Elektrik Mühendisliği · Sayı 293 · 1983 / 1
DİL VE ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ EĞİTİMİ
Mühendislik eğitimi Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1983
- Sayfa
- 5
- Okuma süresi
- 18 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Elektronik ve yarı iletkenler, Bilim, teknoloji ve meslek tarihi
Anahtar kelimeler
- teknik terimler
- Türkçe terminoloji
- dil ve düşünce
- redresör
- doğrultmaç
- terim türetme
Özet
Yazar, elektrik mühendisliği eğitiminde dilin ve teknik terimlerin öneminden yola çıkarak, Türkçe'nin bilim ve teknik dil olarak yeterliliğini tartışıyor ve mühendislerin özgün Türkçe terimler türetmesi gerektiğini savunuyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Doç. Dr. Yurdakul CEYHUN GAMA Elektronik Sanayi ve Tic. A.Ş.
ÖZET
Bu yazıda, dilin elektrik mühendisliği eğitimindeki öne mi vurgulanmış ve ülkemizde bugün yapılmakta olan elek trik mühendisliği eğitiminde dile önem verilmediği görü şü öne sürülmüştür. Teknik dilin geliştirilmesinin yine teknik alandaki kişilerce gerçekleştirilebileceği belirtile rek, teknik alanda Türkçenin yetenekleri üzerinde kısaca durulmuştur.
BAŞLARKEN
Bilim eğitimi özünde, düşüncenin eğitimidir. Gerçi elek trik mühendisi bir bilim adamı değildir; bilimle çok içli dışlı olmasına karşın bir uygulayıcıdır; ne var ki, elektrik mühendisliği eğitiminin çok büyük bir bölümü, özünde, yine düşüncenin eğitimidir.
Birçok soyut kavramı özümledikten sonra, elle tutulur gözle görülür somut ürünler ortaya koymaktayız. Örne ğin, jw bölgesi, Laplace dönüşümü, Fourier açınımı, Fourier dönüşümü, Z dönüşümü vb.... bir öğrenci için gerçekten çok soyut kavramlardır. Ne var ki, bu kavram ları öğretmeden de elektrik mühendisliği eğitiminde bir yol almamız olanaksızdır. Dolayısı ile bizler, başka mü hendislik dallarına göre, bilime çok daha yakın, soyut düşünmeyi çok daha gerektiren bir eğitim uygulamak zo rundayız.
Dil ve düşünce birbirinden soyutlanabilir mi? Usumuz dan hiçbir sözcük geçirmeden herhangi bir olayı düşüne bilir miyiz? Dil ve düşünce birlikte doğar, birlikte gelişir. Düşüncelerimiz karmaşıklaştıkça, kullandığımız dil de karmaşıklaşacaktır. Dil kurallarının en ince ayrıntılarına, eşanlamlı gibi gözüken sözcüklerin ayrımlarına, ilk bakış ta saçma ya da uyduruk gibi gelen bir takım terimlerin kullanımına ayrı bir özen göstermek durumunda kalma ya başlarız. Örneğin, sokaktaki bir İngiliz için,
ANTIRECIPROCAL ve NONRECIPROCAL sözcükleri ya anlamsız, saçma, uyduruk ya da eşanlamlı dır. Oysa elektrik mühendisi bir İngiliz için bu sözcükler anlamlıdır ve ayrı ayrı kavramları vurgulamaktadır. So nuçta, elektrik mühendisliği eğitiminin dilden bağımsız düşünülemeyeceğini, dahası, eğitimin yapıldığı bu dilin çok çok iyi bilinmesi gerektiğini söyleyebiliriz.
Eğer bu eğitim, öğrenim İngiltere'de yapılıyorsa, karşı mıza pek bir sorun çıkmayacaktır, öğrenci ve öğretmen ana dilleri olan İngilizceyi bilmekte, İngilizce ise, İngiliz ulusunun geçirdiği teknolojik ilerlemeler sonucu belli bir
gelişme göstererek her türlü soyut kavramı betimleyebile cek bir duruma gelmiş, dolayısı ile ortada bir sorun yok.
Eğer bu eğitim Türkiye gibi bir ülkede yapılıyorsa, karşı mıza bir dizi sorun çıkacaktır. Latinceye akraba İngiliz cenin ilerlemesi Latince kökenli öbür dilleri de bir anlam da ilerletti. İngilizcede yeni türetilmiş bir teknik terimin, Latince kökenli bir başka dildeki karşılığını türetmek pek zor olmasa gerek. Oysa, salt kendine özgü bir dil olan Türkçemiz, İngilizcedeki ilerlemelerden ya etkilenmez ya da o dildeki bir terimi (fade in/fade out gibi) söz dağır cığına olarak olumsuz yönde etkilenir.
Türkiye gibi ülkelerde, eğitimcilerin karşısına iki seçenek çıkmakta. Eğitim ya İngilizce gibi yabancı bir dilde yapı lacak ya da kendi ana dilimizde yapılacak. Şimdi, her iki seçeneğin ülkemizdeki uygulamasını inceleyelim.
YABANCI BİR DİLDE EĞİTİM
Eğer yabancı dili gerek öğrencimize, gerekse öğretim üyemize doğru dürüst öğretebilmişsek, eğitim açısından bir sorun ile karşılaşmayız. Yakın bir geçmişte, ülkemiz deki bir takım misyoner kuruluşların okullarında öğren ciye yabancı dil çok iyi öğretiliyordu. Ancak, böyle bir okulu bitiren genç mühendisler ne yaptı? Ya sayıları az da olsa Türkçe öğrenip topluma katkıda bulundular, ya okulda kullandıkları yabancı terimleri çalıştıkları iş yer lerinde düşüncesizce kullanarak dilimizi varsılladılar (! ?) ya yabancı bir işveren için çalıştılar ya da yurt dışına ve büyük bir olasılıkla dilini öğrendikleri ülkeye yerleşerek bilgilerini tüm insanlığın kullanımına sunarak evrensel leştiler (! ?).
Eğer yabancı dili doğru dürüst öğretemezsek ne olur? Yukarda değindiğimiz okulların kapatılmasından sonra devletin ya da özel kişilerin yüklendiği yabancı dil eği timinin başarılı olduğu söylenemez. Ne İngilizce ne de Türkçe konuşabilen kişiler üretilmeye başlandı. Örne ğin böylesine kuruluşlarda :
Her iki sorsu birden mi kiledeceğiz? (Her iki kaynağı birden mi öldüreceğiz?) Hocam loci devreleri ile ilgili bir kitap söyler misiniz? (Hocam, devrelerin yereğleri ile ilgili bir kitap söyler misiniz?) Mutal induktınsı ne yapacağız? (Ortak irgitiyi ne ya pacağız?) Devreyi nallıyamadım. (Devreyi sıfırlayamadım.)
gibi tümceler olağandır. Böylesine bir dil ile düşünce na sıl gelişebilir? Bu düşünce çorbası içinde eğitim nasıl ya pılabilir?
TÜRKÇE EĞİTİM
Ülkemizde uygulanan Türkçe eğitimin de İngilizce eği timden pek değişik olduğunu söyleyemeyeceğim. Nasıl Almanca sözcükleri İnşilizce tümce yapısı içinde kullan mak İngilizce değilse, İngilizce sözcükleri Türkçe tümce ler içinde kullanarak yapılan eğitim de Türkçe eğitim de ğildir. Bu denli değilse bile, buna yakın bir durum Türk
çe eğitim adı altında ülkemizde uygulanmaktadır. Bu du rum çeşitli gerekçelerle savunulmaktadır. Şöyle ki,
Teknik terimler evrenseldir. Frekans, voltaj vb. Türk çeleştirilemez. Terimleri Türkçeleştirmezsek, öğrenci kendi konusun daki bir yapıtı okuyup anlayabilir. Türkçe kısırdır, teknik terimleri karşılayacak bir yapı da değildir.
Bu savların geçerli olmadığı ortada. Bir terimin evrensel olup olmadığı göreli bir yargıdır. Bizim evrensel saydığı mız birçok terimin kimi dillerde başka karşılıkları kulla nılırken, bizim Türkçe karşılığını kullandığımız birçok terim ise kimi dillerde ortaktır. Terimleri Türkçeleştir mezsek, öğrencinin yabancı yapıtları okuyup anlayacağı ise gülünç bir savdır. Türkçenin kısırlığı görüşünü ise da ha ilerde yanıtlayacağım.
Evet sonuçta, Türkçe eğitim diyerek terim kargaşası için de bir eğitim yapıldığını söyleyebiliriz. Bu terim karga şasının eğitimi nasıl aksatacağı üzerinde bir süre duralım. Sekiz yaşında bir İngiliz çocuğunu düşünelim. Bu küçük,
'I watch TV frequently' gibi sözler edecektir. Büyüyüp okulda ilk kez 'frequency' tanımı ile karşılaştığında, bu soyut kavrama bir yakınlık duyacaktır. Oysa,
'sık sık TV izleyen' bir Anadolu çocuğu, okulda ilk kez 'frekans' sözcüğünü duyduğunda konuya yabancılaşmaya başlayacaktır. Kö kenini bilmediğimiz terimler, konu ile aramıza bir duvar çekmekten öte bir işe yaramaz.
Başka bir örnek olarak Yedresörü' alalım. Bir öğrenciye, rectifier için redresör rectified wave için rektifiye edilmiş dalga redresör çıkışına direk akım dersek, özünde bir bütün oluşturan bu üç kavramı öğren ci, düşünce dizgesi içinde nasıl yerli yerine oturtacaktır? Böylesi, nedenine inmeden ezbere dayalı bir 'medrese' eğitimi olmuyor mu? Oysa bu üç kavramı, doğrultmaç doğrultulmuş dalga doğru akım diye öğretse idik, eğitsel açıdan daha sağlıklı bir ortam içine girmez miydik?
'Frekans ve redresör 40 yıldır dilimize girmiş ve yerleş miş, bunlara sıklık ve doğrultmaç dersek bizi kimse anla maz' görüşüne katılmıyor değilim. Ancak, bundan 40 yıl önce, yabancı bir dilde eğitim görmüş, anadil bilincinden yoksun bir takım meslekdaşlarımızın sorumsuz davranışı sonucu dilimize giren ve yerleşen terimleri, bugün sıkıntı ya girmeyelim diye tutmaya çalışarak, bizden sonra gele ceklerin eğitimini güçleştirmeye hakkımız var mı?
Bakın, Paris Yüksek Elektrik Mektebinden mezun Mühen dis Binbaşı Raik Üstün, 1938 yılında yazdığı "Pratik Elek t r i k " kitabının önsözünde ne diyor :
"Arapça ve terkipti ıstılahlar yerine piyasa, lisanında kul lanılan Fransızca karşılıklarını kullandım".
Ve o güne değin kullanılan "suubet" (güçlük, zorluk) oluyor "empedans", "tekerrür" oluyor "frekans". Son raları, İngilizce eğitim görenler "empedans"ı "impedans"a çevirmeye kalkışıyorlar. Ama çoğumuz, nedense "diren t i " demeyi düşünemiyoruz.
Sonuçta şunu söyleyebiliriz: İster İngilizce olsun ister Türkçe olsun, ülkemizde bugün uygulanan eğitim dili dü şüncelerimize açıklık kazandırmak yerine karmaşa getir mektedir. Bu sorun çözülmedikçe, eğitimin daha üst dü zeye çıkarılması düşünülemez.
TÜRKÇE BİLİM DİLİ OLARAK KULLANILABİLİR Mİ?
Dil, belli kurallar dizgesinden ve giderek büyüyen bir söz dağarcığından oluşan, yaşayan bir yapıdır. 'Yaşamayan Türkçe' diye bir sav gülünçtür. Kurallar bize tümcenin, sözcüklerin nasıl oluştuğunu söyler. Kavramları simgele yen sözcükler ise söz dağarcığını oluşturur. Kuralların çok yavaş bir değişim göstermesine karşın, söz dağarcı ğı sürekli bir büyüme içindedir. Örneğin 15. yüzyılda kullanılan sözcüklerin bir bölümü, 16. yüzyılda kullanım dan çıkmış ya da anlam değiştirmiş olabilir. Toplumun geçtiği aşamaların bir yansıması olarak, örneğin 17. yüz yılda dile yeni birçok sözcük girmiş olabilir. Bu durum tüm diller için geçerlidir. Amerikan toplumunun içinde bulunduğu hızlı gelişme, sonucu, her yıl yeni binlerce sözcüğün sözlüklere girdiği söyleniyor. Nasıl Osmanlı dö neminin uleması hep kamuslara başvurarak konuşuyor muşsa, günümüzdeki Amerikan toplumunun bireyleri de hep VVebster sözlüğü kullanırmış derler. Oraların bireyleri sözlüklere saygı duyduğu için de ora dillerinde güzel söz lükler yazılmış derler. Her ne ise.
Yeni sözcükler söz dağarcığımıza çeşitli yollardan gire bilir. Örneğin 20. yüzyılda dolmuş sözcüğünü halk, bilgi sayar sözcüğünü ise bir dostum (dilimize büyük katkıları olan sayın Doç. Dr. Aydın Koksal) türetmiştir. Ya da te levizyon sözcüğü yabancı bir dilden alınmış, ortak pazar terimi ise yabancı bir dilden Türkçeye çevrilmiştir. Açık lanması olanaksız bir görüşten yola çıkarak, bir takım ki şiler; yabancı kökenli olduğu için ortak pazara karşı çık mıyorlar da, bir kişi türetti diye bilgisayara uyduruk di yorlar. Yeni sözcükleri, dolmuş ya da gecekondu örne ğinde olduğu gibi ancak halk türetirse benimsiyorlar. Biz lerin 'direnti' dediği empedans ya da impedans sözcüğü ne halkın bir karşılık bulabilmesi için toplumun ne gibi bir düzeye gelmesi gerektiğini düşünebiliyor musunuz?
Kullandığımız ve kullanacağımız, soyut ve yalnız bizlere özgü kavramlara ilişkin terimleri yine bizler bulmak zo rundayız. Bu bizim sorunumuz değildir deyip dilcilerin ya da halkın bu işi yapmasını bekleyemeyiz. Ortaya at tığımız terimler yanlış olabilir. Bu yanlışları bulmak, da ha iyilerini ortaya atmak yine bizim görevimizdir. Bu iş lerin yapılması, dilimizin yapısını en ince ayrıntılarına değin öğrenmemizi gerektirecektir. Ne yapalım, başage
len çekilir. Nasıl gerekiyor diye örneğin FORTRAN di lini öğreniyorsak, anadilimizi de öğreniverelim! Yapısına girdikçe Türkçenin, gerçekten bilime yatkın, her türlü kavramı açıklayabilecek olağanüstü bir dil olduğu ortaya çıkacaktır. Başka dillerde kolay kolay rastlayamayacağı mız, bir anlamda, matematiksel bir yapıdadır Türkçemiz. Türkçe, kesinlikle bir bilim dili ve teknik dil olarak kulla nılabilir.
TÜRKÇENİN YAPISINA DEĞGİN KİMİ GÖZLEMLER
Yeni kavramların sözcüklere dönüşmesi, birçok dilde ki mi zorlamalara neden olmuştur. Örneğin İngilizcede bu sorun, kurallar tıkandığında, hiçbir kural tanımaksızın Latince ve Yunanca gibi başka dillerden alıntılar yapa rak, ya da kendi dilleri içinde 'transformer resistor'dan transistor gibi yapıştırmalar, 'bite' dan 'byte' gibi uydur malarla çözülmüştür. Türkçemizde ise, başka dillerden alıntılara ya da Türkçe içinde kural dışı zorlamalara pek gerek yoktur. Türkçede yeni sözcükler, köklere belli ta kılar ekleyerek türetilir. Her takı kabaca, belli bir anlam kapsar. Örneğin, AÇ kökünü ele alarak geliştirdiğimiz aşağıdaki çizelgeyi inceleyelim.
A Ç AÇIK
AÇKI
(sevmek sevgi)
AÇKIN (seçmek seçkin)
AÇANAK (görmek görenek)
AÇAN (kapmak • kapan)
AÇIMLI (bağımlı)
AÇIMSIZ (bağımsız)
AÇIK ve AÇKI sözcüklerini biliyoruz ve kullanıyoruz. Pekiyi, öbürleri ne oluyor? Öbürlerine AÇ salkımının gölge sözcükleri diyoruz. Kullanmadığımız, daha doğru su henüz bir anlam bindirmediğimiz, ancak dilin kuralla rına göre türetilmiş sözcüklerdir bunlar : KAPMAKTAN KAPAN türetilmiş ve kapma işlevini gerçekleştiren bir tür aygıtı simgelemekte. AÇKI nın dışında yine açma iş levine benzer bir işlevi gerçekleştiren bir aygıt geliştirsek buna AÇAN diyemez miyiz? BAĞ kökünden türetilen bağımlı ve bağımsız değişkenlerin anlamı açık. Açmak tan türetilen, bir işlevin AÇINIMININ ne olduğunu bili yoruz. Açmak ve açınmanın dışında bunlara benzer so yut bir işlemi AÇIMLAMAK diye adlandırsak, bu işle min uygulanabileceği işlevleri AÇ İMLİ işlev diye adlan dıramaz mıyız? Bu kez açımlamaktan yola çıkarak
AÇIMLANDI RICI AÇIMLANDIRIM gibi daha başka, bugün için düşünemediğimiz ancak iler de karşılaşabileceğimiz bir takım kavramların karşılıkla rı bu gölge sözcüklerde bulunmuyor mu? Söz buraya gel mişken bir kaygıyı da yanıtlamak istiyorum. Türkçedeki sözcüklerin kökü eklenen takılardan oluşması sonucu direne, direni, direnti vb.
terimlerin anlaşılmasının güçlüğü öne sürülmekte. Oysa resistans, empedans vb. kullanılsa bu karışıklık önlenir deniliyor. Bu görüşe katılmıyorum. Aşağıdaki İngilizce ve Osmanlıca sözcüklere bir göz atalım.
permi tıvıty permeability absorb adsorb convection conduetion convulsion convolution
mezellet (alçaklık)
mezemmet (yerme)
mezillet
(yanlışlığa neden ola
cak nesne)
meziyyet (üstün nitelik)
meziyyat (meziyetler)
Böylesi durumlar her dil için söz konusudur da, yine açıklaması olanaksız nedenlerle Türkçedekilerine karşı çıkarız. Görüldüğü gibi, dil kuralları yeterince çalıştırılır sa, karşılayamayacağımız kavram yok Türkçemizde, ye ter ki sorunun bilincinde olalım.
TÜRKÇE SÖZCÜKLERDEN KURULU TÜMCELER TÜRKÇE DEMEK DEĞİLDİR :
Türkçe deyince, yine hep Türkçe terimleri anlıyoruz. Oy sa, en az terimler oranında anlatım da önemlidir. En baş ta belirttiğim gibi yeterince soyut kavramlarla uğraşıyo ruz. Bu kavramları en büyük terimlerle açıklasak bile eğer anlatımda belli bir akıcılığa erişmemişsek, tüm çabaları mız boşa gider. Anlatım derken, olayı daha geniş kapsam da düşünüyorum. Kişinin anlatımı güzel olabilir ya da bo zuk olabilir. Bu bir yana. Önemli olan dilin anlatım yete neği belli bir düzeye gelmiş mi? Gerçek sorun burada yat makta. 15. yüzyıl divan şairlerine bakıyoruz, aruz ile ya zacağız diye yapmadıkları cambazlık kalmamış. Derken, 20. yüzyıl başlarına geliyoruz. Mehmet Akif gibi Yahya Kemal gibi ozanlar çıkıyor ve yapay zorlamalara gerek duymadan aruzu kolayca kullanabiliyor. Bu iş nasıl olu yor? Kuşkusuz, sözünü ettiğimiz bu şairler kendi alanla rında büyük kişilerdi. Ancak, bu başarıları salt kendi bü yüklüklerinden mi geldi yoksa yıllar boyu aruzu Türkçe de kullanma çabalarının verdiği bir birikim de etkili ol madı mı? 194O'lı yıllarda yazılan İngilizce elektrik mühen disliği kitaplarını 1970'li yıllarda yazılanlarla karşılaştır dığımızda da benzeri bir gözlem yapabiliyoruz. Özdeş içerikli kitapların anlatımı giderek güzelleşmekte. Bunu örnekler üzerinde de görebiliriz :
C.M. Gewertz'in 1933 yılında yazdığı "Syntheis is of a Finite, Four Terminal Network From its Prescribed Driving Point Functions and Transfer Functions", kita bının girişi;
"İn netvvork analysis either the network and the applied "impulse" (1) (usually a voltage) are given and we seek the "response" (usually a current), or the netvvork and the "response" are given, and we seek the "impulse".
These cases are extensively treated in the literatüre, usu ally by applying operational methods.
(1) By "impulse" we mean throughout this paper the applied driving force or steady state excitation.
İn network synthesis the "response" to a certain "im pulse" is given (prescribed), and the problem is to design a netvvork having such properties that is responds in a prescribed manner to the applied impulse.
Netvvork synthesis is stcadily assuming increased scientif ic interest and technical importance, especially in view of increasing needs in electrical communication engineering and talking movies, ete.
İt is more difficult to handle than network analysis, and as being a more or less nevv science the literatüre on the subject is rather scarce.
VVhen dealing vvith more than one pair of terminals, vve are forced into the field of non singular(2) (as well as singular) matrices and determinants vvhose elements are rational, fractional, algebraic funetions of acomplex vari able.
İt is because the literatüre on this subject is exceptionally scarce, that we in this paper, which is a contribution to our knovvledge in network synthesis and mainly built up on a mathematical foundation in terms of complex matrices and determinants, shall have to present so many proofs (having been deduced when needed) in the follo vving."
M.E. Van Valkenburg'un 1960 yılında yazdığı "Intro duetion to Modern Network Synthesis" kitabının girişi:
"1.1. Identification of the network synthesis problem
Two important topics vvithin the domain of eleetric netvvork theory are netvvork analysis and netvvork synt hesis. We assume that the reader is familiar with the ele mentary methods of netvvork analysis. Hovvdoes netvvork analysis? To ansvver this question vvill require definitions using vvords that invoke an immediate recognition on the part of the reader. Three such vvords vvhich are used ex tensively in deseribing the behavior of eleetric networks are the netvvork, the excitation, and the response. An example of the identification of the netvvork, excitation, and response is given in Fig. 1 1.
The vvord netvvork is used to deseribe a colleetion of elements conneeted or coupled together. The three pas sive elements are the resistor, the capacitor, and the induetor (ineluding the transformer). These elements are idealized elements in that they areassumedtobelumped, linear,finite,passive,and bilateral (sometimesabbreviated LLFPB netvvorks) and obey vvell recognized lavvs. The vvord excitation is used to deseribe a source of electrical energy to be conneeted to the netvvork. Tvvo energy source idealizations (or aetive elements) vve shall deal vvith are the constant voltage source and the constant current source. Several other terms are used interehan geably vvith excitation, such as driving force, applied vol tage, and current source. The response of a netvvork can be a particular current, a charge, a voltage aeross some element or combination of elements, the energy dissi (2) If non singular a consideration of the inverse matrix is gene rally also necessary.
pated in a resistor, a ratio of voltage magnitudes for si nusoidal excitation, ete. Tvvo forms of response of im portance are the time response or time domain response (meaning the variation of some response vvith time) and the sinusoidal frequency response or frequency domain response."
L.P. Huelsman ve P.E. Allen'in 1980 yılında yazdığı "In troduetion to the Theory and Design of Aetive Filters" Kitabının girişi :
"The study of almost any engineering subject, be it elec trical, mechanical, hydraulic, thermal, ete., can alvvay. be divided into tvvo parts, analysis and synthesis. İn ana lysis vve are concerned vvith finding the characteristics or properties of some existing system. The process is illus trated by the flovv chart shovvn in Fig. 1.1 1a. This may be read. "Given a system, find its properties. "Frequently, of course, the system may "exist" only as a sehematic shovving the intereonneetion of idealized elements. İn that case the sehematic defines a model of the system, and the analysis then gives the properties of the model. If the system (or model) is completely specified, its pro perties are, of course, unique. Thus, in an analysis prob lem, there is only one solation.
İn synthesis, on the other hand, the starting point is a desired set of properties, and the goal is to find a system in aetual or (more usually) in modeled form vvhich has those properties. The process is illustrated by the flovv chart chovvn in Fig. 1.1 1b. This may be read. "given a set of properties, find a system possessing them." İn general, as indicated in the figüre, there is usually more than one such system. Thus, in a synthesis problem, the solution is rarely unique. Because of this nonuniqueness a final step in the synthesis process is usually required, namely, the evaluation of several different systems, ali of vvhich have the desired original set of properties, to find out vvhich one is best. Before this can be done, vve must define vvhat is meant by the vvord best. Another vvay of looking at this is that an additional property or properties must be added to those originally specified, in order that a unique choice may be ma de from among the systems vvhich have been found. Obviously, the synthesis process is considerably more complicated (and chal lenging) than the analysis one."
Yapılan çok sayıda yayın, teknik İngilizceye büyüleyici bir anlatım kazandırmış. Çok az sayıda yayın yapılması na karşın benzeri bir durum Türkçede de gözlenebilmekte.
Yüksek Mühendis Mektebi, Elektrik Müderrisi M. Bürha neddin Ferit'in 1932 yılında yazdığı "Mütevazin Elektrik" Kitabının birinci sayfası :
"Meşahirden (Tales) nam zat ezmnei kadimede kehlibarı diğer açsama sürterek hafif eçsamı cezbettiğini görmüş tür. (17) inci asır iptidalarında (Jilber), bu hassanın yal nız kehlibara mahsus olmayıp reçine, cam, ipek gibi eç samın dahi haiz olduklarını müşahede etmiştir. Delk ile
bu hassai cazibeyi kesbeden cisme de "elektriklenmiştir" denilir. Bir cisim elektriklendirildikten sonra diğer cez bettiği eçsamı hafife bununla temas ettirilecek olursa evelâ cezbettiği eçsamı, temastan sonra defettiği ve delk olunan cisim gibi bunun da elektriklenmiş bulunduğu müşahede olunur. Bundan bir cismin delk ile kesbeyledi ği şu hassanın temas vasıtası ile diğer cisimlere intikal et tireceğine hükmolunur. Elektriklenmiş bir cismin husule getirdiği asara "hadisatı elektrikiye" (Phenomene elec trique).."
Aşağı yukarı yine aynı konunun işlendiği Mühendis Bin başı Raik Üstün'ün 1938 yılında yazdığı "Pratik Elektrik" kitabının birinci sayfası :
"I — Elektrik nedir ?
Eski insanlar sigara ağırlıklarının yapıldığı kehribar çu buğunu çuhaya sürttükten sonra bunun tütün tozu, saç, kâğıt parçası gibi hafif şeyleri çektiğini görmüşler ve bu çekici kuvvete elektrik demişler.
Daha sonra cam ve reçine çubuklarının da sürtüldükten sonra bu gibi şeyleri çekebildikleri görülmüştür. Yalnız şu farkla ki camın çektiğini reçine, tersine, itiyor. Bu başka, başka tesirleri ayırmak için camda doğan elektrik kuvvetine müspet, reçinedekine menfi elektrik demişler dir. Bütün bu tecrübeler (Sakin mütevazin) elektrik dev ridir.
Halbuki şimdiki elektrikler su gibi akıyor (l), bunun için buna elektrik cereyanı yahut kısaca cereyan diyoruz. Bi zim bu kitapta anlatmağa çalışacağımız elektrik, pil, akümülâtör, dinamo, alternatörlerin çıkardığı bu cins elektriktir. Bunları suya benzeterek anlatmak işimizi çok kolaylaştıracaktır (Şekil 1)e bakalım.
Bir havuzdan yüksekteki bir depoya su çıkarmak istersek bir tulumba kullanmamız lâzım gelir. Tulumba çalışır ken suyu havuzdan alır yukarıya depoya akıtır. Elektrik çi ağzı ile tulumba depo suyunun iktidarını yükseltir. Hakikaten depo dolduktan sonra depo ile havuz arasında daima bir yükseklik bir iktidar farkı (iktidar tefazulu) var dır. Şimdi deponun musluğunu açarsak bu sefer başka bir borudan havuza su dökülür, çünkü depo suyunun ikti darı havuzdakinden yüksektir ki bu su bir iş yapabilmek kuvvetine sahip..."
İTÜ Mühendislik Mimarhk Fakültesinden Prof. Dr. Yıl maz Tokad'ın 1948 yılında yazdığı "Devre Analizi Ders leri Kısım I I " kitabının birinci sayfası :
" 4.1. Giriş İçinde 2 uçlu R, L, C elemanları ve kaynaklar bulunan (1) Mütevazin elektrik dahi bazı şartlarında su gibi akar, fakat bu çeşit elektrik bu günün işlerini beceremez, bunlar üzerin de durmayalım.
devrelere ilişkin denklemlerin kurulmasıyle ilgili konular üçüncü bölümde ele alınmış ve bu devrelerin, birinci ve ikinci mertebeden olmaları halinde, durum değişkenleri yöntemiyle kurulan devre denklemlerinin çözümleri, ay rıntılı olarak incelenmiştir. Ayrıca, devredeki elemanla rın lineer olmaları halinde yüksek mertebeden devrelerin durum denklemlerinin de,
•x(t) = A x ( t ) + Bu (t) dt
u(t)
dt
(4.1.1)
biçiminde elde edilebileceği görülmüştür. Birinci ve ikin ci mertebeden devreler için elde edilen durum denklem lerinin çözümleri incelenirken, çözüm ifadelerinde iki ay rı terimin varlığına işaret edilmiştir. Bunlardan ilki, dev rede kaynaklar yokken, kapasitelerin ilk gerilimleri ve endüktansların ilk akımları nedeniyle ortaya çıkan, dev renin öz çözümüdür, öteki terim ise, devrede bulunan kaynaklar nedeniyle elde edilen, devrenin zorlanmış çö zümüdür. Daha açıkçası, birinci ve ikinci mertebeden dev reler için (4.1.1) durum denkleminin çözümü, sırasıyle, (3.4.15) ve (3.5.44) bağıntılarıyla verilmiştir. Bu çözüm ler,
x (t) = * (t) x (0) + [ x 3 (t) <D (t) x5 (0) ]
__ _ _ _
___
(4.1.2)
oz çozum
zorlanmış çozum
biçimde olup, birinci merketepeden devreler için, 4> (t)
geçiş matrisinin üzerine, skaler bir büyüklük olan e a t
fonksiyonunu almak gerekmektedir.
Öte yandan, birinci ve ikinci mertebeden devrelerde, t »• oo i ç j n . . . "
Kısaca açıklamaya çalıştığımız dilin anlatım yeteneği bi reylerden bağımsızdır. İşte, Türkçenin terim dağarcığı nı geliştirirken, teknik anlatım yeteneğini de geliştirmek zorundayız. Dilciler ve ozanlardan ne denli yardım alır sak alalım yine iş başına düşmekte.
BİTİRİRKEN
Kısaca özetlemek gerekirse, terimleri ile anlatımıyla bir Türkçe teknik dil geliştirmeden sağlıklı bir elektrik mü hendisliği eğitiminin yapılabileceğine inanmıyorum. Bu dilin gelişmesi ise yalnız bize kalmış bir sorun ve dışar dan pek bir yardım alamayız.
Bu görüşten, yabancı dil öğrenmeyelim diye bir sonuç çıkartılmamalı. Bugün için Türkiye, elektrik mühendisli ğinde bilim ve teknoloji üretmekten çok uzak bir aşama dadır. Daha pek uzun yıllar bilim ve teknoloji dışalımını sürdüreceğiz. Bu dışalım ise yabancı dil bilen birkaç azın lığın tekeline bırakamayız. İster beğenelim ister beğen meyelim, günümüzde özellikle ABD her türlü bilim ve tek nolojinin beşiğidir.
Çağa ayak uyduracaksak hepimiz en azından İngilizce öğrenmek zorundayız. Ne var ki, bugün uyguladığımız yöntemde ne İngilizce ne de Türkçe öğretebiliyoruz. Bu duruma bir son verip, anadilimizden ödün vermeden, baş ta İngilizce olmak üzere yabancı dilleri nasıl öğreteceğiz sorusuna bir yanıt aramalıyız.