Elektrik Mühendisliği · Sayı 330-331 · Nisan-Mayıs 1986
BİLİMİ ELEŞTİRMEK
Bilim, teknoloji ve meslek tarihi Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1986
- Sayfa
- 7
- Okuma süresi
- 22 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Bilim, teknoloji ve meslek tarihi
Anahtar kelimeler
- bilim felsefesi
- bilim eleştirisi
- bilim sosyolojisi
- bilim anlayışı
- araştırma yöntemi
Özet
ODTÜ Felsefe Bölümü öğretim üyesi Ahmet İnam, bilimin toplumda nasıl yanlış anlaşıldığını beş başlıkta ele alıp bilimi ve bilim anlayışlarını eleştirmenin yöntemleri üzerine felsefi bir değerlendirme sunuyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Doç. Dr. Ahmet İNAM ODTÜ Felsefe Bölümü öğrt. Üyesi
Bilimin insan yaşayışında önemli bir yeri var. Yaşadığımız dünyanın, içinde bulunduğumuz kültürün, dışımızdaki kültürlerin an laşılması, yorumlanması, eleştiril mesi, bilimin bu etkisinin kavranıl masını gerektiriyor.
Bugün bilim değişik açılardan inceleniyor. İnsanın kendini tanıma sı, kendi üzerinde düşünmesi, kendi ni eleştirmesi bilimle hesaplaşmaya girmeksizin başarılamaz. İnsanın ta rih içindeki oluşumu açısından, bilim, üç dört yüzyıllık geçmişiyle daha yeni bir olgu. Yeterince anla şılabilmiş değil. Çağımızda bilim aşağıda sıralayacağım noktalarda yanlış anlaşılıyor. Bu yazının sınırla rı içinde amacım, olabildiğince, bu yanlış anlaşılmaları belirleyerek, bi limin kültür içindeki yeri konusun da bir yorum getirmek. Bu yoru mun özgün olduğunu savunmuyo rum. Bu konularda düşünenlerin ko layca görebileceği gibi, görüşlerim bilimi incelemeye çalışan bilim psi kolojisi, sosyolojisi, tarihi, felsefesi, ekonomisi, politikası araştırmaları na dayanıyor. Amaçlarım açısın dan, bu konulardaki "literatür"le doğrudan hesaplaşmaya girmeyece ğim. Türk Kültüründe, bilim anlayı şının çağımızdaki bilimin işleyişini kavrayacak düzeyde olmadığını gö rüyor ve üzülüyorum. Bu eksikliğin, özürün giderilmesi tek bir yazıyla gerçekleştirilemez. Yine de, bu ya zıyla, Türkçede bilimin anlaşılıp tar tışılması konusuna katkıda bulun mak istiyorum. Türk eğitim sistemi nin eleştirilerle geliştirilerek, Türk kültürünün dünya kültürleri arasın
daki yerinin ortaya konması açısın dan, bilim üstüne, bu konudaki çağ daş tartışmaların ışığında düşünme miz gerektiğini vurgulamak istiyo rum.
Burada ayrıntısına girmeyece ğim tarihsel, felsefi, toplumsal, siya sal, kültürel nedenlerle, bilime bazı yanlış anlaşılmalarla bakılıyor. Bu bakışlara niçin yanlış diyorum? Bi lim, çağımızın son derece karmaşık, birçok boyutu olan bir insan çaba sı. Genellikle bu çok yönlülüğün kavranılamamasından kaynaklanıyor yanlışlık. Eksiklik. "Yanlışlık" sö zünü, "doğruluğun" karşıtı anla mında, bir önermenin doğru ya da yanlış olabilmesi özelliğini belirle yen mantıksal bir kavram olarak kullanmıyorum. Bu yazının bütünü okunduğunda anlaşılacağını umdu ğum, görüşlerimle uyuşmayan anla yışlara verdiğim bir sıfattır "yanlış". Beş noktada topluyorum bu yanlış ları.
1. Bilimin aşırı abartılması, din sel bir kılığa sokulması çabalarına tanık oluyoruz. Bilim, toplumüstü, kültürlerüstü, insanüstü bir kavram olarak ele alınıyor. Bilim, bu anla yışta, doğayı, insanı, birey ve top lum olarak inceleyip, şaşmaz, kesin yasalar ortaya koyan bir çabadır. Bilim adamları, insanüstü varlıklar dır; ileri sürdükleri hep doğrudur. Arada yanlış yapsalar da, kendileri ya da meslekdaşları tarafından bu yanlışları bir süre sonra düzeltilir. Olayların açıklanmasında, gelecekte ne zaman olacaklarının kestirilme sinde, kavranmasında, son sözü söy lerler. Günlük yaşayışımızda sık
karşılaştığımız, "Bilim bunu böyle emreder", "Bilim bunu gerektirir" sözleri, bu anlayışın dile getirildiği birkaç örnektir. Bilimi bir "mit", bir "din" olarak anlar bu görüş.
2. Yaygınlığını yitirmeye başla sa da, yukarıda andığım bu görüşü, kendi dünya görüşlerini, inançlarını haklı kılmak için kullananlar ol muştur, oluyor. Dünyaya bakışları na, "bilimsel dünya görüşü", "bilim sel felsefe" diyorlar. "Bilimsel felse fe" sözü üzerinde biraz duralım. Bi limin verilerine sıkı sıkıya bağlı fel sefe çabaları değil, karşı çıktığım. Sözüm, felsefe görüşlerini geçerli kılmak için bilime sığınanlara,üste lik güdük ve eskimiş bilim anlayışıy la bunu ileri sürenlere.
3. Bilimi yalnızca uygulamaları ile tanıyan "naiv" anlayış. Bilimi, tıptaki tedavi yöntemleriyle, mühen dislikteki gelişmelerle bir tutanlar. Bilim denince uzay çalışmalarını, elektronik aygıtları, kanser tedavile rini, organ nakillerini anlayanlar.
İlk iki anlayışta, zaman zaman neredeyse tapınmaya varan aşırı hayranlık, sayacağım son iki nokta da bir "olumsuz" tepki olarak kar şımıza çıkıyor.
4. Bilimin özellikle, insanı anla mada, soyutlama, parçalama yönte mi kullandığı için yetersiz kaldığını ileri süren görüş. Bu anlayışa göre, doğa bilimlerinin yöntemiyle insan anlaşılamayacağı için, ayrı yöntem lerin geliştirilmesi gerekiyor. Bilim insanı "madde" düzeyine indirmiş tir. Onun ayrıcalıklı yapısını anlaya mamıştır. Serhoş araması içindedir. Serhoş araması sözünü şöyle açıkla
yabiliriz. İki serhoş gece evlerine dönerlerken içlerinden birisi evinin anahtarını düşürüyor. Sonra anahta rını evinin yakınlarındaki elektrik lambasının altında aramaya başlı yor. Arkadaşı: "Niçin anahtarı ışı ğın altında arıyorsun, orada düşür medin ki" diyor. Diğerinin yanıtı hazırdır: "Burada arıyorum, çünkü ışık var burada." Bilim bu anlayışa göre, çözebileceği sorunlara, elinde ki hazır yöntemlerle yanıtlar arar. Oysa özellikle insanı anlamak, bili min şimdiki yöntemleriyle sağlana maz. Bilim kazandığı önemli başarı lara karşın yetersizdir.
5. Nükleer savaş, çevre kirlen mesi, insanın bunalımı, kendi kendi ne yabancılaşması sorunlarını do ğurduğu için olumsuzluğunu ileri sürenlere göre bilim, üstelik, siyasal baskı ve egemenlik kurmaya çalışan güçlerin elinde bir silah olarak kul lanılmaktadır. İnsanlığı bir "kriz'Mn eşiğine getirmiştir.
Yalnızca bir saptama olarak kı saca dile getirip, ayrıntısına, tartış masına girmediğim bilimin bu bi çimlerde kavranması karşısında, bu yazımda, bu anlayışları düzeltme, ortadan kaldırma, ya da düzeltmeye çabalarken, ister istemez bunlara yenisini ekleme kaygısını doğrudan taşımıyorum. Çağımızı büyük ölçü de etkilemiş, çoğunlukla yanlış an laşıldığını söylediğim, bilim üstüne, mantıkçıların, felsefecilerin, sosyo logların, psikologların, siyasal bilim cilerin, ekonomistlerin, kendi yapıp ettikleri üstüne düşünen bilim adam larının, kültür sorunlarıyla ilgili di ğer düşünürlerin çalışmalarını da göz önüne alan, bilimin ya da bilim hakkındaki görüşlerin eleştirilmele riyle bilimi anlayıp değerlendirme çabaları konusunda, sınırlarımı bil meye çalışarak bir iki öneride bu lunmayı deneyeceğim.
Eleştiri Çabası sözünden ne an lıyorum? Biraz açayım. Eleştiri, çoğu kez birbiriyle iç içe geçmiş, yine de kimi zaman sağlayabileceği
düşünme kolaylığı dolayısıyla ikiye ayırabileceğim düzeylerde yürütü lebilir.
1. Bilim doğrudan eleştirilebilir. 2. Bilim anlayışları eleştirilebilir. Bu çabalarda iki ayrı evre görüyo rum. Hazırlık evresi, değerlendirme evresi.
Bütün eleştiri çabalarında, eleş tirenin, eleştirdiği şey konusunda bir ön anlayışı, ön görüşü vardır. Bu ön anlayışla, bu ön anlayışı aş maya çalışarak, eleştirdiğimiz ko nuyu anlamayı, öğrenmeyi, kısaca sı konuya yaklaşmayı amaçlarız. Anlamaya uğraştığımız konunun ilgili olduğu konular içindeki bütün lüğünü yakalamaya çalışırken, ön anlayışımızla, bir özümseme içinde, konular arasındaki ilişkiyi bir ufuk genişliğinde görmeyi elden bırak mayız. İşte, anlamaya yönelik, anla dıkça rahatsız olabileceğimiz nokta ları ikinci evrede gündeme getirmek üzere geçici olarak askıya alma ça baları, eleştiri sürecinin ilk evresini, hazırlık evresini, özümseme evresini oluşturuyor. Kısır tek yanlı, duygu yüklü, tepkisel eleştirilerde bu evre nin eksik olduğunu görüyoruz.
İkinci evre, birbiriyle ilişkili çeşitli eleştiri çabaları taşır. Yalnız, unutmayalım, bu iki evrenin zaman zaman birbirlerinden ayrılamadığı durumlar olabilir. Değerlendirirken anlayabilir, anlamaya çalışırken de ğerlendirme içinde olabiliriz.
Eleştireceğimiz konunun tutar lılık denetimi, eleştiri çabasının önemli bir yanıdır. Konunun iç tu tarlılığının, içerdiği savların, kulla nılan kavramlar arasındaki bağın, mantıksal çabayla, çözümlemeleri nin gerçekleştirildiği bir süreçtir. Eleştirilen konu bu yönden açık ve riyorsa, yeniden ilk evreye, anlama evresine dönülebilir. Bunun, konu nun bir yanlışı mı, yoksa bizim an layış kıtlığımızdan doğan bir sonuç mu olduğu araştırılır. Diğer konu larla oluşturduğu ufuk içinde de ğerlendirmesi yapılır (Tutarsızlık ya
da çelişki bulduğumuzu sanar san maz hemen bir köşeye "değersiz" diye atılmaz).
Konunun dış tutarlılığı, diğer konularda ileri sürülen ilgili savlarla anlamca, mantıkça ilişkisi, iç tutar lılıktan sonra denetlenecektir.
Konuda ileri sürülenlerin, temel dayanakları, gerektikçe mantıksal anlam çözümlemeleri, sezgilerimiz yardımıyla, görüşlerin dayandığı ana kaygılar, bulunabilirse bunların metafizik, pragmatik, yaşama biçi minden kaynaklanan özellikleri göz den geçirilip değerlendirilir.
Konu, dile getirilmiş savlar ta şıyorsa, bu dile getirilişin estetik açıdan, basitlik yönünden sunuluşu eleştirilebilir.
Yalnızca dış tutarlılığına bakıl maksızın, konunun tarihi içinde, daha kapsamlı olarak kültür tarihi içinde, ilgili olduğu çağdışı konular arasında kültürü etkilemesi, çeşit lendirip, o zamana dek farkına varıl mamış noktaları göz önüne sermesi, çözümlenmemiş sorunları çözebil mesi, yeni sorunlar gösterebilmesi açısından da değerlendirilmesi yapı lır.
Bir hatırlatma: Ben bu yazımda bilime ya da bilim anlayışlarına böyle bir eleştiriyi yöneltmeye kalkmayacağım. Bu, beni şu anda aşıyor. Benim yapmaya çalıştığım, bu eleştirinin olanağı ve yolu yor damı üstüne düşündüklerinden bir iki ipucu vermektir.
Soralım şimdi: Bilim zaten eleş tirilerle yürütülen bir uğraş. Bilim anlayışları da, çoğu kez bilimin kendi üstüne çalışmaları da (Bilimin bilimi, bilim sosyolojisi...gibi) felse fi kökenli inançlardan kaynaklanı yor. Bu uğraşlarda eleştiri sürekli yapılıp duruyor. Bizim eleştiri ça balarımızın bunların yanında yeri ne? Üstelik biz kimiz ki eleştirmeye kalkıyoruz bilimi? Ne adına, neye dayanarak kalkıyoruz bu işe? Bflim üstü bir dayanaığımız mı var yoksa?
Yazımın bundan sonrası, büyük öl çüde bu sorulara yanıt arayacak.
önce, çok sık sözünü ettiğim "bilim"den ne anladığımı söyleyive reyim. Bilim; mantıksal, felsefi, ta rihsel, psikolojik, sosyolojik boyut ları olan bir araştırma çabasıdır. Araştırma kavramı, araştırıcının da içinde bulunduğu, doğayı, doğada ki insanın davranış, duygusal yaşam ve düşüncelerini belli ilkeler aracılı ğıyla, anlama, yorumlama, açıkla ma, düzenliliklerini bulup geleceği kestirme uğraşlarını içeriyor. Bu araştırma sonucu elde edilen bilgile ri doğadan yararlanma, hastalıklar ve toplumsal yaşamadaki sorunların çözümü için kullanma çalışmalarını da araştırma çabasına katıyorum. Bu anlamda bilimi, mantık ve mate matikten, tıp, mühendislik ziraata kadar çok geniş bir yelpazede düşü nüyorum.
Araştırma, araştırıcı ve araştırı cının yöneldiği araştırma konuların dan oluşur. Bu konular ve konula rın sorunlarına yönelik yöntemler, araştırma alanı içindedirler ve bir birlerini etkilerler. Araştırma alan ları bilim dallarını bir ölçüde belir ler. Bir bilim dalı, birden fazla araş tırma alanıyla ilgilenebileceği gibi, bir araştırma alanı da birden fazla bilim dalının konusu olabilir.
Araştırma çabası sonucunda ürünler elde edilir. Ürün, bilimin araştırma alanına göre, bir sorunun çözümü olabileceği gibi, bir bilim yasası, bir teknik araç, bir inceleme yöntemi... olabilir. Ürünlerin oluş ması açısından bu çabada 1) Araş tırıcının eylemleri 2) Araştırıcının eylemleri sonucunda ortaya konan ürün olmak üzere iki temel noktayı, ne denli birbirlerini etkiliyor olsalar da, birbirinden ayırarak belirleyebi liriz.
Araştırma eylemleri arasında, araştırıcının psikolojik etkilenmele rini, tartışmalarını, haberleşmeleri ni, kararlarını sayabiliriz. Bu eylem ler, yazıya dökülse de henüz ürün
özelliği taşıma durumunda değildir. Ürünün ortaya çıkması amacını ta şırlar.
Ürün, dil aracılığıyla belirlene bilir, bir açıdan. Araştırma raporla rı, hesaplamalar, araştırma sonucu ortaya çıkan bulguları içeren yazılı metinler, buna örnek olarak verile bilir. Ayrıca, araştırma sonucu araç, makina, yapılar., da ürün olarak gö rülebilir.
1 ve 2'de sözünü ettiğimiz öğe lerin oluşması için bu çaba :
a) Bilim adamını, b) Bilim adamları topluluğunu, c) Bu topluluğun geçmişten deviralınan gelenek, görenek, davra nış ve uzlaşım biçimlerini, değerle rini, d) Bilim kurumlarını (Araştır ma kurumları, üniversiteler...) gerek tirir. "a" öğesi bilimin psikolojik, "b" sosyolojik, " c " tarihsel, antro polojik, sosyolojik, ahlaksal, "d" yöntemsel, giderek siyasal yanını gösterir.
Görülüyor ki, bilim çok boyut lu bir insan etkinliğidir. Oysa, bu yazıda, bir bölüm bilim üstüne düşü nen araştırıcılarla birlikte, benim karşı çıktığım nokta, bilimi bu öğe lerin bir ya da birkaçıyla ele almak tır. Kimi zaman bilim yalnızca ürün leri açısından ele alınmakta, man tıksal, matematiksel çatısıyla özdeş olarak düşünülmektedir; kimi za man yalnızca eylemler olarak ince lenip, sosyolojik, tarihsel», yanı vurgulanmaktadır. En kötüsü, bilim deyince bilimin hangisinin kastedil diği belirsiz bırakılmaktadır.
Bilim denince bilim dallarından birini ya da birkaçını anlayanlar da vardır. Burada belirlediğimiz nokta larla hesaplaşmak koşuluyla, iste yen istediği bilim görüşü, bilim an layışı ile ortaya çıkabilir.
"Hangi bilim?" diye soranlar da oluyor. Bu soruyu soranların de ğişik kaygıları var. Bilimi eliştire rek, bir tür bilim anlayışını ve araş
tırma çabasını eleştirerek, yeni öne riler getirmeyi düşünüyorlar. Beni burada daha çok ilgilendiren, "tek bir bilimden mi yoksa birçok bilim lerden mi söz etmeliyiz?" sorusu. Bilim, deyim yerindeyse, bir şemsi ye kavram. İçinde birçok belirsiz likler taşıyor. Birçok öğesi olduğu, bunlarınsa yeterince irdelenmemiş liği yüzünden bu öğeler, üstelik birçok belirlenmemiş etkilerin al tında, zaman içinde sürekli değiş tikleri için, incelenmesi büyük zor luklar taşıyor. Bir yerden başlamak gerek. Bilimi araştıranlar, çeşitli bitim modelleri ortaya koyuyorlar. Eksiği gediği, taşıdığı kaçınılmaz belirsizlikleriyle, özgün olma savı taşımadan, ben de bu yazımda böy le bir model için bir iki ipucu veri yorum. Bu yakınmalardan sonra gö rüşümü söyleyeyim: Bilim dallarını kapsayan tek bir bilimden söz ede biliriz. Bilim dalları arasında aşıla maz uçurumlar olduğunu sanmıyo rum. Yalnızca, bilime değişik açı lardan bakılabileceğini unutmaya lım. Bu değişik bakışlara, ayrı ayrı bilim diyebiliyorsak, "bilimler" te rimi bu anlamıyla, anlamını aydın latmak koşuluyla, karşı çıktığım bir dile getirme biçimi değildir.
Dikkat edilsin: Bilimi eliştir mekten söz eden yazımda, bilim an layışımı belirtmeye çalıştım. Kendi bilim anlayışım olmadan ne bilimi eleştirebilirim, ne de bilim eleştiri lerini. Bilim anlayışlarını eleştir mekle, bilimi eleştirmeyi birbirin den ayırabiliriz. Burada daha çok bilim eleştirisi üstünde duracağım.
Bilim kültür etkinliğidir. Bu sav önemlidir; çünkü bilim eleştirisi konusundaki temel görüşlerim bu önermeye dayanıyor büyük ölçüde. "Kültür" de en az "bilim" kadar karmaşık bir şemsiye kavram. Bura da bu kavramın taşıdığı zorlukların gözden geçirilmesine girmeyeceğim. Kültür, tarihsel işleyişi içinde, bi lim, sanat (edebiyat, güzel sanatlar, müzik...), din, dünyayı kavrama bi
çimleriyle (Örneğin, "mif'ler, folk lor, eğitim...), doğaya ve topluma egemen olma etkinliklerini (tıp, mü hendislik, tarım... dan, yönetim bi limleri, hukuk ve ahlaka dek) içerir. Her topluluğun, ülkenin kültürün den de, bunların tümünü içeren kül türden de söz edebiliriz.
Bilimde diğer kültür öğeleri arasında sınırın nasıl çekileceği so rusu bu konuda düşünenleri epey uğraştırm ıştır. Matematik ve man tık gibi alanlarda kavramların sınır lamalarının kesinliğine karşı, zaman içinde değişen alanlardaki şemsiye kavramların sınırlarının çekilmesin deki zorlukları düşünürsek, örneğin, din, sanat ve felsefe ile bilim arasın da benzerlikler olduğunu söyleyebi liriz. Bilimin bir araştırma çabası olduğunu hatırlarsak, dinle olan ayırımını görebiliriz. Sanat ve felse fe ile, genellikle bilim sayılmayan astroloji ya da para psikolojinin bi limle olan ayırımını belirlemek için, yukarıda sözünü ettiğimiz araştırıcı, araştırma konusu, ürün ve bunların oluşabilmesi için gerekli öğeleri tek tek incelemek gerekir.
Şimdi, bilimin araştırma çaba larını yürütmesine bilimin işleyişi dersek, bu işleyişe iki açıdan bakı labilir. İç işleyişi içinde bilimde, araştırıcı, araştırma alanlarında kar şılaştığı sorunlarla, açıklama, be timleme, hesaplama, geleceği kes tirme çabalarıyla, kendi yöntemle riyle o alanda ya da yakın alanlarda kalarak başa çıkmaya çalışır. Örne ğin, fizikçi hangi alanlarda çalışı yorsa, o alanın sorunlarıyla ilgilidir. Gereğinde, komşu alanlarla, diye lim ki matematikle ilgilenebilirse de, hep kendi alanı içinde çalışır.
Bilimde araştırma, bilim tarihi ne bakıldığında zaman zaman öne mini yitiriyor gibi görünse de, sürek li tartışmalarla eleştirilerle yürütü lür. Bilim çoğu kez kendini eleştire cek, düzeltecek güçtedir. Daha doğ rusu, bilimi bağımsız, özerk, bir et kinlik olarak, böyle görmek isteriz,
nedense. Dış işleyişi açısından bilim, bi lim adamını, bilim adamları toplulu ğunu bilim kuramlarını, bilim ürün lerini, içinde bulundukları kültür etkiler. Kültürün izini, rengini, yükü nü taşımayan hiçbir araştırma çaba sı yoktur diyebiliriz (En soyut ma tematiksel kuramlar bile!). Bilimsel çaba çoğu kez soyutlamayı gerek tirdiği için bu etki çoğu kez örtük olarak kalır.
Şimdi kısaca, özet olarak,mad de madde, daha önce yer yer belirt tiğimiz görüşleri de içerecek biçim de, bilim eleştirisinin gerekçeli ola rak niçin, nasıl, neye dayanarak, kim olarak yürütülmesi gerektiğini belirteyim.
1. Bilim eleştirilmelidir. Oysa, zaten eleştiriliyor. İç ve dış eleştiri ler olarak ikiye ayırabileceğimiz bu eleştiriler yetersizdir.
Aynı alanlarda ya da benzer alanlarda ortaya çıkan sorunların tartışılması anlamındaki iç eleştiri ye takılıp kalmak sakıncalıdır, çün kü :
a) Bilim adamının kendi alanı na hapsolması olarak anlaşıldığında, bilim araştırıcısı, yalnızca o alan (lar)daki bilim adamlarından, mes lekdaşlarından gelecek eleştirilere açık kalacağı için, o alan(lar)ın bi lim içinde, bilimin kültür içindeki bütünlüğünü anlama, kavrama gücün den yoksun kalacaktır.
b) i) Bilim adamının bilim ada mı olarak kendisi hakkındaki düşün cesi sınırlı kalır.
ii) Çalışmalar durgunlaşmaya, kokuşmaya, ait olduğu yaşama ve kültür bütünlüğünden koparak, ya bancılaşmaya gidebilir.
c) Çalışma alanına sinmiş kül türel etkileri, ortaya koymaya çalış tığı bilim ürünlerinin kültürel daya naklarını görememiş olur.
Dış eleştiri konusuna gelince, eleştirileri kültürün öğelerinden kay naklanışlarına göre, sınıflandırıyo rum. Burada, bu öğeler arasında ke
sin ayırımlar olmadığına, yer yer birbirlerinin içlerine geçmiş olduk larına dikkat edilsin. Bilime, meta fiziğin, dinin, estetik duyguların (basitlik, simetri... gibi) karışmış ol masını, sanatta bilimin, dinin yer al masını bu duruma örnek göstere biliriz.
a) Bilim adamlarından gelen eleştiriler. Kendi alanlarında belli bir saygınlığa ve üne kavuşmuş bi lim adamlarının felsefi dayanaklı eleştirileri (Newton, Einstein, Sch rödinger gibi).
b) Toplum bilimlerinden, in sanla ilgili bilimlerden gelen eleştiri ler (Bilgi sosyologları, bilim sosyo logları, iletişim bilimcileri gibi).
c) Din adamlarından, dinle uğ raşan bilim adamlarından gelebi lecek eleştiriler (örneğin, dinsel inançlarla bilimin uzlaşması sorun larından kaynaklanan eleştiriler gibi).
d) Sanatçıların ortaya koyduk ları ürünlerle bilime yönelttikleri eleştiriler.
e) Bilimin yol açabileceği (çev re kirliliği, nükleer savaş gibi...) teh likeleri protesto eden dernek ve ku rumların eleştirileri.
f) Siyasal nitelik de taşıyabilen, belli dünya görüşlerinden yola çı kan eleştiriler ("Hümanism", Doğu Felsefesi, Marksizm., gibi).
g) Felsefe alanından kaynakla nan eleştiriler (Bilim felsefelerinin, varoluşçu felsefenin, insan bilimleri felsefesinin, ahlak felsefesinin, tarih felsefesinin, felsefe sistemlerinin... bilim eleştirileri).
h) Sibernetik ya da sistem ku ramında olduğu gibi, bilime belli bir açıdan bakmaya çalışan, çeşitli bi lim dalları arasında bağlar kurmayı amaçlayan çabalardan yöneltilen eleştiriler.
ı) Bilimin uygulanmasıyla ilgile nen teknik adamların, tıp uzmanla rının, mühendislerin, psikiyatristle rin... eleştirileri.
i) Bilimi, bu saydıklarımın dı şında, değişik kaygılarla eleştiren kültür adamlarının eleştirileri.
Bu eleştiriler, teker teker eleş tirilebilirse de, (Bu eleştiri, eldeki yazının amacı dışında kalıyor), ge nel olarak, hiçbiri bu yazıda taşıdı ğımız kültür bilim etkileşmesi ışı ğında, kültür bütünlüğünü, bilimin çok yönlülüğünü, bu etkileşmelerin ve çok yönlülüğün kazandırdığı zen ginlikle, bilimi belli bir insan anla yışı, dünya tasarımı açısından gör me kaygısını taşımıyor sanıyorum.
Bizim eleştirilerimiz nasıl ola cak? Bilimin i) anlaşılması ve ii) de ğerlendirilmesi kaygılarını taşıya cak.
Nesi anlaşılacak ve değerlendi rilecek bilimin?
I) İç işleyişi II) İç işleyişinin kültüre etkisi III) Kültürün iç işleyişe etkisi IV) I, I I , III'ün tarihsel oluşumu, gelişimi. 2. Önerdiğimiz bilim eleştirile riyle ne başarılacak?
a) Bilimin araştırma alanları arasında, buvalanlarla kültürün diğer öğeleri arasında etkileşme, iletişim güçlenecek.
b) Bilim ürünlerinin anlaşılma sı, dayandığı noktalar açık,belirgin kılınacak. Ürünlerin (bilimsel ku rumlar, varsayımlar, savlar, yasalar, teknik başarılar...) anlamlarının açık kılınması, içinde bulundukları alanların dışına açık olmalarıyla sağlanabilir; yoksa, onları anlama çabamız açık verebilir. Bu açık kıl ma, mantıksal çözümlemeler, deği şik anlama yöntemleriyle gerçek leştirilebilir. Ürünlerin anlamları mantıksal, dilsel, simgesel anlamları ötesinde, insana ilişkin bilimler açı sından psikolojik, sosyolojik, tarih sel açılardan irdelenebilir.
c) Bilim adamlarının bilim adamları topluluğu içinde davranış ları, topluluğun davranış kuralları, değerleri, daha belirgin olacak; gere kirse bu değerler ortaya çıkarılacak;
tartışalacak; diğer kültürel değerler le karşılaştırılıp değerlendirilecek; değişimleri ya da daha etkin kılın maları önerilebilecek.
d) Bilim adamlarının, bilimsel çalışmalarında kendileri hakkındaki görüşleri, meslekdaşları, diğer bilim dalları konusunda anlayışları, kültür üstündeki görüşleri, gündeme getiril miş, bilim adamının ufkunun geniş lemesi sağlanmış olacak.
e) Bilim adamları topluluğunun sosyolojik özellikleri, bu konuda çalışan bilim sosyologlarının çalış malarının da eleştirilmesiyle ortaya çıkarılacak, tartışılacak.
f) Bilimin kurumsal, yönetim sel özelliği, siyasal işlevi, bilimi yönlendiren siyasal güç I em tartışıl ması, önerdiğimiz kaygıların ışığın da, gündeme getirilecek.
g) Genel olarak bilimin tüm öğelerinin şimdiye dek aydınlatıl mış, aydınlatılmamış yanları ortaya konacak; kendi aralarındaki ilişkile ri, etkileşmeleri, kültürle olan bağla rı , çok boyutlu özellikler taşıyan değişik bilim modelleri ile gözden geçirilmiş olacak (Eleştirinin, bilim anlayışı, bilim modeli getirmeden yapılamayacağını söylemiştik!).
h) Umutla baktığımızda, bu eleştiriler, bu yazımızda sayamadı ğımız, düşünemediğimiz, kültürü zenginleştirici, devindirici sonuçlar doğurabilecek. (Olumsuz yanları olabilir mi? Olabilir. Bu olumsuz lukları bu yazımızda, okurun anla yışına sığınarak, görmezlikten geli yoruz!).
3. Bilim eleştirileri zaten yapı lıyor. Biz bu önerilerimizle, önerile rimize gülünüp geçilmezse, bu eleş tirilere ne eklemiş olacağız?
Bu eleştirileri de eleştirmeyi öğreneceğiz. Bilimi eleştirirken hem bilimi hem de bilim eleştirile rini eleştirmeyi öğreneceğiz.
4. Biz kimiz ki bilimi eleştire ceğiz?
a) Diyelim ki bilim adamıyız. Her bilim adamından belki de konu
sunun üstünde yoğunlaşıp derinleş mesini engelleyecek, konusu dışına açılmayı beklemeye ne hakkımız var?
Böyle bir "açılma", bilim ada mının psiko sosyolojik yanına iliş kin bir özellik. Bilim adamı yaptığı nın kültürel temellerini, felsefeyle, dünya görüşüyle, toplumsal konu muyla, kişisel ve toplumsal yaşayı şıyla, bütün bunların ve konusunun tarihiyle ilgisini, araştırma kaygısı yapmıyorsa, böyle bir kafa yapısı taşımıyorsa, yürüttüğümüz eleştiri leri anlayamıyor, onlara tepki göste remiyorsa, üstüne gitmeye hakkımız olmasa gerekir. Yalnız, özel olarak bilim adamlarının eğitiminde, genel olarak bilimi tanıtıcı eğitimle bu kaygıyı yeni yetişenlere anlatmamız gerekir. Ders kitaplarını ona göre yeniden yazmak gerekir, (örneğin, bilim tarihinde, bilim adamlarının yaptığı yanlışlar, ruhsal yaşamları, bilim adamları topluluğunun top lum içinde yeri, mali sorunlarının çözümü... tartışılmalı.) Bilim anla yışımızı genişletmemiz, genişletebi bilir nitelikte esnek bırakmamız öğretilmeli.
Her bilim adamından bu tür eleştiri kaygısı bekleyemezsek de, bu kaygıyı öğretebiliriz bilim adam larına birbirlerine, bilim adamı olma yanlara taşıyabilir bu kaygıyı.
b) Belli bir bilim dalında uz man değiliz. Uzmanların genişlik kaygısıyla yaptığı açıklamalardan, eleştirilerden, kültürdeki gözlemleri mizden, kendi yaşayışımızdan yola çıkarak, bilim kavrayabildiğimiz açılardan, kavrayabildiğimiz ölçüde eleştirebiliriz. ("Hariçten gazel oku mak" deyimi kullanılabilir mi bura da? Eleştirmenler topluluğu, kültür adamları, bilim adamları yapılan eleştirileri değerlendirebilir; önem siz bulduklarını eleyebilir.) Bir eleş tiri demokrasisi öneriyorum burada. Düşünen, öğrenmeye çalışan herkes bilimi eleştirebilir. Bu eleştiriler eleştirilebilir.
Niçin? Niçini şu: Bilim insan üstü bir etkinlik değil ki. Dünyayı kavrayışımızı, çevremiz içinde dün yadaki yaşayışımızı anlamlandırma mızın yardımcısı. Bilim insanları için. Bizim için. Benim için. Çağ daş bir insan olarak bilimden pay almam gerek. Sağlıklı bir ölçüde na sibimi almam gerek. İşte, bilim eleş tirisi, doğal, ruhsal ve toplumsal çevremle, yaşayışıma verdiğim, ver meye çalıştığım, verebileceğim an lamın eleştirisidir. Bilimi, körükörü ne peşinden seğirteceğim bir otori te olarak göremem. Bilimi yaşayı şıma katmam, benimsemem gere kir. Zaten, kafa yapımı, çevremi, dünyayı kavramamı, ben farkına varmasam da etkilemiş, büyük ölçü de belirlemiştir bilim; "Bilim ney lerse güzel eyler" deyip, edilgin bir boyun büküklükle hoş mu karşıla yacağım onu?
Bilimi insan oluşturdu. İnsanın oluşturduğu her olgu gibi, bilim de, giderek birçok yönlerden, onunla ilgili insanların denetiminden çıka biliyor?
Bilim kullanılıyor, çünkü: bili min kurumsal niteliği, siyasal niteli ği var. Bundan anladığım şu: Bili min ürünleri, topluma egemen olan güçlerce kullanılmaktadır. Yönlen dirilmektedir. Bu güçlerin amaçları doğrultusunda, bilim kurumları açık ya da örtük bir biçimde, belir lenmeye çalışılmaktadır. ("Bilim Politikası", son 30 40 yılda bilimi bu açıdan anlamaya çalışan bir alan dır.) Burada soracağımız sorular: Bilim kimin hizmetinde? Bilimi kimler yönlendiriyor? Araştırma konuları kim, ne adına, niçin seçi yor?
5. Eleştirimiz belli bir bilim an layışıyla yapılacak. Bu bilim anlayı şı, eleştiricinin bakış noktasını, kal kış noktasını, savlarını oluşturduğu kaynağı belirleyecek. Sezgilerinin dayandığı nokta olacak. Bu nokta çevresinde, diğer anlayışları da gör meye çalışan, bilimi, sınırlı bir in
san kafası ne denli genişlikte göre bilirse, o denli genişlikte görmeyi amaçlayan ufuk oluşturacak. Bilim eleştirisi, görüşü olan, bu görüşü, diğer görüşlere kapalı olmayan on larla hesaplaşabilen, onlara açık ola bilen, tavırla yürütülecek. Kolayca ödün verip, çabucak uzlaşabilir bir tavırla değil, olağan ki. Çalışmamız sınırlı sayfalar içinde, karmaşık bir insan çabasını, bilimi ele almaya kalkışıyor. Taşıdığı belirsizlikler, yazarının kafasının de belirsizlikler le dolu olduğu izlenimi uyandırabi lir. Bir bölüğü sonraki çalışmalarla giderilebilecek kaçınılmaz belirsiz liklerin ötesinde, tutarsızlıklarımı, belirsizliklere sığınarak kapamayı düşünenlerden değilim. Böyle bir bilim anlayışı ve eleştiri biçimi de önermiyorum. Sınırlarını bilmeye çalışan, belirsizliklerini anlamaya uğraşan, giderek eksiğini gediğini, yanlışlarını düzeltmeye, onarmaya çabalayan bir eleştirmen öneriyo rum.
Kültürel bütünlük kaygısı, yuka rıda sözünü ettiğim, "Nasıl bir dün yada yaşamalıyız?", "Bilim insan için nasıl bir dünya amaçlamakta dır?" sorularını akla getiriyor. Eleş tirmen belli bir dünya tasarımı, dün ya anlayışı, kavrayışı içindedir. Bu anlayış bir ölçüde bilimin ürünlerin den de kaynaklanabilir. Bilim ada mında çoğu kez dile getirilmemiş biçimde olan bu anlayışı ortaya çı karıp, bu anlayışı ya da anlayışları, kendi anlayışlarıyla, başka anlayış larla karşılaştırıp tartışacaktır.
"Nasıl bir dünya?" sorusu, "na sıl bir çevre, nasıl bir toplum, nasıl bir tarih, nasıl bir yönetim...?" sorularını içine alıyor. Bir insan an layışını gerektiriyor. Bilim adamı nın insan anlayışını ortaya çıkar mak da eleştirmenin görevi. Tartı şıp değerlendirmek de başka bir görevi. Bilimsel bulguların çoğunun taşıdığı uzmanca bilgilerin öğrenil mesi çok zor olduğu için, nasıl bir dünya, nasıl bir insan için olduğu
kolayca anlaşılmayabilir. Çoğu kez, bilim adamı, "ben bilim adamıyım; oturur konumun üstünde çalışırım; gerisi beni ilgilendirmez" diyebilir. (Bu anlayış, felsefede de, sanatta da yaygındır.) Bu anlayışdaki bilim adamını suçlamamaya ne denli hak kımız var, bilmiyorum. Ama, ona yaptıklarından çıkarılabilecek so nuçları göstermek, eleştirmenin işi dir.
Her eleştirmen, kendi insan an layışıyla gelebilir. Ben bu yazımda, şimdiki kendi insan anlayışımı, ge rekçelerine gitmeden, diğer eleştir menlerin de kendi anlayışlarını or taya koymaları umuduyla, bu insan anlayışı sözünün bulanıklığını, dile getirilmesinin türlü zorluklarını ileri süreceklerin önerilerini de bekleye rek, öneriyorum.
Şaşma duygusunu, bilinenlerin başka türlü olabileceği düşüncesini yitirmemiş; kafaca özerk, kendinin ve çevresinin farkında, "Ben niçin bunları yapıyorum?" ya da "Bilimi niçin eleştirmek gerekli?" soruları nı yaşama gündemine almış; yani ıs lanmaya açık, yanlışlarını öğrene rek sınırlarını aşan, ürünler ortaya koymayı, temellendirmeye çabala dığı savlar ileri sürmeyi seven; ile tişime açık, başka görüşlere hoşgö rülü olan, hoşgörüsüne karşın, eleş tirmekten korkmayan, bunu onur sayan, değişik görüşlerin zenginliği nin kendi görüşlerini geliştirmede itici güç olduğunu anlamış, kendi araştırma çabasına inanan, yaşadığı kültür hakkında, görüşleri tasarım ları olan; ufku olan, ufkundaki in san için, bilim, bilim eleştirisi, bilim anlayışlarının eleştirisini yapan bir insan...
Bu insanın bir "idealleştirme" olduğunu biliyorum. Bilimi eleştir me düzeyine gelememiş insanı, bu insanın sorunlarını, konumun dışına ittiğimi de. İnsan, bilim adamları, kültür adamlarınca araştırılmakta dır. Bu araştırmalar, eleştiriler de insanı etkileyecektir. Bu "ideal"
örnekteki insandan sapmalar kaçı nılmaz olarak karşımıza çıkacaktır. Eleştiriye açıklık, duygusal özelliği, ruhsal, toplumsal sorunları yoğun olan insan için, bedeli çok ağır, çok zor elde edilen bir özelliktir. Öner diğim insan, bir "üst insan" değil dir. Elbet çaresizlikleri, yetersizlik leri, yanlışları olan bir insandır. Aramızda yaşayan, kendi kafasın daki modeli bilimden,kültürden öğ renen, eleştiren, eleştirmeye çalı şan, eleştirilmenin sıkıntısının üste sinden gelebilecek bir insandır.
Kaygılarımızın iyi niyeti ile eleştiriye çabalıyoruz. Peki, ya eleş tiriye izin vermeyen bir ortamday sak? Bir kez, iç eleştirisi olmayan, bilim adamının kendi kendisini, meslekdaşlarını eleştiremediği bir ortam, bilimi öldürür. Bilim tarihin de, eleştirilerin gözardı edildiği du rumlar hiç de az değildir; ama bili min gücü, gelişimi, genişlemesi, bü yük ölçüde eleştiriyle olur. Y anlış lar başka türlü nasıl düzeltilebilir? Y anlış yapmamak ne kadar olanak
lıdır? Sürekli öğrenen kişidir bilim adamı, yanlış yapmadan öğrenmek pek zor olsa gerek.
Savım şu: Dış eleştiriye izin vermeyen ortamlarda, iç eleştirinin sağlıklı oluşması kolay değildir. İç ve dış eleştiriyi yok etmeye kalkar sanız, bilimi yok edersiniz. Peki, nasıl bir ortamdır, eleştiriye izin veren ortam? İşte bu, can alıcı önemdeki soru, bilim sosyolojisinin, tarihinin, politikasının ele alacağı bir sorudur. Olağan ki, böyle bir ortamın koşulları ve oluşturulması, herkesin, özellikle felsefecilerin te mel kaygıları arasındadır.
Peki, kim dinler eleştirmenleri? Kulak ardı edilerse, eleştirilerimiz duyulmazsa? Gülünüp geçilirse, eleş tirilerimize? Bilim tarihinde örnek ler var. Daha 1950'lerde örneğini görüyoruz. (Velikovsky örneği!) Bilimin tarihi, yanlışların tarihidir diyenler, pek yanılmıyorlar. Y azık ki bilimin tarihinden ve sosyolojik konumundan örnekler, bu yazıyı aşıyor. Eleştirmenin sözünü dinlete
bil mesi bir iletişim olayı. Bilimsel yayınları ellerinde bulunduran güç ler var. Bir bilim adamları toplulu ğuna girebilmenin, onlara sözünü kabul ettirebilmenin koşulları var. Sorunlar pek çok. İlk iş bunların farkına varmak. Eleştirenleri tanı mak. Y alnız bilim adamlarına değil, bilim eleştiricilerine de sözümüzü dinletebilmek kolay değil. Bunlar, sözü olanların tarihte de karşılaş tıkları sorunların bir bölüğü. Hızla büyüyen, çetrefilleşen bilimi anla ma, eleştirme çabamızın çağımıza özgü sorunlarından bir bölüğü.
En iyisi: Deneyip, zorlukları görmek.
Salt, eleştiriyle kültürü, bilimi anlamak, yorumlamak, değiştirme ye çabalamak olanaklı mıdır? Eleş tiri gereklidir. Y etmez. Kültüre, kül tür ve bilim adamlarının anlamaya çalıştığı, henüz yeterince anlayama dığı etkiler vardır. Eleştirmenin görevi, eleştirisini hakkıyla yerine getirmektir.
TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI "1986 YILININ BAŞARILI ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ
UYGULAMALARINA" ÖDÜLLER VERECEKTİR
Ödül olarak: 1 kişiye "üstün basan belgesi ve 100.000. TL. 2 kişiye "basan belgesi" ve 50.000. 'er TL. verilecektir. Elektrik ve elektronik mühendisliği alanında araştırma, proje, geliştirme ve üretim yapan tüm kurum, kuruluş ve kişiler, ödül için 15 Şubat 1987 tarihine kadar EMO Genel Merkez, şube ve bölge temsilciliklerine başvuruda bulunabilirler.
ödül jürisi, aşağıdaki kurumlann saptadığı kişilerden oluşacaktır: EMO, ODTÜ, İTÜ, BÜ, TÜBİTAK, TSE, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Sanayi ve Tica ret Bakanlığı, Ticaret ve Sanayi Odalan Birliği.
Elektrik Mühendisleri Odası: Ihlamur Sok. No: 10/1 Yenişehir/Ankara. Tel: 25 32 72 73