Elektrik Mühendisliği · Sayı 334-335 · Ağustos-Eylül 1986

NÜKLEER ENERJİ, TÜRKİYE VE YANLIŞLAR

Tolga Yarman

Nükleer enerji Görüş ve değerlendirme

Yıl
1986
Sayfa
9
Okuma süresi
30 dk
Görüntülenme
0

Konu

Nükleer enerji

İlgili: Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam, Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

Anahtar kelimeler

  • nükleer santral
  • Türkiye
  • reaktör teknolojisi
  • TMI-2 kazası
  • nükleer mühendis
  • Keban Barajı

Özet

Yazar, Türkiye'nin nükleer enerji alanında geçmişte yaptığı yanlışları; farklı ülkelerden farklı reaktör teknolojileri satın alma girişimi, yatırım planlamasındaki eksiklikler ve gerçekçi olmayan nükleer mühendis yetiştirme hedefleri üzerinden ABD örnekleriyle tartışıyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Prof. Dr. Tolga YARMAN Nükleer Mühendis, Anadolu Üniv.

ülkemizde, nükleer enerji ala nında bugüne değin birçok yanlış yapılmıştır.

Bu yazı ne ki, bir yergi yazış değildir. Bu yazıyla hiçbir kimse ya da müessese kınanmak isteniyor olmayacaktır. Tersine, nükleer ener ji alanında ortaya konulan iyi niyet li bütün çabalar, saygıyla karşılan maktadır.

Bununla birlikte, ülkemizde nükleer enerji üretiminin tekrar yo ğun biçimde gündeme girdiği bir sırada, bazı temel yanlışları ve ko nuya yaklaşımdaki yanılgıları tartış mak ve karar organları uyarılmak, yerinde görülmektedir.

x Sözünü ettiğimiz yanlışlar ara sında, nükleer araştırma ve eğitim kurumlarımızın önemli kesimleri iti bariyle yönsüz bırakıldıkları.. Dev let katında vücut bulmuş atom ener jisi yönetimlerinin, çoklukla yeter sizliği.. Veya, birçok uzmanımızın, türlü nedenlerle atom enerjisi mües seselerimizde, hatta ülkemizde ban namayışlan.. Bu nedenle de loko motif ve önder kadroların bir türlü tesis edilemeyişi \i). meselelere yer verilmeyecektir.

Böylesi meseleler, ülkemiz (ve benzeri ülkelerin) günlük anaforla rında hare ı alemleşmiş meseleler den olmaktadır.

• yazı, 1984 soobaharı'nda hazırlanmış tır.

Farklı Nükleer Teknolojileri Aynı Zamanda Edinmeye Girişme miz Yanlıştır.

önce, yanlışların bir sonuncu suna değinmeli: "üç ayn ülkeden" "Uç değişik türde" nükleer santral "satın alma" yönünde ortaya çıkan eğilimimize...

Konuya nisbeten uzak okur için belirtelim: Nasıl ki cins cins otomobil olabiliyorsa.. Her biri çok değişik teknolojiler içeren, her biri çok farklı teknik mecralardaki, ilk bakışta laf salaya kolay sığmaz, tek nik birikim ve deneyimlerin sonucu olarak, ortaya ancak çıkmış olabi len, değişik tipte nükleer santrallar mevcuttur. Söz gelişi, Kanadalılar doğal uranyum oksit yakıtlı ve ağır su yataklı nükleer reaktörleri geliş tirmiş, devreye koymuşlardır. Ame rikalılar uranyum 235 çekirdeğin den yana zenginleştirilmiş yakıtlı ve basınçlı suyla soğutulan reaktör lerle yalnız ABD'de değil, dünya piyasasında da öne çıkmışlardır. Fransızlarla İngilizler doğal uran yum metal yakıtlı ve grafit yataklı reaktörleri, başlangıçta, ulusal nük leer sistemleri olarak geliştirmişler, devrelerine katmışlarda , 0 arada; gerek ABD'de, gerek Sovyetler Bir liği'nde, gerekse de gelişmiş eko nomik Avrupa ülkeleri ve Japonya' da, başka nükleer reaktör seçenek leri üzerinde durulmuş, bunlar da geliştirilmiş, bazıları elektrik üreti mine geçirilmişlerdir.

Az evvel değindiğimiz nükleer eğilimimize ilişkin çarpıklığı, bu nun hatta gebe bulunacağı muhte

mel trajedyaları vurgulamadan etra fımıza şöyle bir göz atmamız yararlı olacaktır :

. 1984 Ocak ayı içinde, 4 mil yar dolara yakın bir meblağa mal olan, Illinois Eyaleti'ndeki bir reak töre (Byron) ABD Nükleer Güvenlik Komisyonu çalışma izni vermeyi reddetmiştir. Sebep: Yapım sırasın da sürdürülmesi zorunlu kalite kont rol işlemlerinin bir bölümüne karşı duyulan güvensizlik. Başka bir de yişle, ABD Nükleer Güvenlik Ko misyonu; kusurlu olmadığı teknik muayenelerle kanıtlanmış olması gereken nükleer araç gerecin, ger çekten kusurlu olmadığına, muaye nelerdeki "lakaydiden" dolayı ka naat getirmemiş ve anılan reaktöre lisans istemini geri çevirmiştir.

. Bu olaydan üç gün sonra, In diana'daki bir nükleer reaktör ya pım firması, Keban Barajımızın iki katı güçte ve 2,5 milyar dolara, yarı yarıya tamamlanmış Marble Hill re aktörünün inşaatını durdurmuştur.

. Ohio'daki, yapımı hemen he men tamamlanmış, 2 milyar dolar lık ve yaklaşık Keban Barajımız gü cünde tasarlanmış Moskova adlı reaktördeki çalışmalar da, yapımcı firma tarafından durdurulmuş olup, Santralın, gelişen koşullarda, kömür yakan bir sisteme dönüştürüleceği açıklanmıştır!

. Pennisilvania Eyaleti'nde, ya pımı 1982 84 arası sürdürülmüş olan Limerick reaktörünün inşaatı da, yapımcı kamu kuruluşu tarafın dan durdurulmuş bulunmaktadır. Zarar hanesine, şimdilik kaydedi len, 3 milyar dolar olmaktadır.

. ABD'de halen (1984'te) çalış makta olan 82 nükleer santraldan hjçbirine ilişilmeyeceğinden elbette şüphe edilmemekle beraber.. Yapı mı sürmekte bulunan 48 reaktörden herhangi birinin de gün ışığına çıka cağına, meydana gelen şartlarda kesin nazarıyla bakılamaz olunmuş tur.

Korkulur ki, şu olgular da bu arada hafızaları tazeleyecektir :

. 1975'de Alabama Eyaleti'nde ki Browns Ferry reaktöründe bir işçi, santralin bir köşesindeki haca kaçağını, "mumla bulacağım" der ken, tüm elektrik donanımını ateşe vermeyi başarmıştır! Kazanın sonu cunda tamamı tahrip olan santralin, fevkalade etkin "nükleer tehlike savunma sistemi", nükleer enerji aleyhtarlarının ağızlarına öylelikle sakız olmuştur.

. 1979da Pennisilvania Eyale ti'ndeki TMI 2 reaktöründe meyda na gelen ilk büyük (bununla bera ber, kimsenin de burnunu kanatma dığı hatırlanmak gerekecek) nükleer reaktör işletme kazasının; bir dizi olağan bakım savsaklama ya da dal gınlık kusuruyla, arızanın başgöster meşini müteakip, reaktör operatör lerinin paniğe kapılmaları sonucu yaptıkları ciddi hatalardan oluştu ğuna artık kuşku kalmamıştır. Baş langıçtaki arızayı izleyen tesadüfi mekanik bir arızanın da, fazla ola rak, işletme operatörlerini iyice şaş kına çevirmiş olduğu anlaşılmakta dır. Başka bir deyişle bakım ve iş letme sırasında, hani; yeterli tenbih, birikim ve beceriyle teçhiz edileme diği için "aptallaşabilen" insan un suru sahnede bulunmasa.. İlk başta meydana gelen arızanın, olağan gü venlik sistemlerinin otomatik olarak devreye girmesiyle geçişip gidecek ve üstünde durmayı bile gerektirmez bir nitelikte bulunabileceği, çağrışı yor olmaktadır.

. Kazaya uğrayan reaktördeki bir anlık savsaklama, ya da olağan basım sırasındaki dalgınlıkla paniğe kapılan işletme operatörlerinin üst üste yaptıkları hataların "temizlen mesi" beş yılı bulacağa benzemek tedir. (Yani, kabaca reaktörün ya pım süresi) Bedeli: 1 milyar dolar, yani yaklaşık, tüm reaktörün bedeli!

x Anlatılanlarla nükleer enerji aleyhtarlığı yapmayı gözetmediği miz kaydedilmelidir. Bu nokta ileri de nasılsa açıklık kazanacakta .

Nükleer Enerji üretimi Kısa Tarihinin Verdiği En önemli Bir Ders, Reaktörlerin İleri ülkelerde Dahi, Bir örnek Kurulması Gereği dir.

Anılan olaylar ve benzerlerinin, 1 ABD gibi en ileri teknolojilerin beşi ği süper bir ülkeye öğrettiği şu ol maktadır :

Reaktörlerini "bir örnek" (stan dart) kurma gereği! ABD'deki her bir firma kendi reaktörünü kuruyor. Bunlar prensipte aynı tür reaktörler olsalar bile, tasarımlan bir firmadan ötekine değişiyor, özetle, her bir reaktör kendine özgü ayn bir kişi likte çıkıyor ortaya. Birinin işlet mesinden elde olunan deneyim öte ki bir reaktöre, dilenen boyutta uy gulanamıyor. Dikkat edilirse, söz konusu firmalar dünya çapındaki dev firmalar.. Westinghouse,General Electrics, General Dynamics gibi...

ABD'nin, yirmi yılı geçkin ve prensipte aynı türden sayılabilecek reaktörlerle sürdürdüğü bir nükleer işletme uzantısında, kazasız belasız bir nükleer enerji üretim seyrine dönük olarak çıkarttığı ders.. Reak törlerinin mümkün mertebe bir ör nek kurulması; tasarım ve sağlıklı işletme gayretlerinin birleştirilmesi ve işletme deneyimlerinin savrulma yıp tüm santrallere ortak bir bazda kullanılabilmesi gereği oluyor. Oy sa, henüz tek bir nükleer santrale "temel kordelası" bile kesmemiş olan Türkiye, kıt kanaat bir perso nel varlığıyla, üç ayrı ülkeden üç ayn teknolojik türde reaktör "satın almayı" söz konusu edebiliyor.

Bu, kanımızca önemli sayaca ğımız bir yanlıştır.

Hangi nükleer yol seçilecek olursa olsun, Türkiye gibi bir ülke nin vazgeçemeyeceği önemli bir kıs tas, çok sınırlı personel (ve parasal) olanağını mümkün mertebe biraraya getirmek ve nükleer eylemi sırasında birarada tutmaktır. Bu husus, farklı tüzel kişilikli devlet kuruluşlarımız arasındaki çekişmelerin dişlilerin den kurtanlabilip, henüz daha tam

idrak edilebilmiş görünmemektedir. Alış verişte aldatdmamanın da..

Satın alınmanın binlerce parçasın dan her birinin, olması gerektiği gibi, güvenli olduğundan emin ol manın da, hasarlı kusurlu araç gere cin geri çevrilebilip, bunun yerine sağlam bir yenisinin getirilebilmesi, vi). eylemlerle araç gerecin "kalite kontrolünün" sağlıklı bir şekilde sağlanmasının da.. En küçük bir dikkatsizlik, dalgınlık ya da savsak lamayı bağışlamayacak ve lafa ko lay sığmaz dünya kadar emek, para ve zamana patlayacak muhtemel trajedya senaryolarından uzak, gü venli bir nükleer işletmenin sürdü rülmesinin de.. Nihayet, "akıllı" ve ülkemize yaraşır ulusal bir nükleer yolun çizilerek, geliştirilmesinin de birinci koşulu.. İşte söz konusu kıs tas, yani sınırlı personel ve parasal olanaklarımızı biraraya getirmek, birarada tutmak ve haliyle, onu ge reğince sevk ve idare etmek olmak tadır.

Nükleer Reaktörlerin, Enerji Yatırımlarımızın Planlamasına Ne Suretle Entegre Edileceği ve En iyi Bir Borçlanmayla ödeme Senaryo sunun Hangisi Olacağı Ciddi Bir Etüt Meselesidir.

Bu noktada ikinci önemli bir yanlışa değinmek yerinde olacaktır:

Enerji yatırımlarımız; toplam yatırımlarımızın, dörtte birini tut maktadır. Keban Barajımız gücün deki bir nükleer santral, günümüz fiyatlarıyla artık 4 milyar dolardan aşağı pek gelmemektedir. (Bu tutar Türkiyemizin çeyrek bütçesi merte besine çıkmaktadır.) Kestirme bir ifadeyle, tek bir nükleer santral ya tırımı bile toplam yatırımlarımız dü zeyini tutabilecektir. Gerçi nükleer santrali kuracak ülkenin, kendisini (ya da bunun büyük bir kesrini) be raberinde getirmesi bir ihale koşulu muz olarak vazedilmektedir. Nedir ki, borçlanınca bunun gereğini yeri ne getirmekle yükümlü bulunacak ülkemizdir. Birçok nükleer santral inşası sürecinde, evdeki hesapların

çarşıdakine pek uymayıp, başlan gıçta öngörülen fiyatların, yapım sonuna doğru iki, üç, hatta dört katına çıktığı, bu aşamada ayrıca anımsanmak, uygun olacaktır.

Hal böyle olunca, nükleer reak törlerin genel yatırım o arada da, enerji yatırımlarımızın planlamasına ne suretle entegre edileceği, buna da bağlı olarak, muhtemel en iyi bir borçlanma ve ödeme senaryosunun hangisi olacağı çok ciddi bir etüt meselesidir.

Bilebildiğimiz kadarıyla böylesi bir etüt, taslak olarak dahi henüz yapılmış değildir. Onsuz yola düş mek ise çok yanlıştır. Her şeyden önce, söz konusu türden bir etüt başlangıçta "ilke karan" olduğu iddia ve ilan edilen yaklaşım tarzını toptan değiştirebilecek bir nitelikte ortaya çıkabilecektir. "İmkansızın lüzumundan" bahis ise abestir.

Çeyrek Asırdır Nükleer Hayal ler KurmuşHzdur.

Diğer ve öncekilerden biraz daha temel bir yanlışımız çeyrek asırdır "nükleer hayaller" kurmamız olmuştur.

Ama o hayaller çoğunlukla "kof" çıkmıştır. Resmi hüviyetli raporların 1960'lardaki öngörüle rine bakılırsa, Keban Barajımızın güç düzeyinde bir iki nükleer sant ralımızın çoktandır kurulmuş olma sı yaşamsal bir kaçınılmazlıktır. Bu nedenle de şimdilerde bin dolayın da nükleer mühendise ihtiyaç ola caktır!

Oysa, ilk nükleer santralimizin inşaatına şu an başlansa, bunun devreye girmesi yüzyıl dönemeci değilse de, ondan beş yıl öncesini rahatlıkla bulacaktır. (Kömür ve su kaynaklarımızın, hal i hazırda, an cak onda biri kadarının değerlendi rilebilmiş olduğu da, bu aşamada kaydolunacaktır.)

Ülke gerçeğinin belirlediği ve "kavruk" olarak nitelemek pek yan lış olmayacak nükleer gelişme çizgi miz uzantısında, onbeş yirmi yıl önceleri bugüne eğitimi öngörülen

"bin nükleer mühendisin" onda biri bile yetiştirilmek gerekmemiş.. Nükleer öğrenim görenlerin hepsi ise, haliyle istihdam edilememiştir.

Bu olgu; nükleer enerji, daha da geniş bir çerçevede enerji alanında ki, "kavrayış, ileri görüş ve tasarla ma" acemiliğimizin, hemen geçile meyecek bir işaretidir.

Bombayı, Nükleer Teknoloji İthaline Alet Etmek, Hafif Meşrep Bir Davranıştır.

Sakınırız ki neredeyse otuz yıl da kurulan nükleer hayallerin etki sinden henüz daha tam kurtuluna bilmiş değildir. O kadar böyledir ki. o uğurda "hafif meşrep" sayılacak düşünce ve davranışlara dahi giril mekten kimi zaman geri durulma maktadır.

Şimdi değineceğimiz diğer bir yanlıştır işte bu...

Nükleer hayallerimizin gerçek leşmesi, (en önemlisi ekonomik) çeşitli engellerle geciktikçe; atom silahına sempati duyabilecek çevre lerin (ucuzdan) desteğini sağlamaya girişmek, sakınmadığımız bir davra nış olmuştur :

— Bu işin sonunda bomba var! İşin sonunda bomba olabile ceği doğrudur. Kimi asker ya da sivil kişilere böylesi bir yaklaşımın cazip gelmesi de doğal ve saygındır. Ne var ki; bir yandan nasıl finanse edileceği belli olmayan.. Ama yüzyıl dönemecine kadar ku rulması zorunlu ilan edilegelinmiş, 10 Keban Barajı (her biri 1 milyon kilowatt) gücündeki nükleer santrale "kredi duasına" çıkılmak (evde) hesaplanırken., öbür yandan da, nükleer santral yapım kararının ke sinleşmesine, ön ayak olabileceği umulanlara, (umuma açık toplantı lardan) bombayı fısıldamak "hafif meşrep" bir davranış değildi de nedir? Kaldı ki; kaç nükleer santral kurulursa kurulsun, bomba teknik olarak yine yapüamayabileçektir. Çünkü bomba yapımı işi; nükleer reaktörün "uzun boylu kuluçkala

masıyla" oluşacak plütonyumun radyasyonla çalışılmak gereğine bağlı, teknik olarak fevkalade zor bir dizi işlemle, ancak nükleer ya kıttan sıyrılmasını içermektedir ki, bu çizgiye gelinmesi çok ama çok ayrı bir uğraştır.

Ve kaldı ki Türkiye, "Nükleer Silahların Yayılmasının önlenmesi AnlaşmasTna imza koymuş olup, öylelikle atom bombası yapımına çalışmayacağını uluslararası plat formda onaylamış bir ülkedir.

Bu nedenledir hem ele güne gülünç olmanın.. Hem de birbirimizi kandırmanın, hiç mi hiç manası yoktur.

x Aynı çizgiden olduğu söylene bilecek diğer bir yanlış, nükleer tek nolojiye, komşularımız geçmişken bizim geçmekte geç kalamayacağı mız savındadır. Niçin, komşularımız nükleer teknolojiye adım atmıslarsa, biz de ona derhal geçmek zorunda bulunu yoruz? Bomba mı? Bu cevap seçeneği az önceki açıklamalarımızla, (bunların kalıbı kırılmadıkça) söz konusu edilme mek ve bomba unutulmamak gere kir. öyleyse? Nedenlerden bağıl kara çıkma ya çalışılmaz da, rasyoneli olmayan tutkularla verilmiş önyargılı bir ka rara nedenler uydurulmaya çalışılır sa.. Atılanlar sırasında meydana ge lecek girdaplar çok baş ağrıtabilir!

x Şimdi buraya kadar anılanların kökeninde bulunduğuna inandığı mız bir yanlışa değinmeliyiz.

x Yazımızın bu kesiminde tartı şacağımız yanlışı; "ülkemizde nük leer enerji üretim zorunluluğunu otuz yıl kadar öncesinden itibaren ve ilk savunanların, meseleyi yıllar boyu tutuş biçimlerindeki (kanı mızca) "yanlış" olarak özetleyebi liriz. (Yinelemeli ki, bu sözlerle on

ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ — 334 1335

lan kınıyor değiliz, tersine savlan yönündeki iyi niyetli gayretleri say gıyla karşılıyoruz. Fazla olarak, o savlar olmaksızın burada sunulan görüşlerin oluşmuş bulunmayaca ğını teslim ettiğimizi de eklemeli yiz.)

incelememiz uzantısında; nük leer enerji taraftarlarımızın kurduk ları hayallerin, ülkemiz gerçeğinde nasıl olup da tutmamış olduğu, sanırız açıklığa kavuşacaktır.

Nükleer Enerji Koyu Taraftar larının Savları ve Yanılgıları

Sözü edilen nükleer enerji taraf tarlarının savları şöyle özetlenebilir:

"ülkemizde elektrik enerjisi ta lebi "hızla" artmaktadır. Ulusal kla sik enerji kaynaklanınız; yani pet rol, kömür ve su gücümüz bir hayli sınırlıdır. Gerçi bu kaynakların an cak ufak bir kesri (halen, yaklaşık onda biri) değerlendirilmiştir.. Ama salt bu kaynaklardan yararlanılarak 2000 yılı dolayında öngörülen elek trik enerjisi talebini karşılamak mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla, yüzyıl dönemecine doğru bir talep açığı ortaya çıkıyor olup, bunu nük leer enerji üretiminden başka bir yolla doyurmak mümkün değildir. Bu nedenle, nükleer santraller der hal kurulmaya başlanmalıdır."

Bu savın "genel" teması mev cut konjonktür ve veriler çerçeve sinde uygun sayılabilecek olmakla beraber, içinde önemli artikülasyon ("eklem") hataları bulunduğunu da düşünmekteyiz. Savımızın bir kanı tı, "nükleer santrallerin derhal ku rulmaya başlanması" gereğinin yal nız bizim bildiğimiz, şöyle bir on beş yıldır terennüm edilegeldiğidir. Anlaşılan, söz konusu; işi yavaştan almaya müsait, bir "derhaT'dir!

Bununla beraber; 1960'lar, hatta 1970'lerin başından bakıldığında 2000 yılı dolayına dönük olarak 10 000 megavratt'lık (yani yaklaşık 20 Ambarlı Santrali gücünde) bir nükleer güç öngörüsünde bulunul muştur. (Her bir 1000 megawatt'uk nükleer santralın bugün artık 4 mil

yar dolar yakınında bir tutara geldi ği de, bu aşamada dikkate değer bulunabilir.)

O sırada yalnız, (az önce özet lediğimiz, nükleer enerji üretimine dönük savın öğeleri birbirlerine, bağıl yargı yolunda eklenirken) yakalanılan "artikülasyon arızası" şu olmaktadır ki., öngörülü, elek trik enerjisi talebi veya kömür ya da su kaynaklarımızın sahip olduğunu düşündüğümüz gizil (potansiyel) güç girdileriyle; bunlardaki muhtemel belirsizliklerden dolayı, beş aşağı on yukarı biraz oynansa.. 2000 yılı dolayına çevrili kurulu elektrik gücü öngörüsünün 5 ila 10 000 megawatt' lık bir bölümünden.. Başka bir de yişle de; ülkemizde nükleer enerji üretiminin tezelden zorunlu olduğu na, "hipnotize" olmuşların, yüzyılı mız dönemecine kadar kurulmasını önerdikleri nükleer gücün, "abart malı" kesrinden, kolaylıkla vazgeçi lebiliyor bulunabilinmektedir.

tşte aslında, son yirmi küsur yılda, bilhassa ülkemiz gerçeğinin öğrettiği de, (henüz tam idrak olun masa bile) bundan başka bir şey değildir...

Anılan nedenledir ki, 1960'lar dan bakıp 2000 yılında 10 000 me gawatt'lık kurulu bir nükleer güç önerenler, 1980'lerin daha hemen başında hayallerini yan yarıya "ten zil etmek" zorunda kalmışlar, o nis bette de olgunlaşmışlardır.

Ama sanıyoruz ki, ayaklar suya henüz tam ermemiştir. Gerçekçi ol mamız yolunda katetmek durumun da olduğumuz hayli bir mesafe daha vardır.

özetle ve kestirme bir ifadeyle, (Elektrik Enerjisi Talebi Klasik Kaynaklarımız Gizil Gücü = Nük leer Enerjiden Başkasıyla Giderile meyecek Açık) formülü kanımızca yüzyılımız dönemeci sonrasına dö nük ve tematik olarak şimdilik ge çerli sayılabilir ama; bunun içine biraz mübalağalı sayılar döşenerek, eşitliğin geçerliliği ile, nükleer ener ji . üretimi zorunluluğu, bir hayli

erkene (hatta günümüze kadar) çe kilebilmektedir. (Sözü edilen çevre lerce her halde, çoğunlukla iyi ni yetle, böyle de yapılmıştır.) Ne var ki söz konusu formüle, en azından bugüne kadar konulan "tercihli" sayıların çıkarttığı yargı inandırıcı olabilememiş.. Türkiye gerçeği de zaten bu yargıyı yadsıyagelmiştir.

x Bu açmazda, umarız Türkiye' nin halen bir enerji açığı bulunduğu ve bir miktar elektriği komşulan mızdan ithal etmekte olduğumuz olgusuna sığınılmak düşünülmeye cektir. Çünkü o takdirde; halen kla sik ulusal kaynaklarımızın ancak onda birinden yararlanabildiğimiz hususu, hemen hatırlanılmak duru muna slkışılacaktır.

ö t e yandan, tabii meseleye biraz akademik bir açıdan bakacak olursak, ileride meydana geleceği (ya da bugünküne oranla, artacağı) öngörülen enerji açığını gidermede, nükleer enerjiyi "tek seçenek" ola rak kabullenmek de fevkalade tar tışmalı olmak gerekir. Bu ve benzer olgular, akılcılıktan duygusallığa sa panlara yol boyu, ister istemez ya kanın kolay kurtanlamayabileceği tuzaklar örüp gidecektir.

Türkiye'de nitekim 2000'i dö nerken, (jeotermal enerji gibi, güneş enerjisi gibi) başka enerji seçenek lerinin söz konusu olabileceğini çağnştıran işaretler, gelişegiden dünya teknik ve ekonomik kon jonktüründe, yavaş yavaş filizlenir görünmektedir.

Bu düşüncelerle; Türkiye'de nükleer enerji üretimine karşı çık madığımıza.. Bununla beraber ona ilişkin gereğin gündeme getirilişin deki, kanaatimizce önemli zafiyeti vurgulamaya çalıştığımıza tekrar tekrar dikkat ediliyordur.

Ülkemizdeki Nükleer Enerji üretimi, öncelikle Ulusal Nükleer Kaynaklarımız Bazında, Ulusal Bir Seçenek Olarak Gözetilmelidir.

ELEKTRtK MÜHENDİSLİĞİ 334 / 336

Devlet katında anlaşılmasında (daha ılımlı bir deyişle, gereğinin yerine getirilmesinde) gayet atıl ka lınmış kilit olgu, Türkiye'nin sahip bulunduğu uranyum ve çok zengin toryum nükleer kaynakları dolayı sıyla nükleer enerji üretiminin; kö mürümüzden ya da su gücümüz, pet rolümüz ve güneşimizden yararlan mamız kadar "ulusal" olacağı olgu sudur. (Bununsa; tek "reaktör satın alınmasından", çok daha derin veç heleri, bağıl hazırlıkları ve özgün atılımları vardır.

Meseleye, hiçbir zaman böyle bakamamış oldukları için, salt (Elektrik Enerjisi Talebi Klasik Kaynaklarımız Gizil Gücü = Nük leer Enerjiden Başkasıyla Giderile meyecek Açık) formülüyle nükleer enerjiyi savunarak, nükleer santral lerin derhal satın alınıp kurulmasını önerenler.. Bu formüle yerleştirile cek sayılan "hafiften" tebdil mari feti sayesinde , yalnız "inandırıcılık" niteliğinden uzak düşmemişler... Neredeyse otuz yıldır, "ülkemizde nükleer enerji üretimi" gibi tama miyle bakir bir konuda şu yukarı daki formülden başka, devlet örgü tünü yönlendirmede ele avuca gelir bir düşünce de üretememişlerdir.

Ülkemizde nükleer enerji üreti mine öyle değil de, böyle hükmet menin (savdaki, az önce değindiği miz bir yığın zafiyet saklı tutula rak), bir çeyrek asırdan fazla bir süredir bizi getire getire, getirdiği nokta, pratikçe işte bundan ibaret olmaktadır.

Söz konusu süre zarfında; Hin distan, İspanya, Yugoslavya, Çekos lovakya, hatta Pakistan ve Bulgaris tan gibi, bizimkiyle çok benzer deparlardan yola koyulmuş ülkele rin sergiledikleri nükleer başarı ise, bu alanda yazgımızı belirlemiş olan larca "dudak uçuklatıcı" bir nite likte bulunsa gerektir.

x Kısaca; ülkemizde nükleer ener ji üretimi, nükleer zengin kaynakla rımızdan dolayı, behamahal klasik

kaynaklarımızdan hareketle, enerji üretimi kadar ulusal telakki olun malıdır.. Nükleer yaklaşımlarımız da evveliyetle 6u yönde gerçeklen melidir.

Manisa ve Yozgat dolaylarında, halen biliniyor olarak, yaklaşık 8 10 000 ton uranyumumuz mevcut tur. (Türkiye'de çok daha fazla uranyum bulunduğunun tahmin edildiği de belirtilmelidir.)

Eskişehir ile Ankara arasında Sivrihisar yakınlarında bulunan ve Maden Tetkik ve Arama Enstitü sü'nce yapılan açıklamalara göre 300 000 ton dolayında olan.. Bu hesapça da, tüm Afrika ya da Asya kıtalarındaki bilinen toryum gizille rinden, tek başına hemen neredeyse daha zengin görünen bir toryum rezervimiz bulunmaktadır.

Ayrıca fosfatlarımız, bunların gübre sanayiinde işlenmeleri sırasın da yan ürün olarak elde olunabile cek, bir miktar uranyum barındır maktadır.

Maden Tetkik ve Arama Ensti tüsü'nün gayretleriyle Manisa dola yındaki havzada; topraktan çıkartı lan cevherden, nükleer yakıta ham madde hazırlığı yolunda (övünçle karşılanacak) bir mesafenin alınmış olduğu kaydedilmelidir.

Bilinen uranyum gizillerimiz "standart boy" bir iki nükleer sant rale ömür boyu yakıt sağlayabilecek bir çaptadır. (Olağan şekliyle söz konusu yol boyu birikecek plüton yum, bunun cabasıdır.) Fosfatları mızdan hareketle elde olunacak uranyum da, tek bir orta boy (500 1000 megawatt'hk) bir santralin yakıt gereksinmesine yetecek bir miktarda görünmektedir.

Doğadaki toryum çekirdeği; tıpkı doğadaki uranyumun çekir deklerinin yüzde doksan dokuzdan fazla olan kesri gibi, nükleer enerji üretiminde doğrudan kullanılabile cek bir çekirdek değildir. Nedir ki, bir reaktörde kuluçkalandınlmakla; nükleer olarak doğrudan yanabile cek ve doğada mevcut uranyum

çekirdeklerinden başka bir uran yum çekirdeğine dönüşebilmekte dir. (Doğal uranyumun yakılması sırasında, anılan, kesrinin; tamamen aynı biçimde, nükleer olarak doğru dan yanabilen plütonyum çekirde ğinin oluşmasına yataklık ettiğine, ayrıca dikkat edilebilir.)

Eğer toryum gizilimiz öylelikle değerlenebilse, kuramsal olarak, her biri Keban Barajı gücünde, kabaca yüz nükleer santrale otuz yıl yete cek kadar nükleer yakıt sağlanabile cektir...

Buna karşılık, devlet katında edinilen tavır; toryumun dünyada henüz ekonomik olarak kullanılma ya başlanmadığı savıyla.. Enerji ya da atom enerjisi uluslararası ku ruluşlarının toryum yakılmasıyla ilgili, şimdilik takındıkları ağırdan yaklaşım, buna da bağlı bize verdik leri olumsuz öğüt odaklarında vücut bulmaktadır.

Nükleer geçmişimizden elde var şöyle bir otuz yıl.. Bir de şimdi lerden bakılıp öngörü menziline ilk fasılda alınan şöyle bir yirmi yıl.. Yani yarım asırlık bir perspektif söz konusu... Oysa, hâlâ elin yaptığı, elin sözü ile elin öğüdüyle karar verilmek istenmekte. Onaylamak mümkün değildir.

x Şimdilik neyse ki, nükleer reaktörlerde toryumun "ikincil bir yakıt" olarak kullanımına, dünya nın birkaç yerinde, henüz yoğun olarak değilse bile, rastgelinmekte dir. İncelememizin çerçevesi, ancak bu konunun ayrıntısına girmemize elvermemektedir.

Her hâl u kârda, söz konusu alandaki ulusal yollar saptanıp ay rıntüandırılmak gerekirken, atom araştırma merkezlerimiz ne güne durmaktadırlar ki?

x Amacımıza yönelik olarak, bu günden itibaren yapılmasını gerek bulduklarımızı, o arada diğer kilit bir yanlışı anlatmaya geçmeden önce nükleer enerji aleyhtarlığına

ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ — 334 / 335

. (bir grup olarak da, rakip kulüp ta taftarlığı halinde) sürdürenlerin sav lan ile ilgili görüşmelerimizi belirt meyi dilemekteyiz.

Nükleer Enerji Aleyhtarlarının Savları ve Yanılgıları

Bir kısım nükleer enerji aleyh tarlarımızın asılsız tedirginliklere kapümaklığına karşılık, diğer bir kısmının çok geçerli sayılabilecek endişeler taşıdığı belirtilmelidir.

Nükleer enerji aleyhtarlarının görüşleri şöyle özetlenebilir :

. Nükleer enerji üretimi tehlike lidir.

. Nükleer enerji üretimi paha lıdır.

. Nükleer artıkların ne olacağı belli değildir.

. Nükleer teknoloji, bilhassa nükleer yakıt dolayısıyla, bizi dışa bağımlı kılacaktır.

Ulusal kaynaklarımızın (bun ları "klasik" nitelemesiyle tasrih edelim) yüzde onu bile değerlenme mişken, nükleer enerji üretimine geçiş anlaşılır olmadığı gibi.. Böyle si bir seçim bizi "petrol" benzeri ikinci bir dışa bağımlılık serüvenine sürüklüyor olacaktır.

. Nükleer enerji taraftarlarının savlarına ana bir girdi olan elektrik enerjisi talebi şişirilmiştir. Dolayı sıyla nükleer enerji üretimine hemen ihtiyaç yoktur. Buna karşılık, sorun ileride irdelemeye açık tutulabilir.

Bu görüşlere kısaca yanıt ver meye çalışalım. 0 arada, ilk üç sa vın, dünyadaki nükleer enerji aleyh tarlarının savlarının aynı olduğunu da belirtelim.

Nükleer enerji üretimi tehlikeli mi?

Nükleer enerji üretimi tehlikeli midir? Evet öyledir. Ama dikkat edilmezse düz yolda yürümek bile tehlikelidir. Trafiğe çıkmak, uçak ları seyr i sefere koymak, yeraltın dan kömür çıkartmak, göçmemesi yapımcısı kulun ehliyetine kalmış bir barajın yakınındaki köyde otur

mak, v.s., v.s.. Her üretim şekli, hat ta her eylem belli oranda tehlike içerir... Ne var ki, nükleer enerji, teknolojik olarak alman önlemlerle, günümüze kadarki işletme verileri ışığında öteki enerji üretim şekille riyle kıyas kabul etmeyecek kadar az tehlikeli olmaktadır.

Nükleer enerji üretimi, haliyle kendi başına "masum" bir üretim şekli değildir. Sağlıklı bir nükleer enerji üretimini, bizim de sağlaya bilmemiz için, başından sonuna ka dar gerekli teknik ihtimamda küçük bir kusur dahi işlememe becerisini edinmemiz zorunluluğu vardır. Ve kanımızca, konunun önemli olan yanı da burasıdır. Bir iki uçak dü şürdü diye, hiçbirimiz hangisiyse o havayolları şirketinin kapanması gerektiğini düşünmüyoruz. Ama, iyi bir bakımın ilgili personel eğitimi nin ve sağlıklı uçuş koşullarının ive dilikle sağlanmasını hepimiz talep ediyoruz.

ö t e yandan, bir kısmımızın ka fasında nükleer reaktörün atom bombası gibi patlayabileceğine dair korkular şekilleniyor. Böyle bir şe yin kesinlikle söz konusu olmadığı nı.. Nükleer reaktörlerle atom bom bası arasındaki münasebetin ise, nükteli bir deyişle, evimizdeki su borulanndaki kurşunla, Fatih'in toplarının dökümünde kullanılan kurşunun benzerliğinden ibaret ol duğunu belirtelim!..

Nükleer enerji üretimi pahalı mı?

Nükleer enerji üretimi pahalı mıdır? Soruyu kestirme yoldan ce vaplayalım: Doğrusu hayır! Biraz ayrıntıya girilirse, sorunun cevabı, nükleer enerji üretiminin yapıldığı yere ve bunun kıyaslandığı öteki enerji üretim şekillerinin, o yerdeki maliyetine bağlı olacaktır. Kısaca, nükleer enerjiden hareketle elektrik üretimi; "fuel oil" ile yapılan elek trik üretiminden, aşağı yukarı her yerde daha ucuza gelmektedir. Kö mür yakılarak yapılan elektrik üreti

minden ise, kömürün kalitesi ya da ısıl değerine bağlı olarak, kimi yer de biraz daha pahalıya, kimi yerde ise biraz daha ucuza gelmektedir. Başka bir deyişle, nükleer enerji üretimi aracılığıyla elektrik e İdesi; kömür aracılığıyla elektrik eldesiy le, pahada kabaca aynıdır.

O arada, su enerjisi kullanıla rak yapılan elektrik üretiminin (ilgi li yatırım masraflarının yüksek ol maklığına karşılık), kömür ya da nükleer enerjiden hareketle elektrik üretimine oranla, son toplamda bi raz daha ucuza geldiğini de kayd edelim.

Nükleer enerji artıkları ne ola cak?

Diğer bir "karşı görüş", nük leer artıkların ne olacağının belli olmadığı savında odaklanmaktaydı. Bu sava katılmak mümkün değildir. Bir defa, nükleer artıklar, nükleer santraller çalışmaktayken, zaten oradadır. Bunlardan birkaç metre mesafede, (hiçbir zararlı ısının dışa rıya sızmasına fırsat vermeyen kalın zırhların berisinde olarak) çalışan mühendisler, teknisyenler, v.b. in sanlar vardır. Fazla olarak, bu insan lar aileleriyle çoğunlukla reaktörle rin hemen yakınına kurulmuş site lerde oturmakta.. Çocuklarını o si telere bitişikteki okullara yollamak tadırlar.

ö t e yandan, dünyanın çeşitli yerlerinde kurulu nükleer santral ler halen, toplam kabaca şöyle bir elli Türkiye'nin (bugünkü) elektrik enerjisi talebine yetecek kadar, elektrik üretmektedirler.

Buralarda bulunan söz konusu insanların 'anarız, "hara kiri" yap makta oldukları söylenmek isteni yor olunmayacaktır.

Nükleer reaktörlerden çıkan yüksek radyasyonlu artıkların, şim diye kadar nükleer kabristanlara gö mülmedikleri ne kadar doğru ise.. Onların yıllardır reaktörler içindeki "morglarda" gayet emniyetle sakla nageldikleri de o kadar doğrudur. Fazla olarak, nükleer artıkların

"ebedi istir aha tgahları" da birçok ülkede artık hazırdır. Nükleer artık lar için mezarların, bugüne kadar kazılmamış olmasının tek nedeni, bir mezar kazılmasını gerektirecek kadar çok nükleer artığın oluşma mış olmasıdır.

Nükleer artıklar; ilgili tüm ihti mamın gösterilmesi hususu saklı olarak bir sorun oluşturmamakta dır.

Kaldı ki, bizimki gibi bir ülke de kurulu bir nükleer santralden çıkacak artık yakıt, bunun içinde yanmamış uranyumla, orada olu şup da, yine yanmamış plütonyu mun "sıyrılıp" geri kazanılması artıcıyla pek muhtemelen ülkemiz dışındaki bir yakıt işleme tesisine yollanacaktır.

Ülkemizde nükleer enerji üre timi bizi dışa bağlar mı?

Nükleer enerji aleyhtarlarının öteki bir savlarına geliyoruz. Nük leer teknolojinin, bilhassa nükleer yakıt dolayısıyla bizi dışa bağımlı kılacağı savına...

Bu sav, kanımızca doğrudur. Ama petrol yakan santraller ya da "termik enerji" teknolojisi ile dışa ne kadar bağımlıysak; nükleer tek noloji dolayısıyla dışa, ondan daha fazla bağımlı olmayacağımız da doğrudur! Başka bir deyişle; petrol yakıtlı olsun, kömür yakıtlı olsun; ülkemizde termik santrallerin ya pımları aşamasında da, yazık ki, yabancı teknolojiye gereksinme duyulmaktadır. Keza barajlarımızın yapımı sırasında da yabancı tekno lojiye gereksinme olmaktadır. Yal nız o mu? Yabancı teknoloji demek, yabancı para da demektir. Milyar dolar mertebesinde paraları maliye miz bugünden yanna çıkartmadığı için de, söz konusu bütün teknoloji lerin ülkeye getirilmesi sırasında, "krediye" ihtiyaç duyulmaktadır.

ülkemizde, o açıdan bir nük leer santralle bir baraj arasındaki tek fark, şu günkü aşama itibariyle, ikincisinin yakıtının bedavaya geli yor olmasından ibarettir. Nükleer

santralle, petrol yakan bir termik santral arasında, her ikisinin de ya kıtının dışarıdan getirileceği varsa yımı ve söz konusu ettiğimiz ölçü ler itibariyle, hiçbir fark kalmamak tadır. Nükleer santralle, kömür ya kan bir santral arasındaki fark ise eğer her iki yakıt türü de (ham ola rak) elimizde bulunmaktaysa. . Kö mür santralı yakıtının doğadan çık tığı şekliyle kullanılabiliyor olma sına karşılık.. Nükleer yakıtın; do ğadan elde olunacak malzemeyi, ancak yine ileride sayılacak bir tek nolojiyle işleyerek, hazırlanabildiği dir.

O açıdan, nükleer santrallere salt teknoloji dışarıdan geliyor diye karşı çıkmak, petrol ya da kömür yakan termik santrallerimize, hatta barajlarımızın yapımına karşı çık makla beş aşağı on yukarı aynı ol maktadır. Nükleer santrallere, nük leer yakıt dışarıdan gelecek diye karşı çıkmak ise, petrol yakan ter mik santrallere karşı olmakla bir olduğu kadar.. Ulusal nükleer kay naklarımıza da sırt çevirmekle eşan lamlı olmaktadır ki.. Bu eylemler den birincisini ne denli destekler sek, ikincisine de o oranda karşı olacağımız vurgulanmalıdır.

x Nükleer enerji aleyhtarlarının, yukarıda zikrettiğimiz son iki sav larını birlikte ele almak istiyoruz. Buradaki, petrolvari, ikinci bir dış bağımlılığa gebe kalınacağı yolun daki görüşü (bağıl kaygıya, özde katılıyor olmamızla beraber) az önce bir yönüyle cevaplamış bulun duğumuza dikkat edilecektir. Nükleer kaynaklarımıza dayalı nükleer enerji üretimi klasik kay naklarımızdan gerçeklenen enerji üretiminden daha az ulusal değildir. Sorun bu açıdan, yatırım planla ması sorunu olmaktadır. Kanımızca; gerek nükleer enerji taraftarları, gerekse de nükleer ener ji aleyhtarlarının etkin kesimlerince anlaşılmadığını izlediğimiz merkez bir olgu, daha önce de belirtmeye

çalıştığımız gibi, mümkün mertebe nükleer kaynaklarımıza dayalı ola cak bir nükleer enerji üretiminin; klasik kaynaklarımızdan hareketle gerçeklenen enerji üretiminden daha az ulusal olmayacağı olgusu dur.

Hal böyle olunca, sorun ayrın tılar bir yana bırakılırsa, tüm girdile riyle birlikte (bir ara kısaca değindi ğimiz) bir "yatırım planlaması" sorunu olmaktadır. Söz konusu gir diler; Türkiye'nin iştahı yani büyü me hızını olduğu kadar, borçlanma ve bağıl ödeme programlarıyla, fev kalade önemli diğer bir boyut ola rak, dengeli ve sağlıklı bağıl dış iliş kilerin, belli bir tabiye tahtına otur tulmasını içermektedir.

Bugüne kadar meselenin böyle si bir çerçevede bir türlü ele alına mayışı enerji ve nükleer enerji ala nındaki kanaatimizce, en büyük yanlışımız olmuştur.

Meseleye işte böyle bir pers pektifle yaklaşılmak ise, ufukları sınırlı "kalfa usulleriyle" değil.. Bil gili, bilinçli ve inançlı, karma disip linli (bir kısmı da hovardaca haba bam savrulagelinmiş) önder kadro ların harekete geçirilmesiyle olabi lir.

0 bakımdan, doğru dürüst bir enerji ve nükleer enerji "tabiyesi" belli edilmemişken; ve biraz da böy le olduğu için nükleer enerji üreti mine geçişe karşı, ulusal klasik kay naklarımızın yüzde onunun bile he nüz değerlenmemiş bulunduğu, yahut yüzyılımız dönemecine dö nük elektrik enerjisi talebinin şişiril miş olduğu noktalardan yükselen görüşlere sırt çevirmemeli, tam ta nım lanabilinememiş olsa dahi onlar daki kaygılarla doğrular algılan maya açık durulabilmelidir.

Yazımızın buraya kadarki kıs mında, nükleer enerji alanında ülke mizin sürdürdüğü çizgiye ilişkin "te mel yanlışları" işaret etmeye çalış tık.

Toparlarsak... Yaklaşım çerçevemiz, kısaca şöyle toplanabilir :

. Hangi nükleer yol seçilecek olursa olsun, Türkiye gibi bir ülke nin, herhalde vazgeçemeyeceği önemli bir kıstas; çok sınırlı perso nel ve parasal olanağını mümkün mertebe biraraya getirmek, nükleer eylemi sırasında birarada tutmak, bunu ustaca yönlendirmek ve yö netmektir. (Bu husus, devlet katın da daha tam idrak olunabilmiş, en azından uygulama mecrama konula bilmiş değildir.)

. Çeyrek asrı geçkin bir süredir "meselenin" gündemde bulunuyor olmaklığına karşın.. Bir türlü; nük leer reaktörlerin genel yatırım, o arada enerji yatırımlarımızın plan lanmasına nasıl entegre edileceği.. Buna da bağlı olarak, muhtemel en iyi bir borçlanma ve ödeme senar yosunun hangisi olabileceği yönün de köklü resmi bir etüt yapılmış değildir.

. Buna karşılık kendimizi, (hay li abartmalı.vazedildiği, ülke gerçe ğiyle yüzleşegittikçe meydana çı kan) nükleer öngörülere kaptırmı şizdır. (Nükleer enerji üretimi yo lunda, bundan da pek fazla bir şey yapamam ışızdır.)

. Karar organları, o suretle, ikna edilemeyince, sabırsızlanıp.. Atom enerjisi üretimini; atom silahı na sempati duyabileceklerin desteği sağlanarak erkene çekme yönünde, (kimseye hayrı dokunmayacak, kendi özünde de "çürük" bir gayret keşliğe sürüklenilmiştir. Orta Doğu' nun göbeğinde, el parası ile elin gözünün içine baka baka "nükleer gerdeğe" girmenin söz konusu ola bileceği, umarız akla getiriliyor olmayacaktır.

. Nükleer enerji üretiminin bir an önce gerekliliği yolundaki sava temel yapılan, (Elektrik Enerjisi Talebi — Klasik Kaynaklarımızın Gizil Gücü = Nükleer Enerjiden Başkasıyla Giderilemeyecek Açık) formülünün, özde doğru sayılabile cek olmasına karşılık.. Bunun içine (çoğunlukla iyi niyetle) "hafif şiş

kin" sayılar döşenerek, eşitliğin geçerliliğiyle nükleer enerji üretimi zorunluluğu, (günümüzü de içerecek şekilde) hayli erkene çekilmeye girilmiştir. Ne var ki, anılan formüle bugüne kadar konulan girdilerin çıkarttığı resmi yahut yan resmi yargılar, inandırıcı olabilememiştir. O açıdan, mevcut incelemelerin bir çoğunun gayri kafi, bir kısmının da hatta, gayri ciddi olduğu görmezlik ten gelinemeyecektir.

. Kısaca; kimi kesimlerce tutku larla varılmış önyargılı kararlara tat minkâr olmaktan uzak (böyle oldu ğu için de Türkiye gerçeği dalga kıranını bugüne kadar aşamamış) gerekçeler biçilmeye çalışılmıştır.

. Buna karşılık; Türkiye'nin sahip bulunduğu uranyum ve çok zengin toryum nükleer kaynakları dolayısıyla, nükleer enerji üretimi nin; kömürümüz ya da su gücümüz veya petrolümüz veyahut da güneşi mizden yararlanmamız kadar "ulu sal" olacağı hususu, derinlemesine anlaşılamamıştır.

. Bunun gibi, nükleer enerjiye karşı kimi çevrelerce dünya nükleer enerji aleyhtarlarının (katılamadığı mız) genel savlan yanı sıra dile geti rilen; bu enerji kullanımının, ülke mizi dışa bugünkünden daha çok bağımlı kılacağı yolundaki sav da (içindeki doğruya rağmen), mesele nin özünü ıskalamaktadır.

. Bu münasebetle de, sorunun asıl yapıtaşmın mutlak bir dış bağımsızlık değil de.. Tabiyesi, şek li şemali, dört başı mamur öngörül müş, dengeli ve sağlıklı bir nükleer dış ilişkiler ağını örme gereği oldu ğu kavranamamış olmaktadır.

Söz Konusu Olan Bir Veçhe siyle İçinde Olacağımız, Ama Diğer Veçhesiyle Hakemliğini Yapacağı mız, Ticari Dev Bir Muharebe Ol maktadır. Bunun Zamanlamasıyla Dış Dengeler Ayarı, Keza İç Hazır lığı Hayatidir.

Andıklarımız kanımızca, (felse fe düzeyindeki) temel yanlışlardır. Ve bunlardan, günlük anaforlarda

harc ı alemleşmiş bir yığın sıkın tıyla.. Atom enerjisi alanındaki ya sal düzenlemelere ilişkin "arızayı" da tartışmaya sıra kalmamıştır.

Andığımız yanlışların üstesin den gelmeden yola devam etmek, kanaatimizce karar sahiplerini sıkın tılara düşürecek bir eylem olur.

O bakımdan, yukarıdakilere ila ve olarak, aşağıdaki hususları vurgu layarak yazımızı noktalamayı dili yoruz.

. Bulunduğumuz aşamada nük leer yaklaşımımızı belirlemek duru munda olan, bilhassa iki ana girdi mevcuttur. Bunlardan birincisi; nük leer santrallere ilişkin yatırımların Türkiye tablosu genelinde, tüm öğe ler (klasik kaynaklarımızın durumu, bunlara ilişkin beklentilerle sınırla malar, kredi olanakları, teknik ve ekonomik kıstaslar v.b.), mümkün mertebe hesaba katılarak, çeşitli senaryolar çerçevesinde, yaklaşık ama gerçekçi bir zamanlanmasının yapılmasını içermektedir. Söz ko nusu ikinci ana girdi, nükleer yatı rımların, Türkiye'nin dış ilişkiler dengesini hissedilir şekilde etkileye ceği olgusu itibariyle, bunun harici yemiz nezdinde etraflı bir çalışma konusu yapılarak varılacak yargıdan oluşacaktır. Bu girdilerden ilkinin, bugüne kadar yeterince derinleşti rilemediği bir yana, ikincisine de gerekli önem, kanımızca hiç atfe dilebilmiş değildir... Diğer çok mü him bir husus; söz konusu alanda geçerli olabilecek kararlara, bunlara girdi olan öğelerin ele alınmasıyla varılacak ara nitelikli kararların ışı ğında, öğeler ancak tekrar tekrar değerlendirilerek, sınamalı irdele melerle yakınsanabileceğidir. Mate matiksel deyişle, varılacak ara nite likli kararlar, aranan karara girdi öğelerin ağırlığını etkileyebilmekte dir, bu karara girdi öğelere veril mek gerekecek ağırlık, karardan ba ğımsız değildir. (Bu mekanizma ise ilgili kuruluşlarımıza hâlâ daha bir hayli yabancı görünmektedir.) Kısa ca; aranan nihai karara doyumlu bir

biçimde ulaşmak, tanımladığımız girdilerle bağıl muhtemel ara karar ların "içice" ele alınıp işlenmesini zorunlu kılmaktadır.

. Kanaatimizce Hariciyemiz' den bir ekip, belki üniversite siya sal bilimler birimlerinden sağlana cak katkılarla, nükleer yatırımlar münasebetiyle Türkiye'nin geçire ceği denge değişikliklerini, muhte mel senaryolarla, behamahal incele melidir. O arada, nükleer enerji üretimine adım atışımız sırasında, bunun değişik veçheleri çerçevesin de ilişki kurabileceğimiz ülkeler gir disiyle olası tablolar geliştirilip, bunlardan hangilerinin menfaati mize olacağına dair düşünceler üre tilmelidir. Dış kaynaklı finans, iş birliği ve dengeler açısından sağlıklı nükleer bir eğilim öylelikle edinile bilecektir.

. Hissimiz odur ki, ülkemiz yüz yılımız dönemecine kadar, bir iki tane, bilinemedi üç tane, standart boy (Ambarlı Santrali gücünde) nükleer santrali ancak kurabilecek tir, özellikle, santrallerin, ilk açtığı mız düşünce çerçevesinde bir örnek olmalarının sağlanması istenirse, bunların yapımında tek bir yabancı firma, ana görevi üstleniyor olacak tır. Bu sonuç, yazımızın "can alıcı" bir noktası telakki olunabilir. Nük leer enerjiye adım atışımız, öyleyse söz konusu firma ve bunun gerisin deki ülkenin seçimiyle eşanlamlı al maktadır. Bu alanda tek bir ülkeyle nikah kıyılmak suretiyle, dış denge lerimizin hissedilecek şekilde o yö ne kaydırılmasının almaşığı, yazık ki, ulusal olanaklarımızı, değişik ülkelerden birkaç tür nükleer reak tör ithal ederek, bunun ceremesi, sağlıklı bir nükleer çizgiden uzak laşma riski olmaktadır. Bu, kanı mızca onaylanamayacağına göre tek bir ülkeye nükleer nikahla, bir ölçü de alt üst olabilecek dengelerin; bağımlılıkları azaltılarak, ya da bir şekilde (örneğin, değişik ülkelerle müşterek projelere girmek suretiy le) dağıtılarak, yeniden nasıl ve han

gi yönlerde olarak sağlanacağı ayrı bir inceleme bahsidir.

. Söz konusu olan, bir veçhe siyle içinde olacağımız, ama diğer bir veçhesiyle de "hakemliğini" ya pacağımız ticari dev bir muharebe olmaktadır ve bunun starteji ve tak tiği tartışması yazımızın çerçevesini aşar bir niteliktedir.

. Bununla beraber şurası lehi mize bulunmaktadır ki, birçok ülke bize nükleer santral satmak için, deyim uygunsa "aportta" bekle mektedir. Nükleer enerji üretiminin geçirdiği durgunluk, o açıdan yara rımıza değerlendirilebilir. (Nükleer enerji aleyhtarlarımızın, savlarına kimi zaman girdi yaptıkları bu olgu aleyhimize değil, tersine lehimize olan bir gelişmedir. O birçok ülke, ya da bunların nükleer firmaları ara sındaki rekabetten ülkemiz, akıllı davranırsa, çok kazanç sağlayabilir. Bu hususu da açık açık zikretmeye hiç hacet yoktur.)

. Böyle bir noktadan bakılınca, nükleer bir iki santral alacağımız ülkenin, buna karşılık ulusal nükleer kaynaklarımızı değerlendirmemize yardımcı olması bir ön koşul olarak sağlanabilmelidir. (O ülke, hele enerji ihtiyacı gereği, nükleer kay naklarımıza ilgi duyabilecek bir ülke olursa, rahatsızlık vermeyecek nük leer dengeler kurmamız iyice olası kılınabilir.)

. 0 nedenle, herhangi bir ülke ve herhangi bir reaktör tipine, baş langıçta sempati gösterilmemesi gerektiği hususu (bugüne kadar es geçilmiş olarak) fevkalade önemle ve naçizane salık verilir.

. Her hâl u kârda, şimdi bir parça algıladığımız gibi, ne olursa olsun, nükleer bir santral kurma tut kusuna, 'lütfen" kapılmamalıdır, öylesi bir eylemin minyatür bir (araştırma) reaktörü dikmekle ya kından uzaktan bir benzerlik taşı madığı ve anagelmeye çalıştığımız çok üst düzeyde bir yığın karmaşa yı içerdiği gözden kaçırılmayacak tır.

. Böylelikle, sanırız bir veya iki santralin pek muhtemelen firmaya ihalesine, dileriz az önce kabaca çiz diğimiz mozaikin tüm parçaları yer li yerine oturtulmuş olarak karar verilebilecektir. Gerekli görülürse, ileride ilk santrallerin yapımına baş lanmasından üç beş yıl sonra, öteki nükleer santrallerimizin yapımı sorununa eğilinebilinir. Ük nükleer santralimiz yapım aşamasına iyi bir ihtimalle 1986'dan önce gelemeye cektir. Devreye de demek ki, 1996' dan önce girmeyecektir.

. Diğer çok önemli bir nokta, kanımızca daha 1977 'de işaret etti ğimiz bir zaafımızdır.* Nükleer enerji alanındaki gayretlerimiz, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Türkiye Elektrik Kurumu (TEK), Nükleer Santraller Dairesi Başba kanlık Atom Enerjisi Komisyonu (AEK) kurumlarının, zaman zaman sürtüşmeli devinimleri arasında bö lünmüş; çoğunlukla da, bilhassa atom araştırma merkezleri ulusal boyutta yönsüz kalmış, heba ol muştur. Kanaatimizce, iki yıl kadar önceki AEK'yi içeren yasal düzen leme, o açıdan sathi ve yararsız çık mıştır. Bu nedenle, TEK ve AEK bünyesindeki kuvvetler, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ya da belki daha iyisi, Başbakanlık nez dinde kurulacak bir çatı altında toplanmalı.. Atom araştırma mer kezlerimiz, Hariciyemiz, Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü ve ilgili diğer kuruluşlara açageldiğimiz doğrultularda direktifler yöneltil meli.. Nükleer alandaki üşünce ve eylemimiz; nükleer kaynaklarımızı öteki kaynaklarımızdan daha az ulusal telakki etmeyen kararlı bir yaklaşımla, geliştirilmeyi konulma lıdır... Böyle bir yaklaşım Türkiye miz'in önünde önemli bir opsiyon olarak durmaktadır.

* T. Y A R M A N, Atom Enerjisi Alanında Türkiye'nin Çelişkisi, Milliyet, 8 Mart 1977.

ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 334 I 335