Prau, 1959. s. 65, n. 1.
( 2 ) Dn ticaret konusundaki belli bağlı makalaleri toplayan bir eser: Bhagwatl (ed.), Interna ttonal Trade, Penguln, 1969. Teknik değişmeyi, dı« ticareti belirliyen bir faktör olarak ele alan makalelere yapılan referanslar icln Bk. 2 dipnot. 28.
( 3 ) Thomas Balogh, standart dış ticaret teorisinin batlıca eleştiricilerinden biridir. Bk, 2. T. Balogh, Unequal Partner*, Vol. 1, Theoretlcal Introduction, Basil BlackweU, 1963.
( 4 ) Bkz. Ester Boserup, The CondlUona of Agrlcultural Growth, Ailen Urvln, 1965; C. Clark, Popula tlons Growth and Land Use, Mac Milan, 1967; A. Hlrschman Strategy of Economic Development, Yale University Press, 1958.
( 5 ) Gelinme teorileri konusundaki en iyi survey, hâla, Hahu ve Matthews "The Theory of Econo mic Growth: A. Survey; Economic Journal Dec 1964., YUi sayfayı askın bu çalışmanın dörtte birinin teknik ilerlemeyi içeren modellerin tartışılmasına ayrılması ilgi çekicidir. Diğer yan dan, S. Kuznets, "modern iktisadi büyümenin önemli bir özelliğinin teknolojik yeniliklerin bü yük ölçüde uygulanması'1 olduğunu, gözlemleri sonucunda ifade etmektedir. Bk. S. Kuznets. Modern Economic Growth : Flndlngs and Reflattons, AEK, June 1973.
Keith Griffin, Magdale'n College, Oxford
Ergun Türkcan, Dr. İktisatçı (Türkiye Mühendislik Haberleri, 232, Temmuz 1074)
ekonominin yaşamı bilginin birikimi vs teknik yeni İlkler yoluyla bu bilgilerin mal ve hizmetlere dönüş mesine dayanmaktadır.
Dünya ekonomisinin belirgin özelliklerinden bi risi yeni bilgi elde etmek için yapılan harcamaların coğrafi dağılımındaki büyük eşitsizliktir. Araştırma harcamalarının çok büyük bir kısmı zengin ülkeler de, pek azı da fakir ülkelerde yapılmaktadır. Birleş miş Milletler, sosyalist ülkeler dışındaki araştırma ve geliştirme (A + G) harcamalarının % 98'nin gelişmiş ülkelerde yapıldığını tahmin etmektedir; bu harcamaların % 70'i A.B.D.'dedir. Az gelişmiş ülke ler sadece % 2 civarında bir paya sahiptir. (6) Ya ni, zenginler fakirlerden mutlak rakamlarla 49, kişi başına milli gelir rakamlarıyla 135 misli fazla araş tırma harcaması yapmaktadırlar. Bu da, araştırma harcamalarının bir yatırım olduğu düşünülürse nor maldir. Sadece, zenginlerle fakirler arasındaki farkın bir başka görüntüsü olmaktadır.
Ancak, araştırma harcamalarının coğrafi dağılı mının ötesinde de sorunlar vardır : (i) araştırılan so runların çeşitleri; (ii) çözümlerin niteliği; (iii) so nuçlardan en çok yararlanan kimselerin hangi gelir gruplarında olduğu büyük önem taşımaktadır, örne ğin, ABD'de yürütülen tarım araştırmaları, kıt ve pa halı İşgücünden tasarruf etmek için, ılıman iklim kuşağında, büyük topraklara sahip zengin çiftçiler tarafından İşletilip, finanse edilebilecek mekanik İcatlara yöneliktir. Bu tip araştırmaların emeğin bol olduğu tropik bölgelerdeki küçük ve fakir ekiciler İçin hiç bir yararı yoktur. Daha da İleri gidilebilir; gelişmiş ülkelerdeki araştırmaların hemen hepsi de ğilse bile çoğu, en azından, fakir ülkelerin koşulla rına uygun olmadığı gibi daha kötüsü bazı durumlar da bu ülkelere zp/ar da verebilir. (7)
Zengin kapitalist ülkelerde yürütülen araştırma ların büyük kısmının fakir ülkelerin gelişme sorun ları İle doğrudan hiç bir ilgisi yoktur. Çünkü, bura lardaki araştırmaların yarıya yakın kısmı savunma v» uzay, yüzde 10 civarında atom enerjisi ve super sonlk yolcu uçağı v.b. alanlarına tahsis edilmiştir. Uzun devrede, bu çalışmaların bir kısmı, örneğin silâh araştırmaları fakir ülkelere zarar vermektedir. Gerçekte, gelişmiş ülkelerden ithal edilen silâhla rın, "ticaretten elde edileceği" varsayılan karşılıklı menfaatle bir ilgisi olmamaktadır. Sadece zengin ül ke kazanmakta ve silâhlar uluslararası çatışmaları çoğaltıp, baskı rejimlerinin kuvvetlenmesin; sağla maktadır. (8)
Tabii ki, bazı araştırmalar dünyanın her yerinde dolaylı ve dolaysız faydalar yaratmaktadır. Örneğin, zengin ülkelerde geliştirilen maden arama ve çıkar ma teknikleri, transistörler v.b. fakir ülkelerde de kullanılabilir ve bu ülkelere büyük yarar sağlıyabilir. Ayrıca, fakir ülkelere yararlı olup olmıyacağı tartışı labilecek bazı ürün ve üretim tekniklerinin geliştiril mesi, bu ülkelerdeki bazı malların talebini çoğalt maktadır. Örneğin, otomobilin gelişmesi, kauçuk ve petrol talebini en üst noktalara çıkarmıştır.
Gelişmiş ülkelerde yapılan araştırmaların diğer bazı tiplerinin de, en azından bazı fakir ülkelerin menfaatlerini zedelediği söylenebilir, örneğin, şe • ker pancarı araştırmaları, bu ılıman iklim bitkisinden şeker elde etmenin maliyetini giderek düşürmekte dir. Bazı şeker pancarı tiplerinin maliyetleri gümrük vergisi olmadığı taktirde tropik bölgede yetiştirilen marjinal şeker kamışı ürünü ile rekabet edebilecek düzeydedir. Araştırmalar bu yönde ilerledikçe, dün ya şeker piyasasında, şeker kamışı ürünlerinin arzı nın daralacağı rahatlıkla söylenebilir. Benzer durum lar diğer ürünler İçinde geçerlidir. Sentetik elyaflar, pamuk ve ipek gibi doğal elyafın yerini almaktadır. Kendirden yapılan çuvalların yerini plastikler almış tır. Doğal kauçuk, dünya piyasasındaki önemli yerini yitirmiştir. Başka bir deyimle, zengin ülkelerdeki araştırmalar, bazı durumlarda fakir ülkelerin temel ürünlerine rakip ürünler yaratmakta, onları daha da fakirliğe itmektedir. Gerçi, bu sentetik ürünlerden ve fiyatlarının ucuzluğundan az gelişmiş ülkelerin tfl keticileri de yararlanmaktadır, ama üreticileri kay betmektedir. Oysa, zengin ülkenin hem tüketicisi hem de üreticisi bu süreçten kazançlı çıkmaktadır. Eğer, fakir ülkelerin tüketicilerinin kazancı üreticile rinin kaybından fazla ise net bir refah artışından söz edilebilir, ancak bu tip bir net refah artışı, zengin ülkelerdeki benzer bir refah artışından nlsbl olarak küçüktür. Üstelik bu argümanda gelir dağılımının yarattığı sorun ihmal edilmiştir. Çünkü, bilginin ya rattığı zenginlik eşit olarak dağılmamaktadır.
Bütün bunların ötesinde de, Streeten'ın ortaya koyduğu gibi (9), zengin ülkelerin araştırma dünya sındaki egemenlikleri, fakir ülkelerde ele alınan kü çük çaptaki araştırma projelerinin de yanlış seçilip, yanlış yönlendirilmesine sebep olmaktadır. Araştır ma metodları zengin ülkelerde ortaya çıkmıştır ve bu ülkelerde öğrenilir. Bilimsel standartlar da, çok pahalı ölçü aletlerine gerek gösteren biçimde yine gelişmiş ülkelerde saptanır. Hatta, araştırma konu
( 6 ) U. N., Sctenc* and Teehnoloey for D«v»lopment; Propocal *«r the Seeoad Unttad Natloas D«ve lopmaot Decade, N. Y., 1970 ( 7 ) Bu nokta. P. Stresten tarafından ileri sürülmektedir. Bkü. Frontters of Development Studles,
MacMUlan, 1972. ( * ) tUnd Dünya savasının sona «rmeslnden aonraki 25 yılda, Üçüncü Dünya ülkelerinde 93 savaş dkbtı tahmin edilmiştir. Bkz. Istvan Kende, Local War» İn Asta, Afrlcm and Latin America, IMS 1M9, Center for Aslan Research of the Hungavian Academy of Sciences, Budapest, 1972.
( 9 ) Op. d t
lan bile zengin ülkelerdeki uygulamalardan esinle nir. Örneğin, Hindistan'da evlerin başlıca yakacağı tezek iken atom araştırmalar yapılır. (*) Zengin ül kelerdeki meşhur araştırma kurumları fakirlerden eleman çekerek "dış beyin göçü" ne sebep olmasa bile, fakir ülkeler için uygun olmayan standartlar, teknikler ve konuların kabulüyle bir "iç beyin göçü" ne yol açarlar.
II. BİR BÜY ÜME FAKTÖRÜ OLARAK TEKNİK DEĞİŞME
Şimdiye kadar, araştırma harcamaları ile iktisa di büyüme arasında doğrudan biri ilişki kurulama mıştır. Görülebilen, fakir ülkelerde, kalkınmanın en önemli unsurunun, sermaye birikimi ve işgücü artı şı; zengin ülkelerde ise faktör verımliliğindeki ar tış yani geniş anlamda teknik değişme olduğudur. Başka bir deyimle, üçüncü dünyanın büyüme kayna ğı ile gelişmiş kapitalist dünyanın büyüme kaynak ları nisbi önemleri bakımından tamamen farklıdır. Fakir ülkelerin büyümesi temel üretim faktörlerinin (sermaye, işgücü) artışına bağlı kalırken, diğerleri nin büyümesi bu üretim faktörlerinin verimlilikleri nin artışına dayanmaktadır.
Tablo 1'de, 34 ülkeye ait veriler özetlenmiştir. Bir bakışta da anlaşılacağı gibi, faktör verimliliğin deki artış olarak yorumlanabilecek olan, toplam ha sıla artışındaki artık (residual) faktörün payı zen gin ülkelerde çok yüksektir. Yirmibir az gelişmiş ülkedeki artışın ağırlıksız aritmetik ortalaması % 9 iken, onüç gelişmiş ülkenin ortalaması % 55'dir. Tabii, bu rakamları eleştirmeden kabul etmek çok akıllıca bir yaklaşım değildir. Çünkü, çoğu aşağı daki tip bir denkleme dayanan ekonometrik tahmin lerden elde edilmiştir (10).
g = ak + (I — a) n + r g = hasılanın artış haddi k = sermaye stokunun artış haddi n = işgücü artış haddi r = teknik değişmeye atfedilen bir artık değer yani toplam faktör verimliliğindeki artış a ve (1 — a) = ağırlıklar Büyümenin kaynaklarının önemini ölçmek için kullanılan bu yönteme bir çok ciddi eleştiri yöneltil mektedir (11).
TABLO 1 (**)
HASILA ARTIŞLARINDA FAKTÖR
VERİMLİLİĞİ ARTIŞLARININ PAY LARI
(Yüzde olarak)
1955 65
Arjantin
—43
Brezilya
Şili
Kolombiya
Meksika
Peru, 1950 65
Venezüella, 1950 65
—16
Afrika, 1950 65
Mısır
Gana
Güney Asya, 1950 65
Hindistan,
Pakistan, (Doğu ve Batı)
Sri Lanka (Seylan)
—6
Doğu Asya, 1950 66
Malezya
—1 0
Filipinler
Güney Kore
Tayvan
Tayland
Avrupa, 1950 65
Yunanistan
İspanya
Türkiye
Yugoslavya
e
Gelişmiş Ülkeler, 1950 62
Belçika
Kanada, 1949 56
Danimarka
Fransa
Almanya
İsrail, 1952 58
İtalya
Japonya, 1950 58
Hollanda
Norveç
İsveç, 1949 59
İngiltere
ABD
( * ) Be arada. Hindistan'ın 4.6.1974 tarihinde ilk atom bombası deneyini gerçekleştirdiğini de kay detmeliyiz. (Çevirenin notu)
(10) Bu konudaki öncü çalışma : R. M. Solow, "Technlcal ehange and the aggregate produetion Func tion" Review of Economic and Statistics, August, 1957. Daha sonraki gelişmeler iki önemli surveyde özetlenmiştir : Kennedy ve ThirlWall, Technlcal Progress, A Survey : Economic Journal, March 1972 ve Ishaq Nadiri, Some Approaches to the Theorg and Measvrement of Total Factor Productivtty, Journal of Economic Literatüre December, 1970.
(11) Bu konudaki eleştiriler için yukaıdaki iki surveye bakınız. (»•) KAYNAKLAR :
Kanada İsrail. Japonya ve İsveç hariç gelişmiş ülkeler için kaynak, E. F. Denison. 'Economic Growth", Brltata's Economic Prospects, Brookings Instituüon, 1968 içinde; Peru ve Venezüella hariç Latin Amerika ülkeleri için, H. Bruton. Producttvity and Growth in Latin America; AEE. Dec. 1507: diğer ülkeler için. A. Madison, Economic Progress and Policy in Developlng Countrles; Ailen and Unwin, 1970
Bazıları, tüm yaklaşımın kavramsal olarak yan lış olduğunu İleri sürüyorlar. Bana kalırsa bu çok aşırı bir iddiadır. Fakat, gerçekten, yaklaşımın pra tik ve teorik zaafları bir yana da konamaz. Denk lem, sermaye ve işgücü girdileri ile ortaya çıkan hasıla arasındaki ilişkiler çok doğru aksettirmiyebi lir. Örneğin, ağırlıklar toplamı 1'e eşit olmayabilir. Ayrıca, sermaye artışı ve teknik değişme, denkle min öngördüğü biçimde birbirinden bağımsız değil, tersine birbirine bağımlı faktörler olabilir. Artık faktörün tamamen teknik değişme ile eşanlamlı ol duğu da inandırıcı değildir. (12) Nihayet, tahminde kullanılan temel verilerin doğruluğu tartışma konu sudur. Gerçekte, bazan elde edilen negatif artık faktör değerleri bu konudaki şüpheleri kuvvetlen dirmektedir.
Tablo 1'deki ülkeler tesadüfi olmayan bir örnek leme (non random sample) ile alınmıştır .Devreler aynı değildir. Veriler, üç ayrı araştırıcının farklı tah min metodlarının sonucunda ortaya çıkmıştır. Yine de, bütün bunlara rağmen, iki grup ülke arasındaki fark o kadar dramatiktir ki, bundan sonraki çalışma larda ortaya çıkacak veriler bu sonucu kolaylıkla değiştiremez. Belki, teknik İlerlemenin önemi zengin ülkelerde, fakirlere göre tamı tamına 6 defa fazla olmıyablllr ama büyük bir fark olduğu konusunda da hiç bir şüphe duyulmamalıdır.
Veriler kesin bir sonuç vermekten uzaksa da aklı selimle vardığımız sonuçlarla tutarlıdır. Veri ler, yeni bilgiler elde etmek için harcanan gayret lerin az sayıdaki zengin ülkede toplandığını, dolayı sıyla bu ülkelerin hızlı bir teknolojik yenileme sü recinden yararlandığını ortaya koymaktadır. Bunun ötesinde de, teknik değişmenin bugünkü biçimi uluslararasındaki gelir dağılımı eşitsizliğini artıra rak sürdürmek eğilimindedir. Bu gelir çarpıklığının üç ayrı nedeni vardır: Yeniliklerin zengin ülkelerde yer alması, fakir ülkelerin yetiştirdiği tarım ürünle ri ve ürettikleri ham maddelerin endüstri malları karşısında değer kaybetmeleri ve fakir ülkelerde bol olan işgücü faktörünün teknik ilerleme sürecin de sermayeye karşı nisbi önemini yitirmesi. Teknik ilerleme, ham madde fiyatları ve ücretleri eski dü zeylnden daha aşağıya itmekte, işgücü fazlalığı çe ken, ham madde üreticisi ülkelerin kalkınma hız larını düşürmektedir. (13)
Bu sonuçlar her zaman, zorunlu olarak teknik ilerleme nedeniyle ortaya çıkmasa bile, zengin ül keler teknoloji tekeline sahip oldukları sürece bu varsayım büyük olasılık kazanacaktır.
III. ULUSLARARASI İKTİSADİ İLİŞKİLERDE Kİ ASİMETRİLER (ÇARPIKLIKLAR)
Uluslararası iktisadi ilişkilerde bir çok çarpık lıklar mevcuttur. Bunlardan dördü, bu yazının çer çevesinde incelenecektir. Birincisi, fakir ülkelerin çoğu (fakat hepsi değil) az nüfuslu iken, zengin ülkelerin büyük kısmının nüfus ve milli gelirleri fazladır. Örneğin, fakir ülkelerin yarısından fazlası nın nüfusu 5 milyondan az iken sadece 7 tane az nüfuslu zengin ülke vardır. (14) Diğer yanda, az gelişmiş nüfusun büyük kısmı çok az sayıda büyük ülkede yaşamaktadır: Hindistan, Endonezya, Bang ladeş vb.
ikincisi, fakir ülkelerin pek çoğu, yaşamlarını bir kaç kalem ihracat malına dayandırmış olmala rına rağmen, dünya ticaretinin çok küçük bir kıs mını temsil etmektedirler. (15) Oysa, zengin ve bü yük ülkelerin milli gelirleri içinde dış ticaretin payı çok küçük olduğu halde, bu küçük kısım dünya tica retinde önemli bir yer işgal eder. Bunun en belir gin örneği A.B.D.'dlr: Dış ticaret A.B.D. milli geli rinin % 5'den az bir kısmını temsil ederken, bu mik tar dünya ticaret hacminin % 16'sına eşittir. A.B.D. dünyanın geri kalan kısmına pek az bağlı kalırken, pek çok ülke ise A.B.D. ekonomisine dayanmakta dır, ihracatın milli gelir içindeki payı Malta'da % 50, Malezya'da % 45, Libya'da % 65, Sri Lanka (Sey lan) % 21'dir. örneğin, Sri Lanka'nın dünya ticare tindeki payı % 0.15'dir.
Üçüncüsü, küçük ve fakir ülkelerin, çok büyük, uluslararası firmalarla karşı karşıya bulunmalarıdır. Bu firmaların kontrol ettiği kaynaklar bir çok fa kir ülkenin milli gelirinden fazladır, örneğin, Gene ral Motors'un yıllık satışı Çin ve Hindistan dışın daki bütün az gelişmiş ülkelerin toplam milli geli rinden büyüktür. Hatta bazı kimselerin zenginliği (stok olarak) bazı ülkelerin milli gelirinden (akım olarak) fazladır. Her biri 1.500 milyon dolarlık en zengin iki Amerikalının varlığı, Kenya'nın milli ge lirinden fazla, Uruguay'ınkine de eşittir. Gerçekte, az gelişmiş ülkelerin yarısından fazlasının milli ge lirleri Paul Getty'nin servetinin altındadır.
(12) Pratikte, artık faktör, dar anlamda tanımlanmış teknik ilerleme ile ölçekten kazanılan ekono miler (economics of scale) ve yaparak öğrenme (learning by doing) den meydana gelen fakat asırlıkları bilinmeyen bir endekstir. Buradaki amaç bakımından bu üç unsuru ayırmak gerekli delildir. Ancak, yeri gelmişken, hızlı büyümenin yüksek artık faktörle gerçekleşeceğin» dair "Verdoorn kanunu" na işaret edilmelidir. Böylece, (g) ve (r) karşılıklı olarak belirlenmekte dir.
(13) Biz, zengin ülkelerdeki yeniliklerin her zaman emek sakıngan, olduğunu iddia etmiyoruz. Zen gin ülkelerdeki faktör oranları ve nisbi marjinal hasılalar bakımından durum bazan farklıdır. Ancak, fakir ülkeler açısından, zengin ülkelerdeki yenilikler işgücü aleyhinde sonuç vermek tedir, örneğin, seker pancarından şeker üretimi, her zaman, şeker kamışı üretimindeki istihdam hacmini olumsuz yönde etkiler.
(14) Yeni Zelanda Danimarka, Finlandiya Norveç, irlanda, İzlenda ve Lüksemburg. (15) Tabii, bir istisna petroldür. Küçük sayıda ülke, dünyâ petrol ticaretinin <sn büyük kısmım tem sll etmektedir.
Tabii, teknik olarak, firmaların gayri safi sa tışları ile ülkelerin net hasılalarını veya şahısların stok olarak ölçülen servetleri ile bir sermaye stoku tarafından yaratılan milli gelir akımını karşılaştır mak doğru değildir. Üzerinde durmak istediğimiz nokta, kişisel zenginlikle firma varlıklarının birbir lerini tamamlamalarıdır. Fiyatların transferi (Trans fer pricing) yoluyla dikey olarak kaynaşmış firma iar vergiden kolaylıkla kaçınabilirler ve böylece fa kir bir ülkenin kalkınması için yararlanacağı kaynak ları kısıtlarlar. (16)
Büyük firmalar ihracat politikaları, bazı ülkele rin döviz gelirlerini belirlemektedir. Muz Cumhuri yetleri ya da "Şirket Cumhuriyetleri" bağımsız bir iktisat politikası uygulamak için pek az olanağa sa hiptirler. Petrol üreten ülkeler dışında pek çok az gelişmiş ülke hükümetlerinin bu firmalar karşısın daki pazarlık güçleri çok zayıftır. Bunun da ötesin de çok uluslu firmaların giderek artan güçleri ulu sal devletler sistemine bir yerde son verecek gibi görünmektedir. Bu nokta, Hymer ve Rovvthorn tara fından çok İyi bir biçimde ortaya konmaktadır:
"... açıktır ki, çok uluslu firmaların gelişmesi, kendiliğinden, ulusal • devletleri zayıflatma yolundadır. Çok uluslu firmalar, uluslararası hareket serbestlikleri nedeniyle ülkelerin ge leneksel politika araçlarını, vergileme olanak larını, kendi sınırlamalarını, yatırım planlarını v.b. etkisiz kılmaktadırlar. Ayrıca, ülkelerin iç politikalarına karışıp birbirlerine düşürmekte;
sonunda da birbiriyle çatışan ülkelerin hepsi güçten düşmektedir." (17)
Çok uluslu firmaların gücü Batı Avrupa'nın zen gin ülkelerinde de hissedilmektedir. Henry Ford II' nin, ingiliz ekonomisi hakkındaki sözleri televizyon haberi olmakta, manşete geçmektedir. Fransa gibi bir ülke dahi, "Amerikan Meydan Okuması"na karşı hassasiyet gösterirken, ITT ve benzeri olayların da kanıtladığı biçimde bir tehlikeye, Şili gibi bir ülke nin tepki göstermemesi akılsızlık olur.
Üzerinde duracağımız dördüncü ve son nokta teknik değişmedir. Yani ürünlerin ve tekniklerin ge liştirilmesi, endüstriyel ekonomilerin dinamizmini
artırmış ve daha önce değindiğimiz gibi, son çeyrek yüzyıldaki hızlı büyümenin başlıca nedeni olmuştur. Teknoloji zengin ve sermayesi bol ülkelerde üretil mekte, bu da ülkelerin siyasi ve iktisadi güçlerini artırmaktadır. Diğer yanda, fakir ülkeler, kendi dış larında yaratılan teknik ilerlemeye edilgen (pasif) bir biçimde uymağa çalışmaktadırlar. (18) Yeni ürün ler ve teknikler, bazan bu ekonomileri yerinden oy natmakta, daha aşağıda üzerinde duracağımız gibi, gelişmelerini yavaşlatıp ekonomiye bir katılık getir mektedirler.
Genel olarak, dış ticaret teorisi malların ve üre tim faktörlerinin şerbetçe akışının uluslararası eşit sizliği azaltıp fakir ekonomileri geliştirmeye yardım edeceği biçimindedir. Ancak bunu kanıtlayan bir de lil yoktur. Beckerman ve Gacon, dünya nüfusunun en fakir % 10'nun, dünya tüketiminden payının sade ce % 1.6 yine en alttaki % 30'nun % 10.4; oysa en zengin % 10'nun % 35 üstünde olduğunu ortaya koymaktadır. (19) Sonuç olarak, uluslararası gelir eşitsizliği, herhangi bir gelişmiş ekonomi İçindeki gelir eşitsizliğinden daha fazladır (20). Ve daha kö tüsü bu eşitsizlik eğilimi giderek artmaktadır.
Fakir ülkeler, küçük zayıf, bir İki Örfinde uzman laşmış (21) bağımlı ekonomiler karışımı olup, kar şılarında güçlü, büyük, çok çeşitli üretim yapabilen, kendini genişletebilen ekonomiler vardır. Zenginler, değişmeyi başlatır, fakirler de buna uymağa çalışır lar.
IV. DIŞ TİCARET KÂRININ BÖLÜŞÜMÜ
Acaba, dış ticarete bu düzeyde katılmış olan az gelişmiş ülkelerin bu ticaretten kârları ne ölçüdedir ve nasıl ortaya çıkmaktadır? Genellikle, bu soruya üretim sınırları, toplumun farksızlık eğrileri v.b. tek nik kavramlarla cevap verilir. Tam İstihdam, tam rekabet, faktörlerin serbestçe hareketi, faktör fiyat larının oynaklığı gibi varsayımlar altında dış ticaret daha fazla ihtisaslaşmaya, yüksek gelir ve refaha sebep olur. Eğer ekonomi gelişme halindeyse bu statik kazançlar daha da fazlalaşır. Daha yüksek ge lir düzeyi daha yüksek tasarruf haddi ve yatırım, do layısıyla da daha hızlı büyüme demektir. (22)
(16) Çok uluslu firmalarla İlgili literatür hızla gelişmektedir. (17) S. Hymer and R. Rourthorn, "Multtnational Corporatlons and International OUgopoly: The non
Amerlcan Challenge", Yale Growth Center Discussion Paper No. 75, September, 1969, S. 28 29. (18) Bütün fakir ülkelerin edilgen bir biçimde teknolojiyi uyarladıkları da do«ru değildir. Bazıları kandi teknolojilerini üretir ya da yabancı teknolojiyi kendi gereklerine ve koşullarına uydurur. EJer fakir ülkeler bunu iyi yapabilirlerse yukarıdaki olumsuz süreçten kurtulma şansları artar. Tarihte Japonya, günümüzde de Talwan ve muhtemelen Çin bu edilgen savunma durumundan kurtulup, araştırmayı ve yenilikçi çabalarını özendirip, artırmışlardır. (19) W. Beckerman and R. Baeon, The International Distribution of Incomes P. P. Streeten (Ed), Unfashionable Economicj, Weidenfieldand Nicholson, 1970, içinde s 62. (20) İMd, S. 56 (21) Fakir ülkeler sadece dıs ticarete değil, genel olarak, ihraç ettikleri bir kaç ürüne de basil kal maktadırlar, örneğin, kahve Kolombiya'nın ihracatında °fr 61, Petrol İran'ın ihracatında % 89, cay Sri Lanka'nm ihracatında % 56. pirinç Burma'nın ihracatında % 50, pamuk Çat'ın ihra catında % 78 ölçüsilndedlr. (22) Bu yaklaşım W. M, Corden tarafından geliştirilmiştir. "The effects of trade on the rat» of Growth", Bhagwati et al (Eds). Trade Balance of Payments and Growth, North Holland, 1971 içinde.
Elektrik Mühendisliği 214 520
Eğer üretim faktörleri serbestçe hareket etmi yorsa, ticaretten elde edilen statik ve dinamik ka zançlar büyük ölçüde azalır. Çünkü, ticaret kazan cının büyük kısmı, faktörlerin, karşılaştırmalı reka bette üstün olan sektörlere kolaylıkla kayması yani optimum kaynak kullanımından doğar. Ekonomide yeniden kaynak dağılımı olanağı yoksa, yani bir "transformasyon problemi" ortadaysa serbest dış ti caretin avantajları kaybolur. Ne yazık ki, pek çok az gelişmiş ülkede, kaynaklar nispeten hareketsiz dir. (23)
Bunun bir çok nedeni vardır. Birincisi, doğal kay nakların kıt olmasıdır. Küçük ülkelerin kaynakları çe şitli olmadığından, nisbi fiyat değişmelerine bağlı olarak üretimin sektörel kompozisyonları kolaylıkla değiştirilemez, ikincisi, cehalet ve zayıf bir eğitim sistemi nedeniyle işgücünü bir sektörden ötekine kaydırmanın güçlükleridir. Örneğin, yarı cahil küçük bir çiftçiyi kalifiye bir makinist yapmak ya da bu çiftçinin üretimini kendirden pirince çevirmek hem güç hem de pahalıdır. Üçüncüsü de, sermayenin de hareketsiz bir faktör oluşudur. Sermaye stokunun büyük kısmı sabit sermaye çeşidinden olup, özel bir faaliyet için imal edilmişse bu durum ortaya çı kar, örneğin, bir petrol rafinerisi çimento fabrikası na, bir nebati yağ tesisi bir sığır sürüsüne dönüş türülemez. Aslında, sermaye hareketsizliği, büyük ölçüde yatırım haddinin hızlanmasına bağlıdır; ser maye stokuna ne kadar fazla ilâve yapılırsa, serma ye stokunun kompozisyonunu değiştirmek de o öl çüde kolaylaşır. Başka bir deyimle, kaynakların ko laylıkla yeniden dağılımı büyüme haddine bağlı kal makta, büyüme haddi de teknolojik değişme haddi ile illşkilenmektedir. Büyüme ekonomiye esneklik ve fırsatlardan yararlanma olanağı getirmektedir. Böylece, hızla gelişen zengin ülkeler ticaretten ya rarlanırken, yavaş gelişen fakir ülkeler ticaretten yararlanamamakta veya kazançlar zenginler ölçüsün de olamamaktadır.
Faktör fiyatlarında aşağıya doğru bir katılık var sa, yani İşgücü ve sermayenin fiyatları aşfiğıya düş müyorsa ayarlama sorunu daha da ağırlık kazanır. Böyle bir durumda ne avantajlı olan sektörde ne de dışardakl teknik İlerleme yüzünden avantajını kay beden sektörde üretim artar; belki de azalır, dolayı
sıyla gelir ve istihdam düzeyi alçalır. Serbest tica ret iktisadi refahı arttırmaktan öte, bazı koşullar al tında bunu azaltabilir de. Bu nokta, Lord Balogh ta rafından belirgin bir biçimde ortaya konmuştur.
"Eğer geleneksel yaklaşımdan, sermaye biri kiminin etkileri ile faktörlerin gelirlerindeki artış, bir varsayımla, ortadan kaldırılsa, tek nik ilerleme ile ilgili sorunlar da ortadan kal kar... Bu model... tamamen tesadüfi ya da ko şullandırılmamış (unbiased) teknik ilerleme nin etkisinin faktörler, arasında simetrik dağıl dığı biçiminde bir kural getirmektedir. Şüphe siz, bu model de, bazı ülke veya bölgelerin bir tesadüf eseri zarar görebileceğini kabul etmektedir, ancak verilmek istenen izlenim bunun bir kural olmaktan çok istisnai bir du rum olduğudur. Teknik ilerleme sürecinin de vamlılığı ve bunun sermaye birikimi ile yakın ilişkisi üzerinde durulmamaktadır. Böylece, İlkel yöntemlerle ürettikleri ham maddelerin ihracatına dayanan fakir bölgelerin nisbi üs tünlüklerinin sarsılmasıyla ortaya çıkan sonuç gözönüne alınmamaktadır." (24)
Bunun da ötesinde, " eşit olmayan bir iktisadi büyüme çerçevesinde, teknik ilerleme, sadece ta rihi eşitsizlikleri artırmakla kalmamakta fakat fakir bölgelerin gelişmesi için önemli bir ayak bağı ol maktadır." (25)
Tarih bakımından, dış ticaretin, gelişmeyi kolay laştırdığı gibi az gelişmişliği de yarattığı hakkında şüphemiz yoktur. Kaybedenler bundan kurtulmağa çalışırlarken; kazananlar, kazançlarının devamı için gerektiğinde sık sık silâha da başvurmuşlardır. Ger çekte, pek çok yazar, dış ticaret ve deniz aşırı ya tırımların sömürgecilik ve emperyalizm ile birlikte geliştiğini belirtmişlerdir. Bazıları da, tamamen ters biçimde, bazı zamanlarda, sömürge halklarının uzun devrede dış ticaretin karşılıklı yararlarından fayda lanmaları İçin zor kullanmak gerektiğini savunurlar; (26) fakat, açık olan bir şey varsa o da, Avrupa'nın dünyanın geri kalan kısmına ticaretini sokması bu ralardaki halkların çoğunluğunun refahı aleyhine ol muştur. Y oksa, serbest ticaretin iyiliğini bu halklara öğretmek için1 emperyalizmin gerekli olduğu biçimin de bir saçmalık gerekecektir.
(23) Bu kanodaki daha ayrıntılı bilgi için Bkz., Keith Griffin Underdevelopment in Spanbh Amerin,
Allan and Unwin. 1969. (24) T. Balogh ve P. Batacs "Fact and fancy in international economic relatlons", World Develop ment, Februry, 1973 v» G. Haberler, <"6oma Problems in the püre theory of International trade", Eeonomte Joumal, June, 1950. (25) T. Balogh, op. dt. (28) Sir John Hicks, "aslında, ticaret sömürgesi kurmak için kullanılan zor, sömürge kurulduktan sonra, bu ülkenin ticaretin genel kazancında yararlanamıyacajh anlamına gelmez" diyor. "Ti caret, yerli halka yeni olanaklar getirecektir; bu da Ur anlamda kazançtır. Bunlar aynı zamanda fırsatlardan yararlanmayı da öğreneceklerdir, öğrenme süresince hatalar yapılabilir ve çok defa bu hwt<ıl«r pahalıya gelir. Ancak hatalara ve sonuçlarına rağmen genel gidisin herkese yararlı oldugonu reddedenvsyiz." A. Theory of Economic Mstory, Oxford University Press, 1969. 8. 51 3.
Üstelik geçmişte ve bugün olduğu gibi ticaretin gelişmesi teknik ilerleme ile beraberse bunun, fakir ve esnek olmayan ekonomiler üzerindeki sonuçları daha ağırdır. Kısa devrede teknik ilerleme bazı mal lara ve üretim faktörlerine olan talebi azaltır ve is tihdam edilemiyen faktörler yüzünden, yenilikler re fahı yükselteceğine, düşürür. 8u nokta, serbest dış ticaretin başlıca savunucularından olan Sir John Hicks tarafından da kabul edilmektedir.
"... bir ülkede teknik ilerleme nedeniyle işsiz lik, ötekinde de sermaye birikimi nedeniyle işgücü talebi artabilir. Tekstil fabrikaları nede niyle işsiz kalan İngiliz ev dokumacıları, bir süre gezdikten sonra, sonunda bir iş bulabil diler, fakat aynı süreç sonunda işsiz kalan Hintli dokümanlara ne oldu? Denebilir ki, on lar İçin de bir yerde bir iş vardır, ancak bu işin Hindistan'da olması gerekmiyebilir. Fakir ülkenin iş olanakları da dardır ve muhteme len bu olayın tahribatı çok uzun sürecektir, bugün de yann da, teknik İlerlemenin gerilet me (backvvash) etkisi benzer her yerde his sedilecektir." (27)
V. MUKAY ESELİ ÜSTÜNLÜĞÜN DİNAMİK Y ANLARI
Mukayeseli üstünlüğün statik bir olay olmadığı ve kimsenin de bunu iddia etmeğe çalışmadığı bel lidir. Ancak bir çok yazar, bunun ağır ve tesadüfi bir biçimde değiştiğine işaret etmektedirler. Oysa, biz aksini düşünmekteyiz : Mukayeseli üstünlük, özellikle, teknik ilerleme sonucunda hızla değişebi lir ve bu değişme sistematik bir biçimde zengin ülkeler lehindedir. Ticaret hadleri iki faktör açısın dan devamlı olarak zenginlerin lehine gelişmektedir. Bunun nedeni, zengin ülke ihracaatının, özellikle hız la artan modern sektörlerde, bilgi yoğun, ileri tek noloji mallarından meydana gelmesidir. (28)
Az gelişmiş ülkelerle karşılaştırılıra, zengin ül kelerdeki teknik elemanların en büyük kısmı üretim de, özellikle imalat endütrisinde çalşmakta ve sade ce üretimle kalmayıp araştırma+geliştirme (A + G) ve yönetimde görev almaktadırlar. A.B.D.'de, mü hendis ve bilim adamlarının % 79 ve entüstri kesi mindedir; geri kalanlar da hükümet dairelerinde ya da üniversite de olmakla beraber doğrudan ya da
dolaylı bir biçimde teknik ilerlemenin akışını ar tırmakla yükümlüdürler. (29)
Zengin ülkelerdeki araştırma, endüstrinin bir kaç dalında ve nispeten az sayıda firmada yoğun laşmıştır. OEOD'nın bir çalışması, 1963 1964 yılın da ABD imalât endüstrisindeki toplam (A + G) har camalarının % 76.1'nin 3 sektörde yoğunlaştığını gösteriyor; uçak ve uzay (% 38.3); elektronik (24.8); kimya (% 13.0). Araştırma programlarının hacmine göre en büyük 8 firma toplam endüstri yel A + G harcamalarının % 35'ni, 40 firma da % 70'ni gerçekleştirmektedir. (30) Eğer A.B.D.'dek! 5 endüstri alınırsa, A + G harcamalarındaki yoğunlaş ma % 89.4'e ulaşmaktadır. Bu endüstriler A.B.O. imalât mallarının satışının % 39.1'ni, ihracatının da % 72'ni temsil etmektedirler. (31) Başka bir deyim le, araştırma sadece zengin ülkelerde değil, bu ül kelerin yüksek ihraç gücü olan bir kaç endüstrisin de yoğunlaşmaktadır.
Bu rakamlar da, Ispatlamasa bile, dünya ticare tini belirleyen başlıca faktörün, gelişmiş ülkelerde ki yenilik ve araştırmalar için yapılan harcamaların hacmi ve kompozisyonu olduğu, biçimindeki, varsa yımla tutarlıdır. Eğer bu görüş doğruysa, az geliş miş ülkelerin, kendi dışlarında yaratılan sürekli bir dinamik sürece edilgen olarak uymaktan başka ya pacakları birşey kalmıyor demektir. Bazı ülkeler, bu sürece daha rahat uyabilirken bazıları başaramıya bilir. Başarısızlık durumu, ülkenin dış ticarete bağ lılığının ölçüsü ve niteliğine göre bazılarında daha ciddi sonuçlar verebilir. Ancak, bütün fakir ülkele rin gelişme durumu, gelişmiş ülkelerin, kendi mal larına rakip mallar üretme olanakları İle doğru oran tılı olarak sürekli bir tehdit altındadır.
Yine de, herhangi bir zamanda dış ticarete ko nu olan fiziki malların, bir şekilde mukayeseli üstün lüğü yansıttığı söylenebilir. (32) Tabii ki, bununla malların değişim değerlerinin eşit olduğunu söyle mek istemiyoruz. Eşit ya da denk değişim hadleri, ancak bütün dünyada tam rekabet piyasası geçerli ve bütün malların fiyatları marjinal sosyal üretim maliyetlerine eşit olursa yani malın özel ve sosyal değeri arasında bir fark kalmazsa ortaya çıkabilir. Bunun da muhakkak istenebilir bir durum olduğunu iddia edemem. Örneğin, gelir dağılımı daha da kabul edilmiyecek bir biçim alabilirdi. Eşit değişim had
(27) İbid. S. 165. (28) Bu alanda artan literatüre örn£k: M. Posner, "International trade and technical chanse,
"Oxford Economic Papers, Oct. 1961; R. Vemon, ''International Investment and International trade İn the product cycle; Ouarterly Journal of Economlcs May. 1966; G. O. Hufbauer, Syntho tlc Materials the Theory of International Trade, Duckvrorth, 1966; M. Posner, "Technical Chanse,
International trade and foreign iııvestment, Untashionable Econotnlcs içinde; F. Stffvvart, "Trade and Technology", P. Streeten (Ed), Trade Strategies for Development, Macmillan, 1973 içinde. (29) R. W. Klein, "A. Dynamic theory of comperative advantage", AER, March, 1973. (30) OKCD, Gaps in Technology, Analitical Report Paris, 1970. (31) W. Gruber, D. Mehta and R. Vernon, ''The R and D faktör in international trade and Interna tional investment of US. industries; "Journal of Politlcal Economlyc, February, 1967. (32) Pek tabii ki mukayeseli üstünlük, gümrükler kotalar karteller vb. nedeniyle artıp azalmakta dır.
leri, dünya ekonomisinin Pareto optimumuna vardı ğını ve monopol rantının olmadığını varsayar. An cak, geliştirmeğe çalıştığımız teorinin sonuçlarından birisi, başlangıçta tam rekabet piyasası olsa bile bunun zaman içinde devam edemiyeceğidlr. Teknik ilerlemenin bir kaç ülkede yoğunlaşması, modern endüstri ve firmaların endüstrileri monopolcü biçim lerde yeniden örgütlemeleri, yenilikçi girişimlerin ürün fiyatlarında kaçınılmaz bir monopol rantı ya ratmaktadır. Fiyatlardaki monopol unsuru, değişim değerini yeniliğin meydana geldiği zengin ülkeler lehine çevirirken, ürünleri genellikle rekabetçi piya salarda satılan fakir ülkelerin gelişmeleri bir kez daha aksamaktadır. (33)
Yeni ürünlerin çok uluslu firmalar tarafından örgütlenen eksik rekabet piyasalarda işlem görme sinden doğan eşit olmayan değişim hadleri sorunu na, Sanjaya Lal I, haklı olarak, ağırlık vermektedir. (34) Gerçekten de, böyle durumlarda, fiyatı, reka bet koşulları değil, büyük monopolcü girişimlerin fiyatlama politikaları belirlemektedir. Çok uluslu fir malar, dikey bağlanmış operasyonlarla, az gelişmiş ülkelerden, teknoloji rantı biçiminde artık değerleri ele geçirebilecek güçtedirler.
Çok üzerinde durulmamakla beraber, 1970'de, A.BD.'nin toplam mamul mal ticaretinin üçte biri firmalar arasında yapılmıştır. 6u tip ticaretin, nisbi önemi giderek artmaktadır. Başka bir deyimle, dün ya yüzünde az veya çok rekabetçi piyasalardaki, ra kip firmalar arasındaki geleneksel ticaretin önemi giderek azalmaktadır. Endüstri ülkelerinde teknik değişmeler pazarlama ve üretimdeki değişmelerle birlikte gerçekleşmektedir. Satışlar, doğrudan ihraç biçiminde değil dış ülkelerdeki iştirakçi'firmalar yo luyla, yapılmakta; dikey bağlantılar teknolojik İlerle menin kazançlarının dünya yüzüne eşit bir biçimde dağılmasını önliyerek, kazancın yenilik yapan firma içinde kalmasını sağlamaktadır. Üretim maliyetinde ki azalmalar fiyatların düşmesine değil fakat pek az sayıdaki ülkede üretim faktörlerine ödenen miktar ların artmasına sebep olmaktadır. Böylece, zengin ülkeler, fakir ülkeler yararına araştırmalar da yap salar, bu eşit olmayan değişim hadleri, daha doğ rusu, çok uluslu firmaların fiyatlama politikaları yü zünden bu araştırmalardan beklenen yararların hiç
biri doğmaz ya da sadece bir bölümü az gelişmiş ülkelere aktarılarak bir fayda sağlıyabilir.
VI. KALİFİY E İŞGÜCÜNÜN ULUSLARARASI HAREKETLİLİĞİ
Uluslararası eşitsizlik sadece mal akımları ile değil, üretim faktörlerinin hareketiyle de yayılır. Bu klasik görüşe ters düşen bir durumdur. Genel gö rüş, herhangi bir üretim faktörünün bol olduğu ve dolayısıyla iyi bir fiyat bulamadığı ülkede, kıt olup, iyi fiyat bulduğu ülkeye hareket edeceği biçiminde dir. Buradaki varsayım faktörlerin ülkeden ülkeye serbestçe hareket edebildikleridir. 6u süreç, serma ye kfir'ı ile işgücü ücretleri ülkelerde aynı düzeyle re gelinceye kadar devam edecek ve böylece, "fak tör fiyatlarının eşitlenmesi" sonunda ülkeler arasın da gelir eşitsizliğini de azaltacaktır.
Hızlı teknik ilerlemenin bir kaç ülkede yoğun laşması bu ortodoks görüşü zedelemektedir. Teknik ilerleme nedeniyle, zengin ülkelerde faktörlerin ve rimliliği artmakta gelir düzeyi yükselip, ekonomi bü yümektedir. Bu süreç, kümülâtif olarak eşitsizliği çoğaltan bir olaydır. Ve sonucunda, teknik bakımdan ileri ülkeler az gelişmiş ülkelerdeki kıt fakat hare ketli bütün kaynakları kendine çekmektedir. (35) Yani, sermaye ve kalifiye işgücü zenginlerden fakir lere değil fakirlerden zenginlere akmakta, uluslar arası eşitsizlik artarak az gelişmişlik yerleşmektedir.
IBu alanda, beyin göçü bir örnek olaydır. Doktor, mühendis ve bilim adamlarının ücretleri zengin ül kelerde, fakirlere göre çok fazla olduğu için, sayı ları zenginlerde daha fazla olmasına rağmen, fakir lerden zengin ülkelo, 9 bir beyin göçü olayı vardır. Bu olay sonunda kalifiye personel, kıt olduğu ülke de daha da azalmakta, bol olduğu ülkede ise artır maktadır. TAlBLO'dan görüleceği gibi, AB.D. her yıl binlerce meslek sahibi insan çekmekte, diğer Av rupa ülkeleri de bu güçten pay almaktadırlar.
TABLO 2. (*) AZ GELİŞMİŞ ÜLKELERDEN ABQ*Y E BEY İN GÖÇÜ. 1962 1969
Doktor, dişçi ve cerrahlar Temel bilimciler Sosyal bilimciler Mühendisler
12.805 6.528 1.674
19.358
(33) Bu teori, ticaret hadlerinin devamlı olarak fakir ülkeler aleyhine bozulacağını öngörmüyor. Hatta, bu ülkelerin ticaret hadlerinin iyileşmesi bu teorik çerçeve isinde tutarlıdır; yani, zen gin ülkelerde ihraç mallarının marjinal maliyetleri, fiyatlarından daha hızlı düşüne (teknik1 ilerleme nedeniyle) ticaret haddi aleyhlerine dönmüş olur. Bu teori fakir ülkelerin tek fak törlü ticaret hadlerinde bir düzelmeye de imkân veriyor. Ancak, çift faktörlü ticaret hadleri yani ticaret kazancının dağılımı zengin ülkeler lehine gelişecektir Bu anaHrimlrin. A. Emmanuel. Unegual Exchange: A study of the Impertelism of Trade, Monthly Revienv Press, 1972'deki ana lizle ortak bir noktası nimndıgım da burada belirtmeliyiz.
(34) Sanjaya Lall, •Transfer pricing by mulUnational manufacturing firms", Oxford Bulletln ot Economics and Stattotics, Augıst, 1973.
(35) Kümülâtif dengesizlik, zengin ülkelerin, düz isçilerin kendilerine göcetmeeine karsı koyduğu engellerde daha da artmaktadır.
(•) KAYNAK: J. Bhagwati ve W. Dellafer. "The brain drain and income taxation" World Development. Kebruary, 1973.
Fakir ülke meslek sahiplerinin zengin diyarlara göçünün bir takım sonuçları vardır: Birincisi, göç menlerin gelirlerinin yükselmesidir. İkincisi, göçün marjinalden öte bir önemi varsa, az gelişmiş ülke deki artık değerin (economic surplus) ve dolayısıy la geri kalan nüfusun gelirlerinin azalmasına sebep olmasıdır. Üçüncüsü, sınırlı da olsa bazı ücretler gelişmiş ülkelerdeki düzeylere çıkabilir, bu da, fa kir ülkede daha büyük bir gelir eşitsizliğine ve pro fesyonel olmayan nüfusun yani fakirlerin hayat stan dartlarının daha da düşmesine yol açan bir durum dur. Böyle bir durum sonucunda sosyal kaynamalar ve çatışmalar ortaya çıkacaktır.
Bu etkilerin bazıları ŞEKİL 1'de gösterilmiştir. Başlangıçta, az gelişmiş bir ülkede, sosyal marjinal üretimlerine eşit (W,) ücreti alan (NO sayıda pro fesyonel eleman olduğunu varsayalım. Eğer (N> N,) sayıda eleman göç ederse milli gelir (A N2 N, C) kadar azalacaktır; bunun (6 N, N, C) kadarı göç edenlere ödenen kısımdır. Geri kalanların geliri de (ABC) kadar azalmıştır. Sonuç olarak, göç edenler hariç halkın durumu kötüye gitmiştir.
Geride kalan (N2) sayıdaki elemanın ücreti de (W>) yükselecektir. Böylece, gelir eşitsizliği arta caktır. Tabii bir verimlilik artışı da olmadığı için profesyonel elemanların ücret artışını halkın geri kalan kısmı ödemektedir. (Çünkü, bu gelir artışı, elemanların kıtlığından İleri gelen bir kıtlık rantı dır.) Şekil 1, bu elemanların aldığı ücret toplamının (W, W] A8) kadar arttığını göstermektedir. Bu mik tar, aynı zamanda profesyonel olmayan elemanların, gelir dağılımındaki değişme nedeniyle uğradıkları kayba da eşittir. Başka bir deyimle, profesyonel ol mayan elemanlar iki yönlü bir kayba uğramışlardır:
Profesyonel elemamn sosyal marjinal üretimleri
Gelir etkisi (ABC) ve dağılım etkisi (W, W; AB). (*) toplam kayıp ikisinin toplamıdır: (W, W2 AC).
V». FİNANS KAPİTALİN HAREKETLİLİĞİ
Beyin göçü çağdaş dünya ekonomisinin önemli özelliklerinden biridir. Aynı şekilde, önemli bir olay da finans kapitalin uluslararası hareketleridir. Yuka rıdaki analiz bu olaya da uygulanabilir. Ancak, fi nans kapitalin fakir dünyadaki rolü hakkındaki ger çekler ve efsaneler birbirine karışmıştır.
Fakir ülkelerdeki doğrudan yabancı yatırımların büyük kısmı petrol gibi ham madde sektörüne değil fakat imalât sektörüne akmaktadır. Örneğin, ABD' nin, Latin Amerika'deki özel imalât sektörü yatırım larının toplam yatırım miktarı içindeki payı 1957, % 10.7 iken 1967'de % 60.5'e çıkmıştır. Bu drama tik değişmenin ötesinde bir başka gerçek de yatı rımların hızla artmaması, sadece sektörel dağılımın değişmesidir. Fakir ülkelerin zenginlerden aldığı ser maye, tablodan da görüleceği gibi gülünç bir miktar dır.
TABLO 3. (**) ABD'nln ÜLKE DIŞI İMALAT
9EKTÖRÜ Y ATIRIMLARI (1971)
Miktar
Pay
(Milyon $) (%)
Gelişmiş ülkeler
29.483
5.991
Toplam
35.475
ABD'nin 1971 yatırımlarının % 17'si az gelişmiş ülkelere fakat nispeten daha az fakir bölgelere git miştir. Az gelişmiş ülkeledekl ABD, İmalat sektörü yatırımlarının % 83 (4598 milyon $) Latin Amerika' da 1.000 milyon S dan az bir miktarı da Asya ve Af rika'nın daha fakir ülkelerine yönelmiştir. İngiliz yatı rımları da benzer bir eğilim göstermektedir: 1971 yılı doğrudan yatırımlarının (petrol ve portfolyo yatırımlar hariç) % 12'si az gelişmiş ülkelerde, % 88'1 zengin ülkelerde toplanmıştır. (36)
Yatırımların zengin ülkelerde yoğunlaşmasının nedeni, bu ülkelerde kârların daha yüksek olmasıdır. Bu bulgu, geleneksel teorinin sonuçlarına ters düş mektedir. Klasik İktisat teorisi, sermayesi kıt olan ülkelerde, bu kıtlık nedeniyle kâr hadlerinin daha yüksek olacağını öngörür. Kâr yüksek olacağı İçin da sermaye, zengin ve sermayesi bol ülkelerden fakir lere akacaktır. Bu durumda klasik teori yanlıları, si yasi belirsizlik ve risk gibi mazeretler İleri sürmek 'tedirler. Ancak, bize kalırsa, devamlı teknik tlerİeme Profesyonel eleman sayısı nedeniyle, zengin ülkelerde sermayenin kârı, tabii
( • ) Oellr etkisi: incozne eMect; dajtüun etkisi: distributton «Jffect. (••) KAYMAK : US. Department of Comroerce, Survey ot Cnrrent Buaipeu NovttnUr 1972. (36) Information Dlvislon of the Treasury, Economic Progren Report, No. 40, June, 1973.
olarak yüksektir. (37) Eldeki basit veriler bile bu görüşle tutarlıdır.
TABLO 4. (*) ABD, ÖZEL DIŞ Y ATIRIMLARSIN KÂR HADLERİ 1965 1970 ORTALAMASI (Y üzde olarak)
Ülke veya Bolgtr
İmalât
Diğer
Endüstrisi Endüstriler
Japonya
ingiltere
Ortak Pazar
Diğer Batı Avrupa ülke
leri
'
Avustralya, Y eni Zelanda,
Güney Afrika
Kanada
Diğer Az Gelişmiş
B6lgeler
21.8 14.4 12.1
10.6
11.0 7.8 9.9
U_5
17.2 12.6
7.8
17.6
12.7 6.6 7.7
10.9
Tablo 4'dekl verilere göre, ABD. yatırımlarının büyük kısmının yöneldiği Latin Amerika'da kâr haa leri, Kanada hariç, zengin bölgelerdekinden düşük tür. Üstelik, Latin Amerika'da yabancı sermaye kâr haddini yükseltmek için, vergi İndirimi, sübvansi yonlar, gümrükler v.b. koruma tedbirleri de uygula nırken... Ancak bu veriler de, İddiamızı desteklemek, İçin yeterli sayılmıyabiür. Çünkü tablodaki kâr had leri ortalama kâr hadleridir. Neo klas!k varsayımı (ve kendi vareayımızı) test etmek için, muhakkak, marjinal kâr hadlerini bilmemiz gerekir. (38) Fakat, risk bir yana bırakılsa bile, kârlar transfer fiyatları nın yüksekliğinden doğmaktadır. Sonuç olarak, kâr hadleri zengin ülkelerde daha yüksek olmakta ve bu da zenginlerin diğer zengin ülkelerde yatırım yap malarının nedenini açıklamaktadır.
Gelişmiş ülkelerde kâr hadlerinin yüksek olma sı, az gelişmiş ülkelerdeki tasarrufların ve serma yenin de buralara kaymasına yol açmaktadır. Böyle ce, fakir ülkeler, zaten kıt olan sermayelerini bir de bu yolla zenginlere kaptırmaktadırlar. (39) Bu açıkça, uluslararası gelir eşitsizliğini çoğaltan ve yerleştiren bir gelişmedir. Uluslararası ekonomide (çok defa da bir ekonomi içindeki bölgeler arasın da) görülen bu kutuplaşma teknik ilerlemenin nite
liği ve ortaya çıktığı yerlerin özellikleri ile kapita list ekonomi sisteminin kendine özgü hareketliliğin den doğan kümülatif sürecin yarattığı bir olgudur.
Sermayenin akışı ile ilgili sistemin nasıl çalış tığını basit bir şekil üzerinde gösterebiliriz. Y atay eksende, zengin ve fakir ülke için kişi başına ta sarruf ve yatırım akımı ölçülmektedir. Dikey eksen de ise yüzde olarak yatırım kâr hadleri ölçülüyor. Tasarrufların faizleri ile yatırımların gelirleri eşit sa yılmakta, tasarrufları yatırıma çevirme maliyeti söz konusu edilmemektedir.
Başlangıçta dünya ekonomisi dengededir. Y atı rım kârı (r0) zengin ve fakir ülkede eşit olduğun dan tasarruflar herhangi bir yöne hareket etmemek tedir. Her ülkedeki kişi başına yatırım, tamamen, tasarrufların miktarına, bağlıdır. Tasarruf edilen mik tar da, aslında kâr haddine bağlı olduğu halde, bu rada basitlik amacıyla kâr haddinden bağımsız sayıl mıştır.
Şimdi, zengin ülkede araştırma çalışmaları so nucunda ortaya çıkan teknik İlerleme nedeniyle (İp) yatırım çizgisi (İp) ne kaymakta ve zengin ülkedeki yatırımların kâr haddi (r.) dan (r,) e yükselmekte dir. Zengin ülkede ortaya çıkan İlerlemeler, fakir ül kelerin ürettiği malların aleyhine bir durum yarat tığından, fakir ülkedeki yatırımların verimliliği aza lacak, yatırım çizgisi (İp') den, daha aşağıya, (İp') e kayacak, dolayısıyla, bu ülkedeki kâr haddi (r.) dan (r2) e düşecektir.
Daha önce eşit olan yatırım kârları, şimdi, tek nik İlerleme nedeniyle, İki ülke arasında (r, r ) , ka dar farklıdır. 8u fark bir dengesizlik durumu yarat makta, bu farkı kapatmak için de fakir ülkeden zen gine sermaye akımı başlamaktadır. 6u akım, fakir ülkedeki (AB) tasarrufuna eşittir ve böylece (sp) ekseni (sp') ne zengin ülkedeki (Sr) ekseni (Sr') ne kaymaktadır, (ab = A 6 ) . Tekrar, bunun sonucunda fakir ülkedeki yatırım kârları (r3) den (r3) e yükse lirken, zengin ülkede (n) den (r t) e düşecektir. Ta bii, pratikte hiç bir zaman dengeye varmak mümkün olmayacaktır. Çünkü, teknik ilerleme ve dlje r olgu lar sistemi devamlı olarak bozacaktır. Başka bir de yimle, zaman içinde, yatırılabilir fonların gelişmiş ülkelere ısrarlı bir kaçışı vardır.
(37) Aa geUemis ülkelerde kar hadlerinin düşük almasının nedenleri arasında dtter faktörlerin ar zudaki dar boğazlar ve bu faktörlerin bir kısmının yokluğu sayılabilir, örneğin, enerji latuftı ya da İnşaat malzemelerinin ulaşımındaki güçlükler bütün endüstrilerinin Mrhnm mıltahtllr. Bunun da ötesinde, darboğaz, özellikle, ticarete konu olmayan mal ve hizmetlerde görülüyor sa, yatırımın devreye girmesi gecikebilir, ham maddeler bulunamaz v.b. Bu nedenleri* kar had leri düşer ve müteşebbislerin tahminleri kötUmserteslr.
( ) KAYNAK: US. Department of Commerce Survoy ot Current Buslneu, October, 1973. (38) John Dunning, 1960 1965 dönemi İngiliz deniz asın yatıranlarının (petrol, fcanlrnrılılr ve si gorta hariç) marjinal kar hadlerini az gelişmiş ttlkeler tein % 7.1, gettonla ülkeler lcin % 12.6 bulmuştur. Bkz., J. H. Dunning, Studiea İn International Investment, George Ailen and
Unırlh, 1970, S. 67, 66. O<) örneğin, 1966 yılı sonu itibariyle, meşhur (sonradan batan) Investora Overseas Bervices'io
500 m. | dan fazla olan fonlarının en az % 40 ı az gelişmiş ülkelerden gelmişti. Bkz. C. Raw, et al., De you Şlnccrsly Want to Be Rich?. Penguln, 1972.
Bir çok iktisatçı, kaynakların bu şekilde ters yönde akarak eşitsizliği artıracağını öngörmektedir. Bu akışın etkileri de çarpık (asimetrik) olmaktadır. Fakir ölkelerden gelen kaynaklar zengin ülkede kişi başına yatırımın küçük bir kesimini teşkil ederken bu kaynak fakir ülkede kişi başına önemli bir yatı rım kaynağının kaybı anlamına geliyor. Zengin ül keye ancak marjinal bir katkıda bulunan bu kaynak akışı durdurulmazsa, fakir ülkelerin durumu hiç ona rılmıyacak kadar kötüye gidecektir. (40) Bunu, Şe kil 2'deki terimlerle belirtirsek:
ab/Ob < Alî/AO
Son olarak, fakir ülkeden zengine yapılan tasar ruf transferinin, fakir ülkedeki sermaye kârlarını yükseltmesi üzerinde duralım. Bu değişiklik, fakir ülkede sermaye sınıfı lehine gelir dağılımını daha da bozacaktır. Başka bir deyimle, fakir ülkedeki yok sul sınıflar (mülkü olmayanlar) iki yönden kayba uğrayacaklardır. Ülkedeki yatırılabilir artık değer
Fakir Ülkeler
ler (investible surplus) zengin ülkeler tarafından emilmiş olacak, ikincisi de geri kalan milli gelirin dağılımı, eskisine göre, kendi aleyhlerine daha da bozulmuş olacaktır. Uluslararası sermaye hareketle ri, kalifiye eleman göçü gibi, azgelişmiş ülkelerde kişi başına milli geliri düşüren ve gelir dağılımını bozan bir etki yaratmaktadır.
VIII. DOĞRUDAN Y ATIRIMLAR Yukarıdaki analiz, tasarrufların ve finans kapita lin coğrafi hareketliliği ile ilgiliydi. Çok uluslu fir maların kendi ülkeleri dışındaki doğrudan yatırımları üzerinde durulmamıştı. Yine bu bölümde, yatırım kârlarının zengin ülkelerde daha fazla olması nede niyle, tasarrufların daha yüksek kazançlar aramak için az gelişmiş ülkeleri terkettiğinl söylemiştik. Zengin ülkelerdeki yüksek yatırım gelirlerinin nede ni sermaye kıtlığı değil fakat bu ülkelerde devam lı yeni ürünle ve üretim tekniklerinin ortaya çıkma sı ile yaratılan yatırım olanaklarının çokluğu idi.
Zengin Ülkeler
Sp
İp İp
'2
(40) Az gelişmiş ülkelerden zengin ülkelere sermaye akısı, bu ülkelerin ödemeler dengesini de boz maktadır. Bu bozma etkisi çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilir ve kargılısında da çeşitli tedbir ler alınır : döviz rezervleri eriyebilir, toplam talep (asgregate demand) azalabilir, dı« yardım ihtiyacı ve borçlanmalar artabilir; yabancı yatırımları çekmek için ilâve teşvik tedbirleri gere kebilir; sermaye akışlarının kontrolü slddetlendirilebilir; devalüasyonlar, gümrük tarifeleri, sübvansiyonlar vb. yoluyla ihracatı teşvik, ithalâtı kısıtlama tedbirleri getirilebilir.
Elektrik Mühendisliği 21'
Böylece, zengin ülkelerdeki yatırım kârlarının, en azından bir bölümünün, teknoloji (knovvledge) ne deniyle doğan bir monopol rantı olduğu söylenebilir. Daha genel bir biçimde de, yeni bilgi yaratma yoluy la, zengin ülke firma ve yurttaşlarının ister zengin ülke tasarruflarından isterse fakir ülkelerden gelsin, yatırdıkları sermayelerin kârlarının yükseleceği an lamındadır.
Gelişmiş bir ülkedeki ticari bir kuruluş, bir ye niliği piyasaya çıkarıp, bundan kâr sağlamak ister se çeşitli yollara başvurabilir: Kendi ülkesinde üre tip dış ülkelere de ihraç edebilir; dış ülkelerde doğ rudan yatırım yapabilir; ortaklık kurabilir; patent, lisans ve know how satabilir. Firmanın hangi yolu seçeceğini etkileyen pek çok faktör vardır; fakat, bu faktörleri ve nasıl işlediklerini ayrıntısıyla İncele mek bu yazının çerçevesi dışında kalmaktadır. Eğer analizimiz doğru ise, çok uluslu firmalar az geliş miş ülkelerde, yerli sermayedarların elde ettiklerin den daha fazla kâr elde etmek amacıyla yatırım ya parlar, (bu yatırım yapmanın ekonomik şartıdır), an cak yabancı sermayenin aldığı, sermaye kârından öte, kıt ve monopol haline getirilmiş teknolojik bil ginin rantıdır.
Ne yazık ki, bu varsayımı destekleyecek fazla bir veriye sahip değiliz. Mevcut veriler, yine de, görüşümüzü bir ölçüde desteklemektedir. Örneğin, Hindistan'da yapılmış bir çalışma, yabancıların kont rol ettiği 336 firmalık bir örnekleme ile 1944 fir malık Hint firmaları örneklemesi arasındaki kâr had leri karşılaştırmasında, yabancıların % 50 civarında daha fazla kâr ettiğini ortaya koymaktadır.
TABLO 5. ( ' ) HİNDİSTAN'DA GAY Rİ SAFİ SERMAY E KARLARI, 1966 1967 VE 1967 1968 Y ILLARI ORTALAMASI
(Y üzde olarak)
1.944 Yerli (Hint) firma
8.0
366 Yabancı firma
11.8
Yabancı firmaların kârlarının kaynakları, Kolom biya ekonomisi için toplanmış verilerden daha da açık bir biçimde görülebilmektedir. TABLO 6'da, 53 yabancı imalât firmasının vergiden sonraki kâr had leri çeşitli durumlara göre, öz varlıklarının % 8.4 ilâ % 52.0 oranında değişmektedir. Sermaye kârları, royalty ve flrma lçi satışlardan kazanılan miktarlar
yanında çok düşük kalmaktadır. Çok önemli bir nokta da, toplam sermayenin yani öz varlık artı uzun ve kısa vadeli borçların kâra oranının % 2.2 gibi çok düşük bir düzeyde olmasıdır. (41)
TABLO 6. (**) KOLOMBİYA'DA 53 YABANCI İMALÂT FİRMASININ KÂR HADLERİ, 1966 1970
ORTALAMASI
Kavram
1) Vergiden sonraki kâr beyanı, öz var lığın yüzdesi olarak.
2) Vergiden sonraki kâr arta royalty ödemeleri, öz varlığın yüzdesi ola rak.
3) Vergiden sonraki kâr artı royalty öde meleri artı firma içi ithalâttan do ğan yüksek fiyatlama, öz varlığın yüzdesi olarak.
4) Vergiden önceki kâr artı royaltiler artı öz varlık üzerinden hesaplanan faiz ödemeleri artı uzun vadeli borçlar artı banka kredileri.
5) Vergiden önceki kâr artı royaltiler artı öz varlık üzerinden hesaplanan faiz ödemeleri artı uzun vadeli kre diler artı kısa vadeli krediler.
6.4 13.1
52.0
9.3
2.2
Böylece, yabancı imalât firmalarının bazılarının bu ekonomiden elde ettikleri kârın, sermayesi kıt bir ekonomiye sermaye temin etmek biçiminde bir hizmet sonucu değil fakat kendi ülkelerinde yara tılmış olan teknolojik bilginin monopol rantından İle ri geldiği anlaşılmaktadır. Bu 53 firmaya sağlanan Kolombiya sermayesinin (krediler) kârı çok düşük (hatta bazı durumlarda negatif) iken, yabancı tek nolojinin kârı çok yüksek olmuştur. Bunun sonucu, bu firmaların yarattığı katma değerin en büyük kıs mı yabancılara gitmiş, Kolombiya ekonomisi bundan çok az yararlanmıştır. Gerçekte, bazı durumlarda ya bancı sermaye o ölçüde korunmuştur ki, yabancıla rın götürdükleri miktar gerçek katma değerin yani bütün girdiler ve çıktılar kendi sosyal fırsat maliyet leri ile hesabedildiklerinde elde edilecek katma de ğerin çok üstünde olmuştur, işte, böyle durumlarda Kolombiya ekonomisinin kaybı mutlaktır.
(•) KAYNAK: Prabhat Patnalk, "Private corporate İndustrial lnvestment in Indla, 1947 1967 Factors affectkıg İta sise, cyclical fluctuathm and sectoral dlstrlbutlon, D. Phll. thesis, Oxford
University, 1973. NOT: Karlar amortisman düşülerek fakat vergiden önce hesaplanmıştır. (41) Arnold HarberBer, Kolombiya'da toplam sermaye (özel ve kamıı, imalât ve dl»er sektörler
İçin) kârını, yapılan varsayımlara baftlı olarak % 8.3 ile % 10.4 arasında tahmin etmiştir. Bkz. Project Evaluatton, Macmillan, 1970, Sn. 6, TABLO 6. 18 ve 6. 20. (••) KAYNAK: Dantel Chudnovsky, Forebcn manufacturing firma* behavlour İn Colombia: A study of the influonce of technotogy, adrerttslng and financlng upon profitabUlty, 1986 1970, D. PhU, thesis, Oxford University, 1973. Ch. HL
NOT : (3) nolu kavram, lQ'u ilâç Mrma« olan 13 «rma örnejine dayanmaktadır.
IX. ÖZET
Bu yazıda, uluslararası iktisadi ilişkilerin bazı ülkeleri nasıl olup nisbl ya, da mutlak olarak zarara uğrattığını açıklamağa çalıştık. Ağırlık verdikleri ko nuların, kullandıkları yöntemlerin, hatta ortaya koy dukları temel sorunların farklılığına rağmen, ele al dığımız dış ticaret teorilerinin üzerinde birleştikleri bir nokta vardır; o da, menfaat çatışmasının bir çı kış noktası olduğudur. Oysa birçok iktisatçının be nimsemiş olduğu varsayım, İktisadi İlişkilerde, men faat uyuşmasının önde geldiğidir. Böylece, ne bir iktisadi bağımlılık, ne bir yeni sömürgecilik ya da emperyalizm ile ilgili bir iktisat teorisine gerek kal mamaktadır. Bu olaylar politik, sosyolojik ve kültürel nitelikte olup, iktisadi ilgilendirmez.
Tabii, bu tez bize tamamen ters düşmektedir. Ulusal devletlerden meydana gelen bir kapitalist dünya sistemi içinde hızlı bir teknik ilerleme yaşa yan gelişmiş ekonomiler fakir ülkelerin en kıymet li kaynakları olan yetişmiş insan gücüne ve yara tılan artık değerlere bir şekilde el koymaktadırlar. Ticaret, göçler, uluslararası sermaye hareketleri yo luyla ülkelerarası eşitsizlik büyümekte ve bu durum da da kitlelerin yaşam düzeyleri mutlak olarak düş mektedir. Gerçekte, bana kalırsa, az gelişmişlik ka •pltalizmln bir ürünü olarak anlaşılmalıdır; sonucun da bir ekonomi kendi öz kaynaklarından mahrum kal makta, zor yoluyla ya da tahrip edilerek ele geçiri len kaynaklar nedeniyle İçine düştüğü fakirlik, onu az gelişmişler arasına katmaktadır. Y apısal fakirlik yani az gelişmişlik kapitalist sisteme özgü güçlerin hareketlerinin doğal bir sonucudur.
Birinci bölümde, hemen bütün araştırma ve ge iiştirme harcamalarının zengin ülkelerde yapıldığını ve bu araştırmaların bazı durumlarda fakir ülkelere zararlı olabileceğini gösterdik.
İkinci bölümde, zengin ülkelerin büyümesinin esas olarak teknik ilerlemeye dayandığını, fakir ül kelerin büyümesinin İse sermaye birikimi ve nüfus artışına bağlı kaldığını gösterdik. Teknik ilerleme zenginlerin büyümesini hızlandırırken, fakirleri daha da geriletmektedir. Üçüncü bölümde, uluslararası ik tisadi ilişkilerdeki dört temel çarpıklık (asimetri) tartışıldı. Bu çarpıklıklar az gelişmiş ülkelerin ulus lararası ticarete bağımlılığını artırmakta, pazarlık güçlerini ve bağımsız hareket etme olanaklarını azal tarak kendi dışlarında meydana gelen değişmelere edilgen bir biçimde uyma durumunda bırakmaktadır. Uyma (adaptasyon) genellikle pahallı bir süreçtir Dördüncü bölümde, bu koşullarla ticaret yapan az
gelişmiş ülkelerin ticaretten son derece dengesiz bir biçimde yararlandığı ortaya kondu. Beşinci bö lümde gösterildiği gibi, teknik İlerleme zengin ül kelerdeki az sayıda firma ve endüstride yoğunlaş tığından sorun daha da güçleşmektedir. Çünkü bu firmalar, bu teknik bilginin monopol rantını alarak, eşitsizlik olayının temel nedeni olmaktadırlar.
Mal akımları ile yaratılan eşitsizlik üzerine ser maye ve işgücü hareketleri tuz blber ekmektedir. Altıncı bölüm, kalifiye eleman göçlerinin, az geliş miş ülkelerde hem kişi başına milli geliri azalttığını hem de geri kalan gelirin daha kötü bir biçimde da ğılmasına yol açtığını ortaya koymaktadır. Benzer bir analiz, Y edinci bölümde, finans kapital hareket leri için yapılmıştır. Genel olarak imalât sektöründe ki yatırım kârları zengin ülkelerde daha fazla oldu ğundan tasarruflar sermayesi kıt fakir ülkelerden, sermayesi bol zengin ülkelere akma eğilimindedir. Bu akım az gelişmiş ülkelerin fakirliğini daha da arttırmakta, ulusal ve uluslararası eşitsizlik büyü mektedir. Sundan başka, çok uluslu firmaların, az gelişmiş ülkelerdeki doğrudan yatırımları sorunu vardır. Sekizinci bölümde, bu firmaların az gelişmiş ülkelerde elde ettikleri aşırı kârların, bu ülkelerde sermaye kıtlığından doğan yüksek bir sermaye fi yatı değil fakat teknolojik bilgiden ileri gelen bir monopol rantı olduğu ortaya konmuştur.
İşte, az'gelişmişliği ve uluslararası sürekli eşit sizliği yaratan bu güçler otomatik bir süreç İçinde kümülâtif etkiler doğurmaktadırlar. Bunda, büyük fir maların ya da zengin ülke hükümetlerinin kötülük lerini aramak gereksiz. Gerçi, bu güçler, her zaman zengin İle fakir arasındaki farkı kaldırmak için ara sıra ortaya atılan kişi ve kuruluşların hayırhah ey lemlerini sonuçsuz kılaJbilirse de, az gelişmişlik ve uluslararası eşitsizlik, teknik ilerlemeyi bir kaç ül kede yoğunlaştırıp kaynak dağılımını kâr makslmi zasyonu İlkesine dayandıran bir sistemin sonuçları dır. Zengin ülkeleri hızlı bir kalkınma sürecine so kup, fakirleri de durgunluğa mahkûm eden şey tek nik ilerlemedir. (42) İşgücü verimliğinl ve ücret leri yükselten, zengin ülkelerdeki yüksek sermaye kârlarının bu düzeyde sürdüren de yine monopol durumundaki yeni teknik bilginin yarattığı teknolojik değişmedir, ileri teknoloji monopolü, zengin ülkele rin, ticaret ya da doğrudan yatırımlar yoluyla aşırı kârlar ve rant sağlamasına yol açmaktadır. Zengin ülkelerdeki yüksek faktör kazançları fakir ülkelerin kalifiye insan gücünün ve mail kaynaklarının zengin ülkelere kaymasını teşvik etmektedir. Böylece, fakir ülkelerin, potansiyel gelişme olanakları zengin ülke lere akıp, kaybolmaktadır. Çağımızın sonu budur.
(42) Bazı az gelinmiş ülkeler, zaman zaman, petrol bulunması Biti. düter kıymetli tabi kaynakların bulunması gibi mutlu tesadüflerle zengin olma t»"«"»» kavuşabilirler Ancak, bu kaynaklar bir süre hızlı bir gelişmeye imkan verse de bu sürekli olamaz. Dolayısıyla, ülkenin az gelişmişlik çemberinden kurtulması çok Büçtür.