Elektrik Mühendisliği · Sayı 227 · Kasım 1975

OLAYLAR - YORUMLAR

Haberleşme, telekomünikasyon ve yayıncılık Görüş ve değerlendirme

Yıl
1975
Sayfa
8
Okuma süresi
24 dk
Görüntülenme
0

Konu

Haberleşme, telekomünikasyon ve yayıncılık

İlgili: Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma, Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı

Anahtar kelimeler

  • PTT
  • telefon abonesi
  • telefon tarifesi
  • yabancı sermaye
  • Bor Tesisi
  • EMO Teknik Kongresi

Özet

Derginin 'Olaylar-Yorumlar' köşesinde EMO'nun düzenlediği teknik kongre, panel ve sergi haberlerinin ardından Nafiz Çubukçu'nun Türkiye'deki telefon sorununu ve PTT'nin yatırım, tarife ve yönetim sorunlarını ele aldığı ayrıntılı bir değerlendirme ile Maden Mühendisleri Odası'nın Kırka Bor Tesisi'nin siyasi nedenlerle Bandırma'ya kaydırılmasına ilişkin eleştirisi yer almaktadır.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

«w

VII. TEKNİK KONGREMİZ 24 26 ARALIK'TA YAPILIYOR

Odamızca düzenlenen "Elektrik Enerjisi" adlı VII. Teknik Kong re, 24 25 26 Aralık 1975 günle ri yapılacak. EMO Teknik Kongre Komitesinden öğrendiğimize göre DSÎ Genel Müdürlüğü salonunda yapılacak olan Kongreye 30 dola yında bildiri sunulacak. Kongre ilgililere ve tüm üyelerimize açık. Elektrik Mühendisliği 227

EMO İSTANBUL ŞUBESİ İKİ PANEL DOZENLEDİ

Üyelerimizin uzmanlık alanla rına giren sorunları ülke ç ı karları açısından incelemek ve belli bir bilgi birikimi sağlamak amacıyla, EMD İstan bul Şubesi tarafından iki pa nel düzenlendi. 6 Aralık'da yapılacak ilk panelin konusu "Türkiye'de Elektronik Sanayii". Panelde, genel olarak elektro nik sanayiinin dökümü, n i t e l i ği, gücü ve sorunları ele a l ı nacak. "Genel olarak haberleş menin önemini ve özel olarak da İstanbul'daki haberleşme sorunlarını ve çözüm önerile r i n i " ele alacak olan ikinci panel ise 20 Aralık1da yapı lacak.

1975 TÜRKİYE ELEKTRİK VE ELEKTRONİK SANAYİİ SERGİSİ

Odamız tarafından düzenlenen "1975 Türkiye Elektrik ve Elek tronik Sanayii Sergisi" 24 Ara lık 2 Ocak tarihleri arasında DSİ Genel Müdürlüğü salonların da izlenebilecek. Sergide çe şitli kuruluşların elektrik ve elektronik sanayiine ilişkin çalışmaları ve ürünleri yer a lacak. Sergiye katılmak isteyen firmaların, katılma koşullarını Odamız merkezinden öğrenmeleri gerekiyor.

ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ GECESİ 26 ARALIK'TA

EMO VII. Teknik Kongresinin ça lışmalarını tamamlayacağı 26 A ralıkta, Odamızca üyelerimiz için bir gece düzenlendi. Kent Oteli salonunda yapılacak olan yemekli ve programlı gecenin davetiyeleri Odamız merkezinden sağlanabiliyor.

TÜRKİYE, İHRACATINA GÖRE EN COK YABANCI SERMAYE KABUL EDEN ÜLKE

Sanayi Odaları Birliği'nce ha zırlanan bir raporda, Türkiye' nin yıllık yabancı sermaye gi rişleri ile ihracattan elde etti ği döviz girişlerinin oranı gös terilmekte ve bu oranların diğer ülke ve ülke gruplarındaki ista tistiklerle karşılaştırması ya pılmaktadır. Buna göre, Türkiye' nin yıllık yabancı sermaye giriş leri ile ihracatı arasındaki oran bakımından en çok yabancı serma ye kabul ettiği yıl, 1970 olmuş tur. Bu yılda, yabancı sermaye girişlerinin ihracata oranıZ9,9' u bulmuştur. Aynı yıl İspanya' daki oran % 9,48'dir. Böylece 1970'te Türkiye, çeşitli ülkeler içinde en çok yabancı sermaye a lan faşist İspanya'yı da geçmiş tir.

1970'ten sonra sözkonusu oranın gelişmesi dalgalanma göstermiş tir. 1972 ve 1974 yıllarında bu orana göre tanımlanmış yabancı sermaye girişleri düşüktür. An^ cak 1975'te durum değişmektedir. Sanayi Odaları Birliği'nin tah minlerine göre bu yılda yabancı sermaye girişlerinin ihracata o ranı X 8,90 olacaktır. Son beş yı lın ortalaması ise X 6,70'tir.

Yabancı sermaye giriş oranı di ğer ülkelerle karşılaştırıldı ğında ise, Türkiye'nin İtalya, Belçika ve Ortak Pazar ülkele rinden hayli ilerde olduğu ve İspanya ile yarıştığı görülmek tedir.

YABANCI SERMAYENİN YILLIK İHRACAT İÇİNDEKİ PAYI

OLKELER

% OLARAK PAY

İTALYA 1970

4,62

AET ORT. 1970

2, 70

OECD ORT . 1970

2. 66

BELÇİKA 1970

2, 72

İSPANYA 1970

9,48

TÜRKİYE 1970

9,90

TÜRKİYE 1971

6,60

TÜRKİYE 1972

4, 90

TÜRKİYE 1973

6,00

TÜRKİYE. 1974

5,70

TÜRKİYE 1975(tahırin)8,90

TÜRKİYE (Son bes yıl) 6,70

türkiyede telefon sorunu nafiz çubukçu

Türkiye'de 1974 yılı sonu iti bariyle yaklaşık olarak 460 bin adet otomatik, 10 bin adet yarı otomatik (CB) ve 130 bin adet yerel bataryalı (LB) ol mak üzere 600 bin adet telefon abonesi vardır. Aynı tarihe kadar PTT'ye telefon almak i çin başvuran, fakat telefon alamamış olan istekli sayısı 675 bin dolayındadır. Telefon isteklilerine PTT'nin sunabildiği abonelik olanağı

ise yılda 80 bini otomatik, 20 bini yerel bataryalı olmak üzere 100 bin dolayındadır. Bugünkü tarifeyle, 1975 yılın da, yıl başındaki (abone + is tekli) sayısının Z 30'u dola yında, yani 380 bin yeni baş vurmanın olacağı hesap edilmek tedir. 1975 için de 100 bin is tek karşılanabileceğine göre, yıl sonunda 955 bin istekli, telefon bekler duruma gelecek tir. Tarife sabit kaldığı tak dirde, gelişmenin bugünkü şartlarla devam edeceği hesap edilmektedir. Buna göre, 1976 yılında telefon için başvura cak istekli sayısının yıl ba şındaki abone ile istekli top lamının % 35'i kadar, yani 500 bin civarında olacağı tah min edilmektedir.

İstekli sayısının, 1971'de uygulanmaya başlayan tarifey le, 1971 için % 8, 1974 için % 26 artmış olduğu gözönüne alınırsa yukardaki hesabın doğruya ne kadar yakın olduğu görülür.

Başvuranlar, bu şekilde geli şen gereksinmenin karşılanma sını istemektedirler. Gerekli yatırım ve işletme giderleri ile ilgilenmemektedirler. Oy sa, bir telefon abonesinin PTT'ye maliyeti 1971 fiyatla rıyla 18 bin TL. dolayında ol maktadır.

Bir aboneden, yılda yaklaşık olarak (tesis paraları dahil) 2.700 TL. gelir sağlanmaktadır. Buna karşılık 2.200 TL. bakım ve işletme gideri olarak har canmaktadır. Demek ki, PTT'nin eline, abone başına, yılda or talama 500 TL. brüt gelir geç mektedir. Çeşitli vergiler de düşülürse, abone başına PTT geliri 250 TL. dolayında ol maktadır. Para değerinde hiç bir düşüş olmadığı ve yatırım tutarından hiç bir faiz bek lenmediği halde dahi, bir te lefon kendisini ancak 72 yıl da amorti edebilir. Oysa tesi sin ortalama ömrü 20 yıl dola yındadır. Para değeri düşüşü, faiz oranı ve tesisin ömrü göz önüne alınırsa telefon hizmeti nin ne kadar zarara sebep ol duğu açıkça görülür. Nitekim, PTT'nin 1975 yılı finansman açığı 2 milyar 250 milyon TL. dolayındadır. Bu finansman açı

ğı, ilerki yıllarda da artarak devam edecektir.

Bir abone maliyetinin, 1975 i çin 20 bin TL.sına çıkması ola ğandır. Abone başına bu yatı rım yapılacağına göre, yılda 100 bin abone için 2 milyar TL., 200 bin abone için 4 milyar TL. gerekmektedir. 1974 sonunda bekleyen 675 bin istekli için 12 milyar 125 milyon liraya gerek vardır. 1975'te yeni çı kacak olan 380 bin istekli için de 7 milyar 600 milyon TL. ge reklidir. Bu hesaplar göster mektedir ki, bugünkü şartlarla değil telefon problemini çöz mek, bugünkü düzeyde bile tut mak olanağı yoktur.

öte yanaan, çeşitli nedenlerle PTT telefondan kâr sağlıyor gözükmektedir. Paranın faiz haddi uygulanarak "şimdiki za mana indirgenmesini" ve para değerindeki düşmeyi gözönüne almayan bugünkü bilanço siste mi, yöneticileri yanıltmaktan başka bir işe yar anlamaktadır. Türk maliyesi, en kısa zamanda bu bilanço'sistemine son verme lidir.

Telefon ve öbür PTT hizmetleri için 1973 1977 yıllarını'kapsa yan Üçüncü Beş Yıllık Planda 1971 fiyatları ile 5 milyar 500 milyon yatırım yapılması hedef alınmıştır. Bu, güncel fiyatlarla 8 milyar civarında bir yatırım demektir ki, ancak 400 bin civarında yeni abone sağlayacaktır. Oysa, bu dönem de en az 1 400 000 istekli çı kacaktır. Bunun tamamını kar şılayabilmek için 20 milyar lira ek yatırım gerekecektir.

Sorunu, böyle bir çıkmaz içine sürükleyen nedenlerin temelin de, telefon hizmetlerine ger çek boyutları ile bakamayan, bilançolardaki aldatıcı rakam ların gerisini göremeyen, ya bancı ulusların kendi çıkarla rı için öne sürdüğü hususları gereği gibi değerlendiremeyen, zamanını tercihli telefon da ğıtımı veya göstermelik hizmet lerle geçiren siyasal yöneti cilerin tutumları yatmaktadır. Hatta, bu yöneticilerden bazı ları, aşırı özel sektör hay ranlığı ile az çok kâr geti ren büyük şehir tesis ve iş letmelerini, yerli ve yabancı özel firmalara devretme gayre

ti içine girmişlerdir. Pek ta bii olarak, böyle yöneticile rin bir çözüme ulaşması bekle nemez.

Telefon sorununu çözebilmek i çin, bu soruna bakış açımızı yeniden saptamak zorundayız. Telefon aboneliğinin ereği ba zı zaman ekonomik (özellikle işyerlerinde), bazı zaman sos yal (konutlarda), bazı zaman savunma hizmetleri ve bazı za man da bunların çeşitli şekil de karmasıuir. Durum böyle ol duğuna göre, kurulacak tele fonlar için, gereksinme nede nine göre bir ağırlık verilme lidir.

Sosyal gayesi ağır basan ev te lefonlarının kullanıcıları ge nel olarak, orta ve zengin top lum kesimidir. Bu kesimin kul landığı telefon hizmetlerinin hazine desteği ile beslenmesi, alt gelir tabakalarının üst gelir tabakalarına yardım et mesi anlamına gelmektedir. Bu nun da, ek bir sosyal dengesiz lik kaynağı, olduğu açıktır.

Telefon isteklerinin karşılan masında uygulanan kurallar da bugün tam bir adaletsizlik ha line dönüşmüştür. Yasalarımıza göre, telefon tesis ve dağıtım işleri PTT Genel Müdürlüğü te keline ve dolayısıyla sorum luluğuna verilmiştir.

PTT Genel Müdürlüğünün işlemle rini denetlemek ve gözetlemek görevi de Ulaştırma Bakanlığı na aittir. Yasalarımıza, genel hukuk kurallarına ve gereksin melerin önemine göre telefon dağıtım esasları PTT'ce tespit edilmiş; kimlerin tercihten hangi sıra ile yararlanacağı saptanmıştır. Ayrıca da, Ulaş tırma Bakanı'na, PTT Yönetim Kurulu kararı ile sınırsız te lefon tahsis ve dağıtım yetki si verilmiştir. Hiç bir hukuk kuralına göre, bir Bakan'a, onun denetim ve gözetimi altın da bulunan bir kuruluşun yet ki veya görev vermesi söz ko nusu olamaz. Kaldı ki, bu yol la yetki alan bir Bakan'ın, PTT üzerinde etkili bir dene tim ve gözetimi de olanak dı şıdır.

Telefon probleminin bu yönet sel ve oldukça basit yönü üze rinde duran yöneticiler, asıl

çözümü düşünecek zaman bile bulamamaktadırlar. Oysa, tele fon, probleminin normal düzeye getirilebilmesi için şu ana ilkeler üzerinde durulmalıdır:

MADEN MÜHENDİSLERİ ODASI: "BOR TESİSİ YAPIMI TEKELCİ ŞİRKETİN ETKİSİYLE GECİKTİRİLDİ"

1) Telefon şebekemiz, çağın telefon şebekesine Kalite olarak uygun duruma getiril melidir.

2) Telefonda hazine desteği kaldırılmalı veya uygun bir duruma düşürülmelidir. Ku ruluş, kaynak yaratır duru ma getirilmelidir.

3) İşletmenin kaliteli ve ucuz olabilmesi için, gerekli işletme tedbirleri alınma lıdır.

4) Telefon dağıtımı belirli ku rallara bağlanmalı, kayırma lara olanak bırakılmamalıdır.

5) PTT'nin kamu yönetimi için deki yeri yeniden saptanma lıdır. PTT, gördüğü hizmet gereği İktisadi Devlet Te şekkülü olmaktan çıkarıla rak Katma Bütçeli bir kuru luş haline dönüştürülmeli dir.

6) Telefon işletmesine ait, 1930'İardan kalma İstanbul ve İzmir Telefon İşletme Şirketleri statülerini esas alan yasalar günün teknik, ekonomik ve sosyal gerekle rine uygun tek bir yasa ha linde yeniden düzenlenmeli dir.

7) Telefon hizmetleri için, uzun dönemde, otdfinansman esas alınarak, yeterli yatı rım olanağı sağlanmalıdır.

8) PTT'nin şehirlerarası' tesis lerinin, sivil ve askeri, milli ihtiyaca dönük, NATO' dan daha bağımsız bir şekil de kurulması sağlanmalıdır.

9) Statü değiştirilinceye ka dar, PTT Yönetim Kurulu ba zı siyasi parti veya öbür güçlerin etki alanından çı karılarak, PTT hizmetlerine göre oluşturulmalıdır.

10) PTT iç yapısında, günün ko şullarına uygun yeni bir düzenleme, zaman geçiril meksizin yapılmalıdır.

11) Çeşitli yabancı firmaların telefon şebekemiz, bilhassa İstanbul, Ankara ve İzmir üzerinde oynamak istedikle ri oyunlara fırsat verilme melidir.

(Cumhuriyet; 4 Kasım 1975)

Maden Mühendisleri Odası Başka nı Murat Turan, dün düzenlediği basın toplantısında Eskişehir' in Seyitgazi ilçesine bağlı Kırka bucağında kurulacak "Kır ka Bor Türevleri Tesisi"nin, politik bir kararla Bandırma' ya aktarılmasını eleştirmiş, "Bu politik karar, AP içindeki hiziplerin bir sonucu olarak alınmaktadır. Sırrı ve Sıtkı Yırcalı'lar, tesisin Bandırma' da kurulmasını isterlerken, Seyfi öztürk Kırka'da kalması nı istemektedir" demiş, şöyle devam etmiştir:

"AP Başkanı Süleyman Demirel' in geciktirilen yatırımın Kır ka' dan Bandırma'ya aktarılması söz konusu değilken Bandırma' da temel atması belirttiğimiz politik yönü kanıtlayıcı bir olaydır.

ülkemizdeki her yatırımda var olan uluslararası tekelci ser mayenin denetimi ve yönlendiri ciliği, Kırka bor tuzu türev leri tesisinde de somutlaşmış tır. Elde edilecek üç bor tuzu ürününün yurt içinde tüketim alanı bulunmamaktadır. Bunla rın yanında egemen güçlerin çıkarları için girdikleri po litik oyunlar, iş ariyan hal kımızın oylarını çalmanın ya nında tesisin geciktirilmesin de yarar gören çokuluslu tekel lere hizmet etmekten başka birşey değildir."

Maden Mühendisleri Odası Baş kanı Murat Turan, Planlamanın değişik görüş bildirmesine kar şın tesisin Bandırma'ya nakle dildiğini belirtmiş, Etibank' xn kuracağı bu tesisin pazar lamasının yabancı şirketçe ya pılacağını kaydederek, şunları söylemiştir:

"Kanımızca durum anlaşılır bir çizgiye gelmiştir artık. Borax S.A. gibi bir çokuluslu teke lin alt kuruluşu ile içice geç miş olan Etibank1in bu alanda bağımsız bir davranış içinde bulunabilmesi zordur ve zaten olamaz da. Bu nedenledir ki, tesisin gecikmesi gündeme gel miştir. Kendi politikası doğ

493 Elektrik Mühendisliği 227

rultusunda hareket eden bu çokuluslu tekel dünya pazarı nın çizdiği eğriye göre Türki ye'deki tesisin başlatılması, geciktirilmesi biçimlerinde et kilemelerde bulunabilmektedir, öyle görünüyor ki, tesisin bu aşamada geciktirilmesinde çok büyük çıkarlar vardır."

II İSÇİNİN ÖLD060 GRİZU PATLAMASININ SORUMLUSU İKTİDARDIR

İşçilerin can güvenliğinden ne denli yoksun olarak çalış tıkları, geçen ay Karadon ma den ocağında meydana gelen grizu patlamasında 11 işçinin ölümü, 6 sının yaralanması i le bir kez daha gözler önüne serildi. Maden Mühendisleri Odası Başkanı Murat Turan ve Yeraltı Maden tş Sendikası Başkanı Çetin Uygur basına yaptıkları açıklamalarda, ola yın bir iş kazası olarak nite lendirilemeyeceğini, yeterli yatırımların yapılmamış olma sını ve yeterince mühendis ça lıştırılmamasını olayın asıl nedenleri olarak gördüklerini söylediler. Daha önce yaptıkları uyarılar da Zonguldak'taki iş kazaları nın nedenlerini ayrıntılı bir biçimde ortaya koymuş olmala rına karşın, işverenin bu uya rılara kulak asmayarak aynı tavrı sürdürdüğünü belirten Turan, açıklamasında özetle şu görüşlere yer verdi: "Odamlzın (MMO) daha önce ba sına yaptığı açıklamada dile getirdiği gerçeklerin E.K.l aleyhine kamu davası açılması nı gerektiren ihbar olarak ka

bul edilmesi gerekirken, bugü ne dek böyle bir işleme giril memiştir. Bunun üzerine Odamız işyerlerinde işgüvenliğinin tehlikeye düştüğü gerekçesiy le 12 Eylül 1975 tarihinde Zonguldak mahkemelerinde E.K.Î aleyhine dava açıp, E.K.Î'nde çalışan maden mühendislerinin işgüvenliği açısından yeterli sayıda olup olmadığının saptan masını istemiştir.

öte yandan Zonguldak Maden tşçileri Sendikası, işveren le iyi ilişkilerini ölen işçi lerin kanı pahasına sürdürmek te devam etmektedir. Dünyanın hiçbir yerinde işçi haklarını savunmaktan bu denli uzak bir sendika daha bulmak mümkün de ğildir, tşçilerin doğal olan ekonomik ve demokratik hakla rını korumaktan aciz olan bir sendikadan iş yerlerindeki gü venliği desteklemesi beklene mez.

Kısaca belirtmek gerekirse, yeterli yatırımın yapılmadığı, yeterince maden mühendisinin çalıştırılmadığı ve bunların doğal sonucu olarak gündeme gelen üretim zorlaması gibi nedenlerden ötürü, bu kazala rı birer cinayet olarak kabul etmek gerekir. Bu cinayetlerin tek sorumlusu ise MC İktidarı ve TKİ yöneticileridir."

Yeraltı Maden îş Sendikası Genel Başkanı Çetin Uygur ise olayı sermayenin, işverenin ve Türk lş'in ortaklaşa işle dikleri bir cinayet olarak nitelediği açıklamasında şöy le demiştir:

"Bu, işçi sınıfı ve halk düş manlarının maden işçisi ile kömürü yani insanla malı bir sayan vahim bir zihniyettir.

Buna bir de, milliyetçi cephe iktidarının, Zonguldak havza sındaki mühendisleri tırpan laması eklenmiştir. Zonguldak kömür ocaklarında asgari 200 maden mühendisinin fiili ola rak görev yapması gerekirken, bu sayı 50 60 civarında tu tulmaktadır.

Bu en yüksek sömürü yerli ya bancı patronlar arasında pay laşılmakta ve Türk lş'de bun lara uşaklık etmektedir. De vam etmekte olan işçi katli amından yerli yabancı patron lar, Türk lş ve bunların ik tidarı oian MC ortaklaşa so rumludur."

EREĞLİ KÖMÜRLERİ İSLETMESİNDE 10 YILDA 93 BİN İS KAZASI OLDU

Ereğli Kömürleri îşletmesi'nde 1964 1974 yılları arasında mey dana gelen 93 bin iş kazasında 92 bin 975 işçi yaralandı, 782 işçi öldü. Özellikle ölümlü iş kazalarının 1974'e kadar yılda altmışın altına düşmediği yapı lan istatistiklerden anlaşılmak ta. EKİ maden ocaklarında iş ka zaları halen ciddiyetini korumak tadır. Nitekim 1975 yılında Ekim ayına kadar 45 maden işçisi ha yatını kaybetti. Her 7 saatte bir işçinin iş ka zası sonucu öldüğü ülkemizde, . her gün 494 iş kazası olmakta. Türkiye ortalamalarında her 1000 işçiden 109'u iş kazası geçirir ken, bu oran EKİ'de 211'e yük selmekte. 60 binin üzerinde iş çinin çalıştığı Ereğli maden o caklarında iş kazalarına neden olarak işverenin gerekli emniyet tedbirlerini almaması gösteril mekte.

Konu ile ilgili olarak maden iş çileri şunları söylüyorlar: "Ereğli Kömür İşletmelerinde iş güvenliği yüzde yüze yakın ölçü de sağlandığı zaman, üretim bel li oranda düşmektedir. Bu, k â m düşmesi demektir. Bu, üretimden prim alan işletme bürokratları nın primlerinin düşmesi demektiı Düşmesin kâr, azalmasın prim di ye bizi savaşa yollar gibi ça lışmaya zorluyorlar. Çıkardığı mız her kilo kömürde yarım gram kan vardır. Kömür ocakları kan içen ejderhalara döndü."

EKİ'ye ait maden ocaklarında meydana gelen iş kazalarında ölen ve yaralanan işçilerin yıllara göre dağılımı şöyle:

ÖLÜ

TOPLAM 782

YARALI

8.378 8.768 9.593 9.135 8.883 8.895 7.642 8.233 8.321 7.264 7.823

92.975

DEVALÜASYONUN TANIMI

Bir ülkenin parasının başka ül kelerin paralarına göre değeri nin düşürülmesine devalüasyon denir. Dış ticarette yani bu ülkenin dış ülkelerle olan iliş kilerinde, ödemeler dengesinde meydana gelen problemleri çö zümleme yöntemlerinden birisi de devalüasyondur. Herhangi bir ülkenin dış ülkelerle olan eko nomik ilişkilerinde, o ülkenin dış ülkelere sattığı/verdiği her türlü değer (mal, hizmet, borç vs.) ile dış ülkelerden aldığı değerler arasındaki den geye "ödemeler dengesi" denir. Buna göre eğer o ülkenin sat tığı/verdiği mal, hizmet, borç vs. gibi değerler aldıkların dan az olursa "ödemeler denge si açığı" vardır denir. îşte devalüasyon bu açığı kapatmak için yapılır.

Devalüasyonla yapılmak iste nen, ihraç inallarının fiyat larını diğer ülkeler için u cuza getirmek ve dolayısıyla ihracatı artırmak ve ithal mal larının fiyatlarını yükselte rek iç piyasada ithal malla rına olan talebi azaltmaktır, örneğin 1 Doların 10 TL oldu ğunu varsayalım. Yapılan deva lüasyon sonunda 1 Dolar karşı lığı 20 TL olarak tespit edil miş olsun. Bu durumda yabancı bir ülke devalüasyondan önce 1 Dolar karşılığı 10 TL1İlk mal alırken şimdi 1 Dolar kar şılığında 20 TL'lik mal alabi lecektir. Yani ihraç ettiğimiz mallar yabancılara göre yarı yarıya ucuzlamış olacaktır. İthalatta ise tam tersi ola cak ve ithal malları iki mis li pahalıya alınacaktır.

Devalüasyonun uygulanmasına "dış ödemeler dengesi açığını

kapatmak" dışında başka neden lerden dolayı da başvurulabi lir, örneğin dünya pazarların daki payını artırmak ve rakip lerini geride bırakmak isteyen ülkeler de bu yolu deneyebilir. Ancak, bu durumda rakip ülke lerin de aynı şekilde devalü asyon yaparak, bütün girişim leri etkisiz hale getirebilme olanakları vardır.

AZGELİŞMİŞ ÜLKELER ve TÜRKİYE AÇISINDAN DEVALÜASYON

Daha önce açıklandığı gibi devalüasyon temelde ihracatı artıracağı ve ithalatı kısaca ğı düşünülerek alınan bir ted birdir. Ancak devalüasyonun ülke ekonomisinin tümünü kap sayan etkileri vardır.. Türkiye gibi azgelişmiş ya da geri bı raktırılmış ülkeler açısından devalüasyonun amaçlarının ger çekleşme şansının ve devalüas yonun etkilerinin anlaşılabil mesi için bu ülkelerin ekono mik yapıları hakkında kısa bir açıklama yapmakta fayda vardır.

Emperyalist kapitalist sistem içinde yer alan Türkiye gibi az gelişmiş ülkeler emperya list ülkelere bağımlı bir çar pık sanayileşme içerisindedir ler. Sanayi, montaj, taşaron ve dayanıksız tüketim malları sanayii niteliğinde olup tek noloji, yatırım malları, temel girdiler vs. gibi yollardan uluslararası tekelci serma yeye bağımlı durumdadır, ih raç mallarının büyük kısmını • tarımsal ürünler kapsamakta dır. Öte yandan azgelişmiş ülkeler ham madde, maden

ve tarım ürünleri vs. ihra catında alıcı durumunda olan tekeller bu malları de ğerlerinden düşük fiyatla almakta ve öte yandan ithal edilen inallar uluslararası tekeller tarafından değerle rinin çok üzerinde satılmak tadır.

Şimdi devalüasyonların amaçla rının Türkiye gibi azgelişmiş ülkeler açısından geçerlili ğini inceliyelim. önce ihra catı ele alalım. Emperyalist kapitalist sistem içerisinde yer alan azgelişmiş ülkelerin ihracatlarının A/5'i, sayıla rı çoğunlukla 1 ile 4 arasın da değişen tarımsal ürünler den oluşmaktadır, örneğin Tür kiye'nin ihracat yapısında % 74 86 oranında tarım ürün leri, % 5 7 oranında madenci lik ve taş ocakları ürünleri ve % 14 20 oranında sanayi ürünleri yer almaktadır. 1971 yılı, ihracatına göre pamuk, yaprak tütün, kabuksuz fındık ve üzüm gibi dört tarımsal ü rünün tarımsal ihracatın % 78,4' ünü, genel ihracatın ise %56,9* unu kapsadığı görülmektedir.

Devalüasyon neticesinde bu ü rünlerin ihracatının artması, çeşitli kısıtlamalarla karşı karşıyadır. Herşeyden önce tarımsal ürünlerin stokları nın bulunması gerekir, yoksa kısa dönemde bu ürünlerin ar zını artırmak mümkün değildir.

Öteyandan azgelişmiş ülkelerin ihraç ettiği tarımsal ürünle rin devalüasyon nedeniyle fi yatlarındaki düşmeler, dünya piyasalarında bu mallara olan talepte fazla bir değişiklik yapmayacaktır, örneğin 1969' da tarımsal ürünlerin toplam ihracat içindeki payı % 75,4 iken, Ağustos 1970 devalüas yonuna rağmen bu pay 1970"de X 75,2 ve 1971'de % 72,6 ol muştur. Bu durumda Türkiye gi bi azgelişmiş ülkelerin ihraç inallarına talep zayıf kalmak tadır.

öteyandan devalüasyonun itha latı azaltacağı ve sanayileş meyi olumlu yönde etkileyece ği görüşü de Türkiye gibi em peryalist kapitalist sistem içerisinde ve sanayileşmenin dışa bağımlı bir şekilde ge liştiği ülkeler için geçerli değildir. Örneğin Türkiye'de 1947'den itibaren devamlı ola rak bugüne kadar dış ticaret

49?

te aleyhte bir açık mevcuttur.

Sanayileri teknoloji, yatırım malları, temel girdiler vs. bakımından uluslararası te kelci sermayeye bağlı olan az gelişmiş ülkelerin ithalatı bunlar üzerine olmaktadır. Bu nedenle devalüasyon neticesin de ithal malları fiyatlarında ki artışlar nedeniyle bunlara olan talebin azalması bekle nemez. Sadece lüks tüketim ma lı ithalatı azalabilir. Deva lüasyon sonucunda ithal edi len malların ülke içinde üre timi daha cazip, hale gelir. Ancak ülke içinde yeteri ka dar sermaye birikiminin olma ması bu eğilimi engeller. Öte yandan azgelişmiş ülke sana yiinin emperyalizmin çıkarla rı doğrultusunda yönlendiril miş olması başlıca engeldir. Uluslararası tekelci sermaye ve onunla bütünleşmiş yerli tekelci sermaye kârlarını a zamileştirmek amacıyla geniş kitlelerin aleyhine hareket ederler.

Devalüasyon sonucunda ithalat daha pahalıya malolur. Ülke içindeki sanayiciler girdiler deki ve dolayısıyla maliyet lerdeki bu artışları mal fi yatlarına yansıtmakta gecik mez. Sanayi kesiminde üreti len malların fiyatlarının ar tışı karşısında tarım kesimi de fiyat artışlarına gitmek durumunda kalır. Oysa devalü asyondan yararlanabilmek için iç fiyatların artışını önlemek gerekmektedir. Ancak devalü asyon ithal fiyatlarında ar tışlara yol açarak başlı başı na fiyatları yükseltici bir etkiye sahip olmaktadır, iç fiyatlardaki artışları önle mek için iç talep düzeyini kısarak kredileri azaltmak yani kârlarda bir düşme mey dana getirmek gerekmektedir. Fakat yukarda da değindiğimiz gibi iç fiyatlar yükselirken kârlar lehinde bir gelişme ortaya çıkmaktadır.

Görüldüğü gibi devalüasyonun ithalatı azaltıp ihracatı teş vik edeceği şeklindeki varsa yım azgelişmiş ülkeler açısın dan geçerli olmamaktadır. De valüasyon, ekonomik yapıları aynı olan, hemen hemen aynı malları üretip tüketen ülke ler arasındaki ticarette ba şarıya ulaşabilir. Örneğin ABD'nin yapacağı bir devalü asyon Federal Almanya'da üre

tilen Volkswagen arabalarının fiyatlarını artırarak ithala tını azaltabilir. Veya böyle bir durum Japon malları için söz konusu olabilir. Böylece ithalatta meydana gelebilecek bir azalma o ülkenin benzer mallar üreticilerini koruya bilir. Ancak fakir ve zengin ülkeler dünya pazarı için ay nı malları üretmemektedirler. Türkiye ve benzeri ülkelerin ekonomileri için yatırım ve ülkedeki çarpık sanayi için gerekli olan malların itha latı gereklidir. Ve bunlar ülke içinden sağlanamamakta dır. Buna karşılık bu ülke lerin ihracat pazarları fi yatları düşünce, otomatik ola rak genişleyememektedir. Bu ülkelerde devalüasyonun etki si aslında dezavantajlı durum da olan ticaret hadlerini da ha da kötü bir duruma sokmak tadır. (İthal edilen malların fiyatları ihraç edilen malla rın fiyatlarından daha fazla artacağı için dış ticaret açı ğını fazlalaştırır.) Ve niha yet ithalat ekonomide çok önem li bir bölümü kapsadığından iç fiyatları artırmaktadır. Neticede devalüasyon genel olarak üç grubu kazançlı du ruma sokmaktadır; ihracatçı lar, ihraç mallarının yaban cı alıcıları ve ekonomik bo zulma nedeniyle ülke iş çev relerine hakim olan yabancı ve yerli tekeller.

Devalüasyonun azgelişmiş ül keler yönünden bütün bu olum suz yanlarına rağmen, azgeliş miş ülkelerin gelişmiş kapi talist ülkelerden çok daha yüksek oranlarda ve sık sık devalüasyona başvurdukları görülmektedir.

Emperyalist ülkeler azgeliş mişlere göre ödemeler denge sinde daha az problemlerle karşılaşmakta ve dolayısıyla daha az ve düşük oranlarda de valüasyon yapmaktadırlar. Bu nun çeşitli nedenleri vardır. Herşeyden önce sanayileşmiş ülke, kendi makina ve teçhiza tını üretebilir,, tecrübeli mü hendis ve kalifiye işgücü ar zına sahiptir. Bu avantaj, sa nayileşmiş ülkelerin üretimle rini dünya pazarlarındaki ta lep değişmelerine kolayca uy durabilmelerini sağlar. Bunun yanında sanayileşmiş ülkeler, ihracat yoluyla elde ettikle ri gelirler için bir veya bir I kaç mala bağlı değildirler.

Bir grup mal için piyasa tale binde meydana gelecek bir düş menin emperyalist ülkelerin ödemeler dengesi üzerindeki etkisi sınırlı olacaktır. Az gelişmişlerin ise sanayi, ta rım ve madencilik yapıları dışa bağımlı olduğundan ve bilhassa madencilik alanında ki ve tarımdaki üretimin ge lişmiş kapitalist ülkeler ih tiyacına yönelik olması ve bu malların arzının kısa vadede dünya pazarlarındaki talep değişikliğine oranla artırı lamaması yüzünden devalüasyon yoluyla bu malların fiyatla rının düşürülmesi emperyalist ülkelerin yararına olacaktır.

Emperyalist ülkelerin diğer bir avantajları da sigortacı lık, bankacılık gibi hizmetler den de gelir sağlamaları ve büyük ticari filolara sahip olmalarıdır. ABD, ingiltere gibi emperyalist ülkelerin döviz kazançlarının en önemli kaynakları ülke dışı yatırım lar ve borç vermekten elde ettikleri faizler yoluyla or taya çıkmaktadır. ABD ve İn giltere'nin döviz kazançları nın % 30 ile X 35 arasındaki payı, hizmetlerden sağlanmak tadır. Emperyalist kapitalist sistemin içinde yer alan geri bıraktırılmış ülkelerin bazı larının dış ticaret dışında, ülke dışında çalışan işçile rin gönderdiği dövizlerle sağ ladığı gelir çalışılan ülkenin ekonomik şartlarına sıkı sı kıya bağlıdır ve bu nedenle istikrarlı değildir. Batı Al manya gibi emperyalist bir ülkenin karşılaştığı herhan gi bir bunalımda işten ilk çı karılan yabancı işçiler olmak tadır. Bu nedenle azgelişmiş ülkenin elde ettiği bu döviz ler bu kategoriye alınmamalı dır.

Azgelişmiş ülkeler, dış tica ret açıklarını kapatabilmek ve bir yerde iflası önleyebil mek için ihtiyaç duydukları dövizi uluslararası mali ku ruluşlar ve dış ülkelerden borçlanma ile karşılama yolu na giderler. Borç alınan bu uluslararası kuruluşlar, em peryalist ülkelerin kontrolün de ve onların çıkarları doğ rultusunda çalışmaktadır. Bu kuruluşlar ise verdikleri kre dilerin ve faizlerin zamanın da ödenmesini isterler. Üste lik ödemenin verdikleri döviz cinsinden yapılmasını şart ko

fer ruh doğan

S

1* şarlar, tşin canalıcı noktası Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası vb. kuruluşların ve emperyalist ülkelerin, kredi veya borç verdikleri, azge lişmiş ülkelerin ekonomileri ni kontrol etmeleridir. Azge lişmiş ülkelerin borç veren uluslararası mali kuruluşlara borçlarını ve faizlerini kı sıtlı bir zaman içinde ödeye bilmeleri hızlı bir sanayileş meyle mümkündür. Ancak daha önce de belirtildiği gibi bu ülkelerin bağımsız bir şekil de sanayileşmeleri ve dünya pazarlarında emperyalist ül kelere rakip olmaları mümkün değildir. Böylece ödemeler

dengesinde açıklar yaratan şartlar, azgelişmiş ülkele rin, krizleri önlemek için uluslararası mali kuruluşlar dan sağlanan imkanlarla daha da güçlenmiş olur ve azgeliş miş ülkeler kısır bir döngü içersine girer.

Esasta azgelişmiş ülkelerde yapılan devamlı devalüasyon lar, bu ülkelerin iç fiyat yapısını dış fiyat yapısına devamlı olarak ayarlamaları sonucunda meydana gelmektedir.

Yukarda sayılan nedenlerle devamlı dış ticaret açığı ile karşılaşan azgelişmiş ülkeler üzerinde bir de Uluslararası Para Fonu (IMF) nun baskısı mevcuttur. Uluslararası Para Fonu sayıları toplam oyların 3/4 ünü ellerinde bulunduran emperyalist ülkelerin haki miyetinde uluslararası mali bir kuruluştur. 2 Eylül 1975 yılında yapılan IMF toplantı sında ülkelerin payları tek rar düzenlenmiştir. Ancak bu düzenleme petrol üreticisi ülkelerin lehine olmasına rağ men, emperyalist ülkelerin kontrolünü pek etkilememiştir. Bu kuruluş, ödeme güçlüğü çe ken ülkeleri devalüasyon yap maya zorlamakta, aksi halde bu ülkelere verdiği kredile ri kesmekle tehdit etmekte dir. Uluslararası Para Fonu bu yöndeki baskılarına gerek çe olarak ilgili ülkedeki fi yat istikrarının sağlanması gerekliliğini göstermektedir. Halbuki azgelişmiş ülkelerin yapacağı devalüasyonlar daha önce de belirtildiği gibi sonuçta enflasyonu yani hız lı fiyat artışlarını körükle yici olmaktadır, örneğin Tür kiye'de Uluslararası Para Fo nu'nunda tavsiyesiyle uygula nan 1970 devalüasyonundan sonra fiyat artışları 51 30'a ulaşmıştır.

Açıkça görülüyor ki Uluslar arası Para Fonu'nun niteliği ve azgelişmiş bir ülkede ya pılacak devalüasyonun emper yalist ülkelere sağladığı ya rarlar gözönüne alındığında bu kuruluşun azgelişmiş ülke lerde sömürü düzeninin devamı için kullanıldığı açığa çık maktadır.

Emperyalist kapitalist sistem içerisinde geri bıraktırılmış bir ülke olan Türkiye'nin dış ticaret yapısı diğer geri bı

raktırılmış ülkelerinkinden pek farklı bir durum göster memektedir. Dolayısıyla yuka rıda genel olarak azgelişmiş ülkeler için sıraladığımız sorunlar Türkiye'nin bugüne dek yaptığı devalüasyonların temel nedenlerini oluşturmak tadır. Türkiye'de 1971 yılına kadar 3 büyük devalüasyon ya pılmıştır. Bunlar 1946, 1958 ve 1970 devalüasyonlarıdır. Bu arada gerek 1958, gerek

1970 devalüasyonları Uluslar arası Para Fonu'nun çalışma ları ve isteği doğrultusunda yapılmıştır.

1971 yılından sonra paralarını dalgalanmaya bırakmış Avrupa memleketlerinin paralarına göre % 2 % 5 arasında değişen devalüasyon ve revalüasyonlar yapılmıştır. Bu ayarlamalar sonucunda Türk parası (1975' te) Mark itibariyle, Amerikan dolarına göre % 6,7 ve İngi liz Sterlinine göre % 8,2 ora nında değer kazanmış, Alman markına göre Z 45,5, tsviçre frankına göre Z 61,8 ve Fran sız frankına göre % 21,6 ora nında değer kaybetmiştir.

Son verilere göre, Türkiye'de ki enflasyon yüzde 30'luk se viyesini sürdürmektedir. Para sal görünüm kritik bir safhaya girmiş ve paranın dolanımı yıl lık olarak % 39'luk bir oranda artışını devam ettirmiştir. GSMH (Gayrisafi Milli Hasıla) yıllık olarak % 7,5 oranında artarken dışticaret açığı beş katı bir nisbette çoğalmakta dır. Döviz rezervleri ise Ey lül 1974'den bu yana % 20'den fazla düşüş kaydetmiştir. (Ve riler International Reports'un 18 Nisan 1975 tarihli sayısın dan alınmıştır.)

Bu göstergelerin ortaya koydu ğu gerçek, Türkiye'nin tehli keli bir yol kavşağına gelmiş olduğudur. Tüm emperyalist ka pitalist sistemin içinde bulun duğu bunalım içinde çıkmazlar la bocalıyan Türkiye ekonomi sinin sorunları hiçbir şekilde devalüasyon gibi kısa vadeli tedbirlerle halledilemez. So runlar yapısaldır ve emperya list kapitalist sistemde ve kapitalist düzen içinde ne yapılırsa yapılsın kitlelerin ihtiyaçlarını karşılama olana ğı yoktur.

(Tüm İktisatçılar Birliği Bülteni, Kasım 1975)

ele kfl r iİ «m Ü jte pl i |§Jğ|;

Dergiye basılmak üzere gön derilecek yazıların Kasım 1974 sayımızla verilen ekteki koşullara uygun olması gere kir. Yayın Kurulu yazılarda gerekli gördüğü değişiklik leri yapabilir. Dergimize gönderilen yazılar basılsın ya da basılmasın geri veril mez. Yazı ve ilanlardaki fi kirler yazarlarına aittir; Odayı ve Dergiyi sorumlu kıl maz. Dergide basılan yazılar kaynak göstererek aktarılabilir.

Yazı ücretleri (daha önce yayım lanmış yazılara ücret ödenmez)

Dergi sayfası başına

Telif yazı

80 TL

Çeviri yazı

60 TL

ilan Tarifesi

Ön iç kapak

1350 TL

Tam iç sayfa

1000 TL

Yarım iç sayfa

500 TL

Arka iç kapak

1250 TL

Arka dış kapak

2000 TL

Küçük ilan (cm.sütun) 50 TL

Föy Tarifesi

1. yaprak

1200 TL

2. MÎ sonraki her yaprak 500 TL

Bu fiyatlar, basılmış olarak verilen föyler için geçerli dir. Basım da dergimize ait olursa, kağıt ve film mali yeti ücrete eklenir. Bu hal de, istenen baskı ve kağıt kalitesinin de bildirilmesi gerekir.

Renkli ilanlarda her renk için; kapakta 550 TL, iç say fada 500 TL renk farkı alınır. İlanlara ait film ve tertip masrafları ilan sahibine aittir.

Elektrik Mühendisliği Dergisi Elektrik Mühendisleri Odası üyelerine ücretsiz gönderilir. Sayısı 10, y ı l l ı k abonesi 120 ( e l e k t r i k mühendisliği ö ğ r e n c i l e r i i ç i n 35) TL'dır.

ÜÇER OFSET Ankara 1975

ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI TE M Sİ L Cİ L İ K L E Rİ

Adana

Sefa Kurdak

Çukurova Elektrik A.Ş.

Eskişehir

İsmet Erorta Malatya

Hasan Baran

Yunus Emre Cad., No 67

Mazıcı Işhanı, Kat 2, No 204

Antalya

Durmuş Arı

Hv.Meyd.lnş.Bölge Md.lüğü, PK.A8

Balıkesir

Şahin Şen

SEKA Müessese Müdürlüğü

PK. 201

Bitlis

Hasan Dalkıran

Tekel Tütün Fabrikası

Burdur

İrfan Bilgin

Uzun Çarşı, No.46

Bursa

Necmettin Çamlı

TEK 3.Bölge Müdürlüğü

Çorum

Ahmet Kaynar

Şehir İş Hanı, No.4, Kat.l

Denizli

Abdullah Şavklı

İ l l e r Bankası Başmühendisliği

Gaziantep

Ali Ercan

Hürriyet Cad.,

Kamil Afat Işhanı, Kat 3

İçel

Ali öztürk

Elektrik İşletmesi Müdürü

İzmit

Sait Bülbül

Belediye Elektrik İşletmesi

K.Maraş

A.Haşim Tekçiçek

Hükümet Cad., No 11

Karabük

Ömer Çolakoğlu

Bayır Mah.,

Fevzi Çakmak Cad., No 18/C

Kastamonu

Fehmi Tuncel

Belediye Cad., No 46/A

Kayseri

Yetkin önem

TEK İşi. ve Bkm. Başmüh. PK.9

Muğla

Şakir ülkü

İller Bankası Başmühendisi

Nevşehir Şahin Yurtbeğendi Şehir Palas Oteli

Niğde

Mustafa Karadal

Aşağı Kayabaşı Mah.,

Kuyulu Çıkmazı, No 5

Rize

Halil Sağol

Başmühendisliği

Sakarya

Faruk Aloğlu

TEK 4. Bölge Başmühendisliği

Samsun

A.Sefa Utkür

13. Bölge Müdürlüğü

Sinop

Muzaffer Sarılar

Boeing Serv. Inc. Radar

Trabzon

, Kemal Kazmaz

İller Bankası 9.Böl.Md.lüğü

Diyarbakır Burhan Elçioğlu TEK Bölge Başmühendisi

Elazığ

Kenan Elmasulu

Yapı İ ş l e r i 10.Bölge Md.lüğü

Konya

Birol Adalığ

15. Bölge Müdürlüğü

Kütahya

Rüştü Kaytancı

Yapı İşleri 4.Bölge Müdürlüğü

Urfa

Mahmut Tellalbaşı

Belediye ESO İşletmesi

Zonguldak

İbrahim Tatbul

KBA Şebeke Md., 2.Bölge

Çatalağzı Başmühendisliği