Elektrik Mühendisliği · Sayı 353 · Mart 1988

ELEKTRİK YÜKSEK MÜHENDİSİ Halil ALUŞ İLE SÖYLEŞİ

Bilim, teknoloji ve meslek tarihi Söyleşi

Yıl
1988
Sayfa
2
Okuma süresi
7 dk
Görüntülenme
0

Konu

Bilim, teknoloji ve meslek tarihi

İlgili: Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam, Yenilenebilir enerji

Anahtar kelimeler

  • Halil Aluş
  • NATO ihalesi
  • güneş enerjisi
  • telekomünikasyon
  • kütüphane bağışı
  • EMO

Özet

Elektrik Yüksek Mühendisi Halil Aluş ile yapılan söyleşide, çocukluk yılları, NATO telekomünikasyon ihalesini kazanma mücadelesi, güneş enerjisine olan ilgisi ve kütüphanesini EMO'ya bağışlama nedenleri anlatılıyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Kaç yılında doğdunuz? Çocukluk günlerinizin Türkiye'sini özgün şekilde anlatan özellikler nelerdir?

1916 yılında Yafa'da (Bugünkü Telaviv, o vakit Osman lıların idaresinde bir şehir imiş. Babam da orada askeri görevli olarak gümrük memurluğu yapıyormuş) dünyaya gelmişim. Üç aylık iken annem vefat etmiş, dört aylık iken de babam şehid olmuş. Ninem beni sırtına alarak İstanbul'daki akrabalarımızın yanına gitmişiz. Beni onlar büyüttüler. Çocukluk günlerimin Türkiye'sini hatırlayışım İstanbul'dan başlar.. Benim hatırladığım zamanlar İstan bul işgal altında idi. Sonradan öğrendiğime göre İstanbul' da o vakit muhtelif milletlerden insanlar yaşıyormuş, İranlı'lar çoğunlukta olanlardanmış ve zannediyorum Şii mezhebinden olanlar senenin muayyen bir gününde çıp lak kafileler halinde evimizin önünden geçerler ve "ya Hasan, ya Hüseyin" diye bağırarak zincirler ile sırtlarına vururlar ve kanlar içinde korkunç görünümleri olurdu. Tüylü şapkalı halyan askerlerini hatırlıyorum. Geçimimizi zor şartlarda karşılayabiliyorduk. Evdeki konuşmalardan aklımda kalan, İngiliz polisinin Türk polisine çok zor gün ler yaşattığı ve aralarında daimi ve sinsi bir mücadelenin sürdüğüydü. 1922 senesinde İzmir kurtulunca o günün gözde vapuru Gülcemal ile İzmir'e geldik ve at arabası ile Kemalpaşa (o günkü adı Nif) kazasına gittik. Yollarda eteklikli Yunan askerleri ve Türk askerlerinin cesetleri ile konup kalkan kargaları gördüğümü hatırlıyorum. Sonra tekrar İzmir'e döndük ve liseyi bitirinceye kadar İzmir'de kaldım Bu günler benliğimi kazandığım çok heyecanlı ve tatlı günlerdir. Memleket kurtuluş savaşını yeni bitirmiş ti, inkılaplar (devrimler) birbirini kovalıyordu. Her an bir göz yaşı veya çılgınca bir sevinç getiriyordu. İzmir'in kurtuluşu (dokuz Eylül) merasimleri bizleri heyecandan heyecana sürüklüyordu. Damarlarım ızdaki kan "her şey vatan için, hatta hayatımız bile vatan için" diye akıyordu. İstisnasız bütün binalar bayraklar ve renkli kağıtlarla donanıyordu. Diğer milli bayramların kutlanışıda aynı

şekilde oluyordu. Şimdi böyle günlerde bayrak asılı ev görmek aramakla mümkün oluyor, o günlerin milli heye canı yok. O günlerdeki dini yaşantımıza gelince bir Türk çeleşme başlamıştı, tekbir Türkçe getirilirdi, ezanlar Türkçe okunurdu, dualarda Arapça azalmağa Türkçe çoğalmağa başlamıştı, yaptığımız duaların manasını arı layabiliyorduk. Bu gidişe sonraları son verildi, inancıma göre bu hal Türk Kültür inkılabına acı bir darbe vurdu. O vakit gerek milli hislerimiz ile ve gerekse din adamlarımı zın pozitif ilim teşviki ile biz de diğer ileri ülkelerdeki insanlar gibi bilinçli olalım diye heyecanlanırdık. Şimdi ise en aklı başında olması lazım gelen insanlar nerede ise ülkeyi binbeşyüz sene geriye götürmeğe çalışıyorlar. Netice olarak çocukluk günlerimde Türkiye'de Atatürk çülük yani ilericilik ve hakiki manada batılılaşmanın ürü nü olan sanat, edebiyat, tiyatro ve müzik alanlarında ye tişen insanlar bugün yetişmiyor, o gün halka dönük ola rak yapılan bu sanat çalışmaları bugün yapılmıyor. Hakiki manada batılılaşma duraklamıştır.

Mühendislik yaşamınızın ençok sevdiğiniz anısını anlatablllrmlslnlz?

Mühendislik hayatımda beni en çok sevindiren anım memleketimizde NATO enfrastrüktür programı gereğince yapılacak olan telekomünikasyon hatları ihalesine giri şim ve ihalenin bende kaldığına dair yazının tarafıma teb liğ edilişidir. O güne kadar Türkiye'de yapılan NATO tek nik düzey ihalelerine hep yabancı firmalar girer ve onlar alırlardı. Ben ilk defa bir Türk firması olarak böyle bir NATO ihalesine girdim. NATO teknik kapasitemi uygun buldu ve mali kapasitemi ispatlamak kaydı ile ihaleye girebileceğimi bana bildirdi. Bunun için bir banka kurulu şu ile ortak oldum. Böylece mali kapasitemi ispatlamış oldum ve ihaleye girdim. En ucuz teklifi benim verdiğim anlaşıldı. NATO usulüne göre ihalenin benim üzerimde kaldığına dair NATO'nun bana bildirimde bulunması gere kirken yabancı firmaların ve onların işbirlikçilerinin etkisi ile NATO içinde bu işi Halil Aluş yapabilir mi yapamaz mı

diye görüşmeler ile vakit geçirildiğini öğrendim. Bana da bir türlü bildirimde bulunulmuyordu. Böylece uzun zaman geçti. Akla hayale gelmedik entrikalar ile beni saf dışı bırakmak için büyük gayretler sarfedildi. Buna mukabil ben ise milli ve mesleki inanç ve heyecanımla karşı koy ma mücadelesi verdim. Sene: 1955, o vakit NATO mer kezi Paris'te idi. Sonucu almak için Paris'e gittim. Ortada mevcut çok büyük haklılığımla tezimi kabul etmek zorun da kaldılar ve ihalenin bana yapıldığını bildiren yazıyı bana göndermeyi kabul ettiler. Türkiye'ye döndüm ve yazı geldi. İşte mühendislik yaşamımın en sevdiğim anısı budur. Batılılara Türk teknik gücünü zorla kabul ettirme nin zevkini hala duyarım. Fakat şer kuvvetleri mücadele lerini bırakmadılar. Meslektaşlarıma bizim durumumuz bilgi olur diye şer kuvvetlerinin ve işbirlikçilerinin sinsi ve sistemli çalışmaları ile büyük bir zevkle kurduğumuz mühendislik ekibimizin acı sonunu da açıklamak isterim. İş süresince bizi aksatmak ve işte başarılı olmamamız içiin ellerinden geleni yaptılar. Fakat biz aynı sınıftan beş mühendis arkadaş bütün samimiyetimizle elele vermiş tik, bütün şeytanca engellemelerine rağmen işi bitirdik ve teknik gücümüzü bir kere daha ispatladık, ama ayak ta duracak gücümüz kalmamaştı. Mali bakımdan büyük bir çöküntüye uğradık. Beş mühendis arkadaş batıdaki gibi elektrik işleri yapan bir firma kuracaktık olmadı, ya zık oldu, hepimiz bir tarafa dağıldık, bu olayın etkisi ile içimizden yurdu terk eden arkadaşımız olduğu gibi bende müteahhitliği terk ettim ve uzun süre tarım işleri ile meş gul oldum.

En çok hangi konu İle İlgilendiniz?

En çok zayıf ve kuvvetli akım elektrik tesisatı konuları ile ilgilendim. Bu konu ile ilgilenmeğe başlamak benim için bir tesadüf olmuştur. Üniversite beşinci sınıfta öğrenci iken böyle tesisat işleri yapan bir firmaya mühendis yardımcısı girmem tavsiye edildi, firmada uygun buldu girdim. Bu konuda geniş bilgi ve tecrübe edindiğim için piyasada yerleştim ve NATO işime kadar bu kabil işleri yapmağa devam ettim.

Neden güneş enerjisi İle İlgileniyorsunuz? Güneş enerjisinin geleceğini nasıl görüyor sunuz?

Enerji demek uygarlık demek. Toplumların uygarlık dere celeri insan başına sarfettikleri enerji miktarı ile ölçüldü ğüne göre, batılılaşmak yani uygarlaşmak için büyük miktarda enerji gereksinmemiz var. Memleketimizde he nüz daha yeterli petrol bulamadık, su kaynaklarımızı he nüz layıkı ile kullanamıyoruz. Hatta zaman, zaman ülke mizin elektriksiz dahi kaldığı oldu. Yakın tarihe kadar bir eyaletimiz olan Bulgaristan'dan aldığımız elektriğin para sını ödeyemediğimiz için Bulgaristan verdiği elektriği kesti. Benim ecdadım Rumeli'lidir. Bana bu olay çok ağır bir darbe yaptı, inanınız üzüntümden ağladım. Doğanın bize verdiği büyük bir nimet olan Güneş başımızın üstün de dolaşıyor da biz ondan yararlanmıyoruz. Gürültüsü ol mayan, çevre kirliliği olmayan bedava bir enerji kaynağı olduğu için güneş enerjisi ile ilgilendim. Tabii güneş ener jisini ısı veya elektrik enerjisine çevirmek için biraz zah met ve masraf gerek. İhtiyacımızın olduğu yerde hazır bi

zi bekliyor, nakliye zahmeti ve masrafı olmayan bir ener ji. Memleketimizin bugünkü bilim ve teknik gücü göz önüne alınacak olursa güneş enerjisinin elektrik enerjisi ne çevrilmesi pahalı oluyor. Bilimsel esaslara dayanan kendi teknolojimizi kurar, geliştirir ve milli haslet ve he yecanla hareket edersek güneş enerjisini elektrik ener jisine dönüştüren kollektörlerin yapılması ve yerine göre kullanılması pek pahalı olmayacaktır. Güneş enerjisini ısı enerjisine çeviren ve memleketimiz de bugün imal edilen kollektörler ne yazık ki çok düşük randımanlıdır. Milletlerarası Güneş Enerjisi Topluluğunun yayınladığı Güneş Dünyası mecmuasından aldığım bilgi ye göre Güney Kıbrıs Rum Topluluğu Enerji Dairesi ya yınlarında bildirdiği, kontrolundan geçen kollektörlerin randımanları bizde imal edilmiş kollektör broşürlerinden elime geçen bilgilerdeki randımanlardan çok üstün. Ülke miz güneş enerjisi bakımından oldukça zengin bir ülke dir. Bu husus hakkında doyurucu bilgi edinmek için İngil tere ile memleketimizi mukayese etmek yeterlidir. Mem leketimiz gelişmekte olan fakir bir ülkedir, İngiltere ise gelişmiş zengin bir ülkedir. Memleketimiz petrolü olma yan güneşi zengin bir ülkedir, İngiltere ise petrolü bol güneşi fakir bir ülkedir. Halen biz Güney Kıbrıs Rumları nın imal etdiği kollektörleri imal edemezken İngiltere'de kış, yaz güneş enerjisi ile ısınan evler imal edilmekte ve açık pazar halka satılmaktadır. Bu merakla 1980 sene sinde İngiltere'ye gittim uzun süre kalarak güneş enerjisi tesislerini gezdim. Inandımki milli inaç haysiyeti içinde bilimsel esaslara dayalı milli teknolojimiz ile hareket edersek çok güzel kollektörler imal ederiz ve yakıt ener jisine ihtiyacımız çok azalır.

Kütüphanenizi kaç yılda oluşturdunuz?

Kütüphanemi ortaokul birinci sınıftan itibaren oluştur dum. Bu hesaba göre kütüphanemi 54 yılda oluşturmu şum. Bir kısım kitaplarımı ihtiyacım olduğu için aldım. Bir kısmını da ilerde ihtiyacım olacak okuyacağım diye aldım.

Güzel ve zengin kütüphanenizi odamıza ba ğışlarken neyi amaçladınız?

İlk zamanlar zor, son zamanlar daha rahat mali şartlar altında fakat büyük bir istekle oluşturduğum kütüpha nemi, ben yaşlandığım için genç meslektaşlarımın ben den daha çok yararlanarak memlekete daha faydalı ol maları gayesi ile Odamıza armağan ettim.

Bugünün ve geleceğin mühendislerine öğütle riniz varmı?

Bugünün ve geleceğin mühendislerinin en önde gelen amaçları, memleketi Batı ülkeleri uygarlık düzeyine çı karmak olmalıdır. Çok çalışarak memleketi çağdaş bilim düzeyine oturtmalıdırlar, kendi teknolojimizi kurmalıdır lar. Bunun için hiç olmazsa bir lisanı iyi öğrenmelidirler, bir lisan bir insan olduğuna göre o vakit iki insan olurlar. Yabancı yayınlardan çeviriler yaparak lisansız arkadaş lara yardımcı olmalıdırlar. Aksi halde memleketimizin geleceği tehlikeye girmiş olur. Memleket istenen düzeye oturduktan sonra diğer istekler kolayca oluşurlar. Genç arkadaşlarıma sevgiler sunarım.