Elektrik Mühendisliği · Sayı 297-298 · 1983 / 5-6
ODA'DAN HABERLER
Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1983
- Sayfa
- 5
- Okuma süresi
- 18 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam
İlgili: Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı, Bilim, teknoloji ve meslek tarihi
Anahtar kelimeler
- TMMOB
- mühendislik hizmetleri kongresi
- Bülent Tanık
- mesleki formasyon
- mimarlık mesleği
- iş bölümü
Özet
TMMOB Başkanı Bülent Tanık, 'Türkiye'de Mühendislik Hizmetleri' kongresinin açılışında mühendislik ve mimarlık mesleklerinin tarihsel evrimini, Türkiye'deki ekonomik ilişkiler içinde mühendislerin konumunu ve mesleki formasyonun önündeki güçlükleri ele alıyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
T.M.M.O.B. BAŞKANI BÜLENT TANIK İN TÜRKİYE'DE MÜHENDİSLİK HİZMETLERİ" KONGRE ve SERGİSİNİN AÇILIŞINDA YAPTIĞI KONUŞMA
Türkiye'de Mühendislik Hizmetleri ko nulu kongre ve sergimizin açılışını onurlandıran sayın konuklar, sayın de legeler, sayın basın mensupları, değerli meslektaşlarım..
Beş gün sürecek kongremizin 9 oturu munda ve son gün gerçekleştirilecek panelinde, ülkemizdeki mühendislik hizmetlerinin ulaştığı düzey ve bu dü zeyin yurt dışına taşan etki alanını tar tışacağız. Bu alanın taşıdığı potansiyel gelişmeler, ilgili kurum ve kuruluşların özgün deneylerini de aktaracak uzman arkadaşlarımız tarafından gözler önüne serilecek, olumlu ve olumsuz gelişme ler bütün yönleriyle ele alınacaktır. Teknik gücümüzün ulaştığı gelişme ev resinin net bir fotoğrafının çekilebil mesi, bu alanda duyulan önemli bir boşluğun doldurulmasına sayısız yarar sağlayacaktır.
Bilimsel ve teknik gelişmelerin ışığında, ülke kaynaklarının en iyi ve halkımız yararına değerlendirilmesinin önemli aracılarından biri olan mühendis ve mi marlarımızın, ihtisas alanlarına giren konular kadar kendi bütünlüklerini ta nıma ve tanımlamaları da önem taşı maktadır. Bu değerli gücün konumları nın tartışılması, sorunlarının ve beklen tilerinin irdelenerek dile getirilmesi, görev ve sorumluluk alanlarında daha etkin ve daha yetkin davranabilmeleri
nin sağlayıcısı olacaktır. Meslektaşları mızın birer teknik eleman olarak taşı dıkları önem yanında, bunların oluş turdukları veya omuzladıkları tüzel ki şiliklerin, firma ve kuruluşların da ana litik ele alınışı ve bütünsel bir değerlen dirmeye tabi tutulması, ekonomik yö nelişlerin de belirlenmesinin vazgeçil mez bir gereğidir.
Farklı nitelik ve niceliklerde bireylerin oluşturdukları bu kuruluşların organi zasyon yeterlilikleri de en az elemanla rının bireyler olarak taşıdıkları nitelik ler kadar önem taşımaktadır.
Bu bakımdan, Kongremizde kendi de neyimlerini aktaracak çok sayıda ka mu ve özel kuruluş, meslektaşlarımızın teker teker bütününü oluşturduğu Tür kiye'deki mühendislik hizmetlerinin anlaşılmasının tamamlayıcı bir bölümü oluşturacaktır.
Kongre süresince 30'u aşkın uzman ta; rafından yakın geçmişi, bugünü ve ya rını incelenecek mühendislik hizmetle rimizin bütünsel algılanmasına katkısı ve kurumsal ele alışın zorunluluğunun kanıtı olacağına inandığım, mühendis lik ve mimarlık mesleğinin evrimine değinmeye çalışacağım:
Mühendis unvanı kullanan insanların var lığı 18. yüzyıla kadar uzanır. 19. yüzyıl başlarında Amerika'da kanal ve demir
yolu projelerinde çalışan inşaat mühen disleri ile tekstil ve metal dökümhane lerinde çalışan makina mühendislerini hatırlamakta yarar vardır.
Bunlar çoğunlukla küçük atelye sahibi küçük iş adamlarıdır. Modern mühen disliğin doğuşu için ise, 19. yüzyıl son larını başlangıç kabul edebiliriz. Bu dönem büyük şirketlerin oluştuğu, ser mayenin yoğunlaşarak büyük şirketler halinde orgütleştiği bir dönemdir. İş letmelerin büyümesi ise emek sürecinn alabildiğine ayrışmasını hızlandırmış tır. Bu ayrışma sonucu ortaya çıkan parça işler, birçok meslek gibi mühen disliğin de modern anlamda yeniden biçimlenmesini sağlamıştır. Bu yeni den biçimlenmenin gelişmesi bazında da, mühendisin işlevinde önemli dönü şümler oluşmuştur.
Zihinsel çalışanların, kısaca mühendis lerin, önceleri kontrol kademesinde yer alan konumlanmaları, iş sürecinin bütününü yukardan denetlemeye elve ren konumlanmaları dönüşüme uğra mış, uzmanlık alanı içinde, yönetimce verilen işleri yapan bir konum ile yer değiştirmeye başlamıştır. Süreç tümü nün, teknik zihinsel etkinlik tarafından denetlenmesi olgusu ağırlığını yitirmek tedir. Aynı süreci mimarlık mesleği içinde belirli ölçülerde söylemek müm kündür. Daha eski ve köklü bir geleneği olan mimarlık mesleğini tanımlarken, Floransalı Mimar Alberti 1450 dolayla rında şunları söylemektedir: "Mimar bir sarayı, kiliseyi, mütevazi bir çiftlik evini olduğu kadar, bir kenti de tasar layacak kadar komple bir tasarımcıdır". Burada tasarımın gerektirdiği her türlü mühendislik pratiği, hatta baraj, rezer vuar gibi yapılarla ilgili hidrolik mühen disliği de söz konusudur.
Aynı şekilde Osmanlı hassa mimarının görevleri arasında şunlar sayılmaktadır: Kentlerin imar düzenini sağlamak, su yolları, lağım ve kanalizasyon gibi alt yapı tesislerinin, vakıflara ait bina ve tesislerin yapım onanm denetim ve ke şiflerinin hazırlanması, belirli lonca za naatkârlarının denetimi, inşaat işlerin de narh saptanması, işgücü ve malzeme arzını denetlemek, savaştada her türlü istihkam hizmetlerinin gerçekleştiril mesi.
Bugünle karşılaştırıldığında, başlangıç ta mimarın hakimiyetinde bulunan bir çok işlevin, farklılaşmış uzmanlıklar olarak yeniden oluştuğu kolaylıkla gö
rülecektir. Bu süreç içinde mimarın emeği de giderek ayrıntılı iş bölümüne uğramış, herbiri yapı üretim süreci yö netiminin sürekli ayrışan evrelerini kar şılayan uzmanlıklar içinde erimiş, eri mektedir.
Bugünkü yapı üretiminin veya fiziki çevre üretiminin entellektüel, zihinsel süreçleri; herbiri bir diğerinin varlığına bağımlı, simbiyotik bir ilişki içinde '•»ulunan, birbaşına nihai ürün üretme yen, irrasyonel kalan pekçok uzmanlık dalına yayılan bir bileşim olarak oluş maktadır. Bölge, kent plancısı, turizm, ulaşım, tarihi çevre plancısı, mimar, peyzaj mimarı, ulaşım, çevre mühendi si, elektrik, makina, endüstri mühendis leri ve diğerleri. Hepsi bu sürecin bile şenlerini oluşturan bir dizi yeni ayrın tıda iş alanının sorumluları olarak or taya çıkmaktadır.
Dolayısıyla bu tür meslekleri, belirlen dikleri karmaşık ilişki bütünlüğünden yalıtarak, bağımsız, başlı başına etkin ve üretken kürelermiş gibi ilişkilendir mek artık doğru olması gerek.
Buraya kadar mühendislik ve mimarlık mesleklerinin evrensel evrim sürecinin soyut düzeyde dile getirilen çeşitli ev relerinin, ülkemizde bugün birlikte ya şandığını gözlemlemekteyiz.
Türkiye'nin ekonomik yaşamında ege men olan ve gelişme halindeki ilişkiler yanında, tarihsel olarak daha eski ve geri ekonomik ilişkilerin de varlığını sürdürdüğü bilinen bir gerçektir. Bu ilişkilerin örneklerini mühendislik ve mimarlık faaliyet alanlarında da bul mak zor değildir. 1970'li yıllarda, ön ceki yıllara göre artış hızında bir azal ma olmasına rağmen, hala daha pek çok mühendis ve mimarın zanaatkarca ilişkilerin egemen olduğu küçük mü hendislik ve mimarlık bürolarında ça lıştığını görmekteyiz. Birçok mühendis ve mimar, 70'li yıllarda gerçekleşen büyük şirketleşmeler karşsında bu kü çük büroların rekabet şansını yarata cak ucuz işgücü kaynağı olmakla, işsiz kalmak arasında tercih yapmak duru munda kalmıştır.
Açıktır ki bu üyelerimiz düşük bir üc ret karşılığında, üstelik çoğu kez mes leki öğrenimleri ile edindikleri bilgi ve
beceriyle hiçbir ilintisi olmayan işleri yaptıkları bu büroları tercih etmişler dir.
Bunun dışında özel sektörde küçük üretim birimlerinde çalışan pekçok meslektaşımız, gene mühendislik öğre nimi sırasında edindiği bilgi ve dene yimden hemen hiçbirini gerektirmeyen üretim süreçlerine eklenmek, ya da iş siz kalmaktan birini seçmek zorunda kalmıştır.
Kamu kuruluşlarında görev alan birçok mühendis ve mimar için de mesleği ile ilgili bilgi ve becerilerin büyük bir bölü münü kullanmak, bunları kullanarak görevini yürütmek gerekli olmamıştır.
Mühendis ve mimarların mesleki bilgi ve becerilerini talep eden, ya da artır mayı teşvik eden, bu bilgi ve beceriyi işlevsel kılan bu işleyiş buralarda da genellikle söz konusu değildir.
Mühendisin, mesleki öğrenimi sırasında edinmiş olduğu bilgilerin önemli bir bölümü, ekonomik ilişkiler içinde boş lukta kalmakta, pratik karşılığını bula mamaktadır. Çünkü öğrenimi, o eko nomik ilişkilerin belirlediği alt yapıyla olması gereken düzeyde uyum içinde değildir, öğrenimi, ekonomik ilişkile rin farklı bir belirlenişinin veri olduğu, toplumsal ve teknik işbölümünün farklı bir örgütlenişine paralel bir eğitim mo deli üzerine oturtulmuştur. Bilimin ve teknolojinin birbirini etkileyip belirle diği, birbirini geliştirdiği bir model de ğil, ithal edilmiş bir model üzerine oturtulmuştur. Dolayısıyla mevcut olan toplumsal ve teknik işbölümü içinde, edinmiş olduğu mesleki öğre nimle uyumlu bir konumu genellikle bulamaz.
Özetle bir kesitini vermeye çalıştığım bu koşullar altında mühendis ve mimar ların bir bütün olarak, gelişmiş toplum larda görülen mesleki formasyona ula şabilmeleri, yerine getirdikleri faaliyet le toplum nezdinde saygın bir yer edin meleri giderek güçleşmektedir. Daha da ötesinde giderek kendi alanlarını de netleme ve irdeleme, bunun için gerek li ölçüt ve standarttan kendilerinin oluşturması, kısaca bir meslek olarak varlıklarını kabul ettirmelerinin olanak ları alabildiğine gerilemektedir.
Meslektaşlarımızın az sayıda bir bölü münün, aldığı öğrenimle uyumlu sayı labilecek bir işte çalıştığı, büyük bir bölümünün ise, bilimin sistemli bir uy gulanışının henüz sözkonusu olmadığı üretim alanlarında, küçük ve geri tek nolojili üretim birimlerinde çalıştığı gözönüne alındığında, mesleki etkinlik lerinin ayırdedici yanını ortaya koyabil meleri, bu faaliyet içinde mühendislik formasyonunun vazgeçilmez bir gerek sinim olduğunu hissetirmeleri güçleş mektedir.
Çünkü bu koşullarda üretime yön ve ren, bilimden ayrı olarak varlığını ko ruyan tekniklerdir. Bilim bu alanlarda henüz üretici güç olarak etkili değildir. Dolayısıyla, bilimin üretime uygulanı şının bir aracısı olan mühendis, bu alanda işlevini yerine getiremez, tersi ne mühendisin işlevi şekil değiştirerek henüz mühendisin yerinin oluşmadığı üretici güçlerin mevcut gelişme düzeyi ne uyarlanır. İşte bu yüzden sözkonu su ilişkilerin egemen olduğu üretim alanlarında mühendis, genellikle mü hendis olmayan başka bir teknik ele manın, hatta bazen teknik olmayan bir elamanın yapabileceği işleri yapmak durumundadır.
O halde yapılması gereken nedir?
öncelikle sorunun çoğu kez sanıldığı gibi basitçe bir yasal düzenleme sorunu olmadığını görmek gerekir. Söz konu su sorunların kaynaklandığı ekonomik ilişkilerde, ancak toplumun kendi do ğal gelişimi ile oluşacak değişmelerle modern mühendislik ve mimarlık for masyonu bir toplumsal gereklilik hali ne gelebilir. Bu tür toplumsal sorunları doğrudan hukuk düzeyinde, ya da ah laki düzeyde ele alıp çözmenin müm kün olmadığı, yalnız ülkemiz değil Dünya pratiğinde de bilinmektedir.
Yapılması gereken, toplumsal gelişme nin kendi dinamiklerini harekete geçir meye çalışmak, bireylerin yaratıcı ve üretken faaliyetlerini özgürce ortaya koyabilecekleri bir toplumsal örgütle nişe yönelmektir. Ancak böylesi bir arayış içinde toplumsal gelişmenin önünü açmak, giderek ona yön verebil mek mümkün olabilecektir. Bu ise ade mi merkeziyetçi olmayı, özerk faaliyet alanları yaratmayı, toplumsal faaliyet alanlarına merkezi müdahaleyi en azda tutmayı gerekli kılmaktadır. Böylesi
bir toplumsal yapı içerisinde mühendis ve mimarlar da kendi faaliyet alanların da söz ve karar sahibi olabilecekler, kendi faaliyet alanlarını denetleyebile cekler, toplumsal faaliyete kendi alan larında katkılarını maksimize edebile ceklerdir. Bu türden bir etkinlik, yasal olarak böyle bir yetkinin tanınmasın dan daha ziyade, bu alanda yer alan ların fiilen bu potansiyele sahip olma ları ve bunu hissettirmeleri ile müm kündür.
Söz konusu potansiyelin ağırlık taşı yan bir unsuru, mühendis ve mimarlar açısından, özgün bilgi üretimidir. Bu nedenle mühendis ve mimarlar, toplum nezdinde kabul gören bir kendi faaliye tini denetleme erkine sahip olabilmek için, bu faaliyet içinde işlevi olan bir bilgi üretimini gerçekleştirmek zorun dadır.
Bilimin ve tekniğin üretime, toplumsal yaşama uygulanması gibi önemli bir noktada yeralan mühendislik mimarlık faaliyetinin, özerk bir faaliyet alanı o larak değerlenmesi, yaratacağı toplum sal sonuçlar açısından üzerinde titizlik le durulması gereken bir konudur. Bi lim ve tekniğin toplum yaşamında, üretim güçleri içinde giderek artan ağırlığı, birçok sorunuda birlikte ge tirmektedir. Bu unsurların şu ya da bu şekilde kullanılışı toplumsal maliyeti çok yüksek faturalarla karşılaşmamızı getirebilecektir.
Bu sorunları teknisyenlerin bir başka larına çözebileceği yanlış kanısı ise, di ğer toplum kesitleri arasında olduğu kadar mühendis ve mimarlar arasında da yaygın olan bir paradokstur. Zaman zaman böylesi bir yaklaşıma sahip az sayıda "uzman" kişinin, tüm toplum ya şamını ilgilendiren konularda, toplum sal maliyeti son derece yüksek konular da, sorunları teker teker "çözüverip" bir kenara koyduğu bilinmektedir.
örneğin, eğitim alanlarında ya da eko nomik politikaların belirlenmesinde, böylesi dar uzman çekirdeklerin oluş turduğu çözümlemelerin ortaya çıkar dığı toplumsal maliyeti gördük, görece ğiz. Bu genelliklerin ışığında biraz da, mev cut duruma mühendis ve mimarlarımızı doğrudan etkileyecek düzenlemelere ve yönelişlere gözatmakta yarar görü yorum:
Bugün ülkemizde Odalarımıza kayıtlı
üyelerimizin sayılarında çıkardığımız bilgilerle bildiğimiz kadarıyla 120 bi ne yakın mühendis ve mimar bulun maktadır. Her sene bu sayıya yaklaşık 8 10 bin yeni mezun eklenmektedir.
Dünyanın hemen hiçbir yerinde okul lardan piyasanın hemen işine yaraya cak, yetişkin nitelikte mühendis ve mi mar çıkarılmaz. Okulda alınan göreceli genel eğitim, uğraşı içerisinde pişiril mek, daha dar uzmanlık alanlarına yö nelmek durumundadır. Bilindiği gibi yaklaşık son beş yıldır, kamu kesimin de uygulanan personel politikaları ne deniyle, çok zorunlu olmayan durum lar dışında, kamuya yeni teknik ele man alımına gidilmemektedir.
Bu dönem, uygulanan istikrar politika ları sonucu, özel sektörün istihdam hacmında da önemli daralmaların göz İpndiği bir dönem olmuştur. Son beş yıl, bu iki faktörün birleşmesinin ürünü olarak, yetiştikleri eğitim döneminin koşullarını da yakından bildiğimiz 30 bin civannda mühendis ve mimarın, bilgi ve becerilerine yeni eklemeler ya pamadan geçirdiği yıllar olarak kay bedilmiştir. Bu kesim yoğun bir işsiz lik, düşük ücret, ve de başka bir iştigal sahası aramak olgusu ile karşı karşıya dır.
Ekonominin gelişen sektörleri, özellik le yurt dışına açılmaya yönelen sektör ler, yüksek ücretlerle kamuda ve özel sektörde çalışan uzman kadroları nere deyse kapatmıştır. Bunun dışındaki ge reksinmelerin ise nasıl karşılandığını basında çıkan ilanlar ortaya koymak tadır. Kamu ve özel işyerlerinin, nadi ren üç, çoğu zaman iki üniversite me zunlarını kabul eden sınav ilanları bu nun göstergesidir. Neyse ki, üniversite leri tektipleştiren uygulama yakında böylesi bir seçmeyi tümüyle ortadan kaldıracaktır.
Kısaca yakın bir gelecekte, pek çok iş siz ve düşük ücretle çalışmaya hazır mimar ve mühendis bulunmasına kar şın, kamuda ve özel sektörde, vasıflı mühendis ve mimar açığı büyüyecektir. Bu açık, yetişmiş uzman kapasitesini güvensizlik, mesleki doyum yetersizliği, sosyal ve ekonomik haklardaki boşluk lar insiyatif sınırlamaları, idari kademe lerde eritme gibi nedenlerle daha hızlı kaybeden kamu kesiminde daha bir bü yük olacaktır.
Bu açığı kapamanın yolu ise hiç şüphe yok ki, son yıllarda kamuoyunda yeni bir içerik ve anlam kazanan, memurlaş tırma değildir. Teknik elemanlar top lumumuzun yapıcı ve üretken kesimi dirler. Böyle olmak zorundadırlar. Bu durum onların varlık nedenleridir. On ları memurlaştırdığımız zaman, onlara güven duymadığımız zaman, kamuda veya özelde, yaparken ya da denetler ken bu güveni hissettirmediğimiz za man, işlerin iyi yapılacağını asla garan ti edemeyeceğiz demektir.
Burada mühendis ve mimarlarımızın önemli bir bölümünün yer aldığı imar ve yapı etkinliklerine de değinmek is terim. İnşaat sektöıünün içinde bulu duğu ve çeşitli çevrelerce yıl sonunda daha açık ortaya çıkacağı belirtilen durum, istihdam konusunda yeni çehre ler verebilecek niteliktedir.
Yurt dışına göç ya da yabancı teknik elaman istihdamı da mevcut durumu kavramamıza yardımcı olacak bir diğer ölçüttür. Uzman teknik kapasitemizin yurt dışındaki meslek uygulamaların da gösterdiği performans, global mesle ki yetkinliğimizin sevindirici bir gös tergesidir. Dışardaki başarının nedenle ri araştırılarak çıkarılacak sonuçlardan yararlanmak gerekir. Bu durumun bir başka tamamlayıcı yanı da, uluslarara sı anlaşmaların zorunlu kıldığı haller dışında yabancı uzman kullanımındaki önemli sayıda azalmada ifadesini bul maktadır. Son yıllarda pek az sayıda yabancı uzman Birliğimizden çalışma izni için olur istemiştir. Buna karşılık 1981 yılı içinde çıkarılan bir yasa uya rınca veya başka biçimde ülkemizde ikamet ve çalışma izni isteyen, bir kı sım bizim okullarımızdan diploma alan Ortadoğu kökenli mühendis ve mi mann çok sayıda başvurusundan söz etmekte yarar vardır.Tek amaçları çe şitli nedenlerle ülkelerine dönmemek olan bu kesimin başvuruları onlar açı sından da olmak üzere ücret ve istih dam politikaları çerçevesinde Birliği mizce titizlikle incelenmektedir.
Bir kez daha belirtmek isterim ki mes lektaşlarımızın dışarıdaki basanları ve içerde yabancı uzmana gereksinme his settirmemelerinin bu göstergeleri bizler için öğünç kaynağı olmaktadır.
Sayın konuklar, sayın meslekdaşlar.
Konuşmamı sona erdirmeden mühen dislik mimarlık mesleğinin iki önemli hizmet alanına daha kısaca değinmek istiyorum:
Bilimin ve tekniğin toplum yararına kullanılmasının anahtarı olan mühendis ve mimarların, iş güvenliği ve kalite kontrolü alanlarındaki etkinliklerinin artırılması konuları her yıl iş kazaları nın ve yeterli iş güvenliği önlemlerinin alınmaması sonucu ortaya çıkan top lumsal kayıplarımızın ne kadar çok ol duğunu, uluslararası düzeyde kırdığı mız rekorlardan izlemekteyiz. Bizatihi üretimin artırılması ve niteliklendiril mesini de içeren bu alanlarda yapıla cak düzenlemelerin, yan sosyal ürünle rinin ötesinde yararlı ve karlı işler ol duğunu başka ülkelerin deneylerinden bilmekteyiz. İş güvenliği özel önlemle rin yanında normal mühendislik hizmet lerine yeterince önem verilmemesinin kayıp işgünü sayısının bunca yüksek olmasında kuşkusuz belirleyici rolü olmaktadır.
Bu alandaki yaklaşımların çağdaşlaş ması, kamunun kontrol organlarında iş güvenliğine yönelik teknik eleman is tihdamının süratle geliştirilip, güçlendi rilmesine gidilmesi geciktirilmemelidir. Kaliteli mal üretimi de aynı biçimde öncelikle bu yaklaşıma sahip olanın yararına olacak bir eylemdir. Özellikle yurt dışına açılma eğiliminde olan sektörlerin bu alanda duyduğu gerek sinme bunun açık ifadesidir. Kaliteli mal üretimi ve kalite kontrolünün biza tihi üretim yerinde üretici tarafından yapılabilmesi, bu alanda mühendislik hizmetine duyulması gereken gereksin meyi büyük boyutlarda ortaya koymak tadır. Defolu ve bozuk maldan ötürü kaybedilen pazarlar bir yana, bizatihi bu ürünlerin kaybedilmesinin yarataca ğı zararlar, bunları gidermek için üre tim sırasında alınacak önlemlerin mali yetinin katkat üstünde olmaktadır.
Kaliteli üretim ve verimliliğin artırılma sı, yeterince algılanmamış bir toplum sal gerçeklik olarak, tüketicinin olduğu kadar üreticinin de korunması anlamın da bir mühendislik etkinliği olarak gö rünmektedir. Üretim yerinde ve üretici tarafından yapılacak kalite kontrolü nün TMMOB gibi tarafsız bir kuruluş eliyle belgelendirilmesi ise bu alanda tüketicinin korunmasını sağlayıcı ola caktır.
Yaşamın her alanı için ama özellikle mühendis ve mimarlar için geçerli olan şu sözlerle konuşmamı bitiriyorum.
Toplumsal ve teknik işbölümünün gide rek daralan duvarları arasında kalarak, son derece karmaşıklaşan toplum ya şamının bütününe ilişkin bir şeyler dü şünüp üretmek olanaksız hale gelmek tedir.
Bu bakımdan kendi uzmanlık bilgi ve becerisi de dahil olmak üzere çevresin de olan biten her şeyi eleştirel bir göz le görebilen, irdeleyen, etkilemeye ça lışan, özgür inisiyatifli bireyler haline gelmeyi teşvik etmeliyiz. Çünkü üret ken olabilmek ancak bu şekilde gelişip serpilecek, yaşamın her kesitinde boy gösterebilecektir.
KAMU İNŞAAT YATIRIMLARINDA BAŞARI VE İHALE YASASI
Kamu İnşaat Yatırımlarında Başarı ve İhale Yasasına ilişkin EMO Başkanı Teoman Alptürk'ün basına yaptığı açıklamayı aşağıda veriyoruz:
"2490 sayılı Artırma, Eksiltme ve İha le Kanununun değiştirilmesine gerekçe olarak; yasanın çok eski olduğu, esnek olmadığı bu yüzden gereksinmelere ce olmadığı bu yüzden gereksinmelere ce vap vermediği ve yatırımların aksama sına yol açtığı belirtilmektedir.
1934 yılında yayınlanan ve bugüne de ğin birçok maddesinde değişiklik yapı lan 2490 sayılı yasada, bugün yapıl ması düşünülen düzenleme, tümüyle yeni bir yasa yapımı biçimindedir. Bu ölçüde köklü bir değişiklikten önce; yatırımların, ihale edilişinden işletme ye açılışına kadar geçen sürede, aksa manın nedenlerinin doğru saptanması gereklidir.
2490 sayılı yasa, yatırımların müteah hit eliyle yaptırılmasında, işin yalnızca ihale aşamasını düzenleyen bir yasadır. Oysa ihale sonrasıda, yatırıma konu olan ve çoğu zaman uzun yıllar süre cek bir inşaatın ihale işlemi dışı bir se ri nedenle aksadığı ve sürüncemede kal dığı bilinmektedir. Kaldı ki, 2490'a göre ihale edilipte başarı ile sonuçlan dırılan birçok yatırım bulunduğu gibi; 2490 sayılı yasaya göre daha nitelikli olduğu ileri sürülen ve kuruluş yasala rında daha esnek hükümler taşıyan
ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 29 7 298
KİT ve Katma Bütçeli İdarelerce İhale edilen pek çok işin yarım kaldığı da gerçektir. O halde sorun yalnızca ihale yasasının kendisi değildir.
2490 ve diğer kurumların tabi olduğu benzeri artırma eksiltme ve ihale yasa ları temelde yalnızca yaptırılacak olan işin müteahhidini ve işin ihale bedelini maliyetini değil Saptamaya yaramak tadır.
Diğer taraftan işin ihale bedelinin mü teahhitlerce teklif olunduğu ve büyük fiyat kırımlarının yapıldığı bilinmekte dir. Karne ticaretindeki serbestiye bağ lı olarak artan müteahhit sayısı piyasa daki son durgunlukla da birleşince, az iş çok müteahhit, arz talep dengesizliği ortaya çıkmıştır. Bu işi "kaça yapa rım" değil, bu işi "kaça alırım", man tığı egemen olunca boş durmanın risk ve maliyetinin bu denli büyük olduğu bir ekonomik ortamda, büyük fiyat kırımları kaçınılmazdır.
Burada "layık had" kavramı gündeme gelmektedir. Uygun fiyat (layık had) kavramı 2490 sayılı yasada da mevcut tur. Ancak uygulamada uygun fiyat daima en düşük fiyat olarak hayat bul muştur. "Layık had" spekülasyona açık bir kavramdır. Ve daha düşük bir fiyatla devlete bir işi taahhüt edenin, layık hadd saptayanları" devleti koru mamakla" suçlama şansı her zaman mevcuttur. Bu da, yöneticileri kendile rine tanınan bu insiyatifi kullanamama ne tanınan bu insiyatifi kullanamama durumuna itmektedir. Genel hukuk anlayışımız da böylesi bir insiyatif kul lanmayı meşrulaştırıcı düzeyde değil dir. Yeni tasarıda da layık had kavra mının korunduğu ancak işleyişin bir yönetmelikle düzenleneceği belirtil mektedir. Yasanın bu can alıcı noktası nın (1978 yetki yasası uyarınca da ha zırlanması gereken ama 5 yıldır çıkarı lamayan) yönetmeliğe bırakılması, bu sorunun çözümlenemediği izlenimini vermektedir.
Müteahhit seçimi ve ihale bedelinin saptanması gibi iki temel öge ihale ya sası içeriği için çok önemli görünmek tedir. Ancak ihale yasasına bu iki te mel öge için konacak hükümler yarar lı olmakla birlikte sorunu tamamen çözemeyecektir. Şöyle ki, bir yatırı mın gerçekleştirilmesinde sözleşme öncesi unsurlar yanında yapım sırasın da ortaya çıkan sorunlar da etkili ol maktadır.
Bir inşaat işinin başarılı olması, şu üç kıstasla ölçülür:
1 Yapının nitelikli olması 2 Zamanında bitmesi 3 Uygun ve öngörülen maliyetle bitme si Bu koşullardan herhangi birinin bile sağlanamadığı bir inşaat işinin başarı sından söz etmek mümkün değildir. Bu üç konuda basan sağlanamamasının, ihale öncesi ve yapım sırasındaki, ne denleri şöyle belirlenebilir.
İnşaat elde etmenin yolunu gösteren mevzuat, bu üç amacı ne ölçüde kar şılamaktadır?
İhale kanunu ya da kuruluşların özel kanunları yanında; Bayındırlık Bakan lığı bir inşaatın nasıl yapılması gerek tiğini birim fiyat tarifleri ve teknik şartnamelerle belirler. Birim fiyat tari feleri, yine Bakanlıkça belirlenen ana liz ve rayiçlerden oluşturulmaktadır. Malzeme ve yapı elemanının nasıl ve kaça yapılacağı, hangi sürede hangi tür emekten ne kadar harcanacağı ile bu belgelerde bulunmaktadır. Bu tanım ve saptamalarda ve mevzuatın bütününde kamu inşaat yatırımlarının nitelikli ol ması, başarılı sonuçlanması için kural olarak ne gerekiyorsa bulunmaktadır.
Yeterinden çok ayrıntı da kural ve akım düzeneği bulunmasına karşılık, belkide bu yüzden kamu inşaat yatırım larının genelde başarılı olduğu ileri sü rülemez.
Şu halde sorun nerededir:
1 Maliyetin oluşumuna ve hesaplan masına etki eden girdiler, Bayındırlık Bakanlığınca saptanan rayiç (Bedel )ler ile piyasa arasında genellikle bir fark bulunmaktadır. Rayiçler, malzeme gir di fiyatlarında, araç gereç bedellerin de, ve özellikle ücretlerin tesbitinde pi yasanın gerisinde kalmaktadır. Pisadaki fiyat oluşumu ile saptamalar arasında ki süre boşluğu da çeşitli malzemelerin (fark ödeme) dışında tutulmasıyla etki yi artırmakta, buna enflasyonda ekle nince, yapımcıların çoğu zarar ettiğini belirterek işi bırakmaktadır.
2 Bakanlıkça yapılan analizler genel likle bugünün ileri ve hızlı yapı tekno lojisine,uymamaktadır. Yapımcılar im kanize olmaya yöneltmeyen yavaş ve
emekyoğun sistemler ağırlığını koru maktadır. Bu ise özellikle enflasyonist ortamlarda çok önemli olan zaman faktörünü dışlamaya yolaçmaktadır. Ağır işleyen sistemler farkında olma dan teşvik edilmektedir. Yapım süre sini kısaltacak öneri ve teknolojilerin, ihale yasası, şartnameler ve birim fiyat larında yeterince dikkate alınmaması, gecikmeye ve başarısızlığa yolaçmak tadır.
3 Finansman akışının yeterliliği, işin niteliği ve süresinin belirlenmesinde çok önemli roy oynar. Eğer gerekti ğinde gereken miktarda paranız yoksa bir kulübe bile yapamazsınız. Bunu kanıtlar biçimde birçok yatırım kay nak yetersizliğinden gecikmiştir, veya yarım kalmıştır. Devlet, DPT kanalıy la yatırım programlarını kendi ilke ve kaynaklarına göre belirli bir süzgeç ten geçirmez, finansman güçlüğü çıka bilecek yatırımları programına şu veya bu nedenle alırsa, işlerin aksaması ka çınılmazdır, özetle para ne kadar hızlı akarsa iş o kadar hızlı ve beklenen per formansda elde edilebilir.
4 Nitelikli iş elde etmenin girdilerinden biri de hiç şüphesiz, kontrollük ve ka rar mekanizmalarının işleyişidir. Bu mekanizmaların yetkin ve süratli olma sı, insiyatif kullanabilmesi büyük önem taşımaktadır. Ancak kamu kuruluşları nın nitelik ve nicelik açısından yeterli teknik elemanla donatılmış kontrollük örgütleri bulunmamaktadır. Yetkin kontrol örgütlerinin sürekliliği devletin kendi elemanına verdiği öneme bağlı dır. Yetki ve sorumluluklara uygun, özlük ve sosyal güvenlik unsurlarının bulunmadığı hallerde, kontrollerin umulan düzeyde etkin olması beklen memelidir.
Sonuç olarak görülüyor ki kamu inşaat yatırımlarının başarılı olması, müteah hit seçimini ve işin ihale bedelini belir lemeye yarıyan ihale kanununun dışın da bir dizi başka önleme ve devlet po litikalarına bağlıdır. İşin yapımını ve kontrolünü devlet adına üstlenen kamu ve özel sektör elemanlarına gereken koşullar zamanıda sağlanmadığı, güven duyulmadığı ve güven verilmediği süre ce nitelikli iş elde etmenin olanağı 'oktur. Doğru yapımcı seçimi etkin bir kontrollük işleyişi, düzenli bir fı nasman akışı iyi iş elde etmenin ilk gir dileridir."