Elektrik Mühendisliği · Sayı 363 · Ocak 1989
İÇİMİZDEN BİRİ:4 SİCİL NOLU ÜYEMİZ Tahsin ARMAY'LA YAPILAN SÖYLEŞİ
- Yıl
- 1989
- Sayfa
- 7
- Okuma süresi
- 21 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Bilim, teknoloji ve meslek tarihi
İlgili: Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam, Haberleşme, telekomünikasyon ve yayıncılık
Anahtar kelimeler
- Tahsin Armay
- İstanbul Radyosu
- Kopenhag Konferansı
- İller Bankası
- antikalker patenti
- İTÜ
Özet
EMO'nun 4 sicil numaralı kurucu üyesi Tahsin Armay ile yapılan söyleşide, mühendislik eğitimi, İstanbul Yüksek Mühendis Mektebi ve Paris'teki elektrik mühendisliği tahsili, Ankara Radyosu ve İstanbul radyo istasyonunun frekans tahsisi konusundaki uluslararası konferans tecrübeleri ile yazdığı kitaplar ve aldığı patentler anlatılıyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Hazırlayan: Arif KÜNAR
4 Sicil No.lu Kurucu Üyemiz Tahsin ARMAY 'la Y apılan Söyleşi.
D Çocukluk ve okul yılları nızdan bahseder misiniz?
• 1914 yılında, Trabzon'un Sürmene ilçesindeki Çamlıca (Hamurgân) mahallesinde doğdum. Babam okur yazar olmayan bir esnaftı. Birinci Dünya Savaşı nedeniyle 1916'da muhacir olarak Fatsa'ya yerleştik. Babam Zongul dak'ta bulunduğu 1920 yılında, İstiklâl Savaşı devam ediyordu. Orada askere alındı. 1920 yılında, Fatsa'dan SürmeneVe geldik. Ba bam savaşta yaralandı ve Anka ra'da hastanede öldü. Aynı tarihte ilk tahsilime Sürmene Merkez Oku lu'nda başladım.
O tarihte ilkokul öğrencileri önce camiye gidip, Kuranı Kerim öğre niminden sonra okula devam eder lerdi. Ben camiye gitmeden doğru dan ilkokula başladım. O zaman ilkokullarda birinci sınıftan önce bir "ihtiyat" sınıfı daha vardı. Okullar altı yıldı. Ben "ihtiyat" sınıfında iki ay kadar okuduktan sonra, sınavı vererek birinci sınıfa geçtim.
O tarihte, dördüncü sınıflarda Fransızca, fizik, kimya dersleri okutuluyordu. Ben dördüncü sınıfa geldiğimde, okul altı sınıftan beş sınıfa indirilmişti. 1925 yılında ilkokulu bitirerek, Trabzon Lisesi orta kısmına yazıldım. Orta ikiye geçtiğimde, Erzurum Lisesi orta kısmına alınacak yatılı parasız okuma sınavına girdim. Ortaokul 2., 3. sınıfları Erzurum Lisesi'nde oku dum. Lise döneminde, Erzurum'dan Trabzon Lisesi'ne naklettim ve 1931 yılında Trabzon Lisesi Fen şubesinden mezun oldum. O tarih lerde Liselerde Bakalorya sınavları vardı.
Aynı yıl, İstanbul Yüksek Mühendis Mektebi (I.T.Ü.) giriş sınavına başvurdum. Okula, parasız ve yatılı 40 öğrenci alınacaktı. Anadoludan
İstanbul'a gelmiş fakir bir ailenin çocuğu olarak, yüksek tahsile devam edebilmem için muhakkak Mühendis Mektebinin sınavını ka zanmam gerekli idi. 484 kişi sınava girdik, giriş sınavını orta sıralarda kazandım.
Yüksek Mühendis dördüncü sını fından itibaren ihtisas sınıfları ayrılıyordu. Ben, makina ve elektrik şubesini tercih ettim. Nihayet, 1937 yılı haziranında 6 yıllık Yüksek Mühendis Mektebi'nden elektrik ve makina yüksek mühendisi olarak 671 diploma numarasıyla mezun ol dum. Aynı tarihte, PTT Genel Müdürlüğü, teknik eleman yetiştir mek üzere sınıfımızdan ilk beş der eceye giren 5 kişiyi, Pariste (Ecole Superieure National P.T.Pye) gön derdi. Bu okul iki yıllıktı.
Bu okulun birinci sınıfı, Pariste Yüksek Elektrik Mühendisliği (E.S.E.) Okulu'nu bitirerek ikinci sınıftan devam edilebiliyordu.
Bizden bir yıl sonraki devrede aynı PTT okuluna, bilahare İTÜ'de profesör olan Ahmet özel. Bedri Karafakıoğlu, Enver Özkal da devam etmişti. Daha sonra ESE iki yıl oldu. Bunun üzerine PTT'ye girmek yerine, ESE'yi bitirmeyi daha uygun bulduk ve 24 Mayıs 1940'da ESE'den 5 arkadaş mezun olduk. Bu arkadaşlardan, Nezih Candaş, Mehmet Erkiletlioğlu halen hayatta olup, uzun yıllar Etibankta hizmet vermiş Zeki Turgay ve Hüsrev Ekicioğlu vefat etmişlerdir.
İkinci Dünya Savaşı'nın en kritik günlerinde, Alman orduları Paris'e 35 km. mesafeye kadar yak laşmışken, eşim ve kızımla birlikte Paris'ten ayrılarak yurda döndüm. 1940 yılı eylülünde P.T.T. Genel Müd. Ankara Telefon Müdürlüğü şebeke amirliğinde ilk devlet görevine başladım. Burada iki ay kadar çalıştıktan sonra, Başba kanlığın istemi üzerine Matbuat Genel Müdürlüğü (Basın Yayın Genel Müdürlüğü) Ankara Radyosu Mühendisliğine tayin edildim. Bu kuruluşta, başmühendis, fen kurulu üyesi olarak 8 yıl çalıştım. 1947 yılında, İstanbul'da kurulmakta olan radyo istasyonu için Birleşik Amerika ve Kanada'daki RCA fabrikalarında incelemelerde bulun mak üzere 6 aylığına Amerika'ya gönderildim. 1948 yılı Haziran Eylül aylarında Kopenhag'da toplanan 33 Avrupa ülkesinin katıldığı Avrupa bölgesi radyodifüziyon ve radyo maritim konferanslarında tam yetkili başdelege olarak görev aldım.
D Görevlerinizden kısaca bahseder misiniz ?
• 1948 yılı sonunda İller Bankası Elektrik ve Makina İşleri Müdür lüğü'ne naklen tayin edildim. İller Bankası'nda 1966 yılı sonuna kadar makina elektrik işleri müdürlüğü, teknik müşavir ve müfettişliklerde bulundum. Aralık 1966 tarihinde Başbakanlık Yüksek Denetleme
Kurulu'nun isteği üzerine bu kurul da uzmanlığa atandım. 14 Nisan 1979 tarihine kadar hizmet gördü ğüm Y üksek Denetleme Kurulu'nda uzman ve uzman müşavir olarak Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) ve TRTnin denetim görevlerini yaptım. 14 Nisan 1979 tarihinde 65 yaşımı ve 40 yıllık Devlet hizmetini tamam lamış olarak emekli oldum.
D Uluslararası konferanslara katılmış, etkin görevlerde bulunmuşsunuz...
• Türkiye radyolarını kuran ve işleten Basın Y ayın Genel Müdür lüğü fen kurulu uzmanı olarak bu lunduğum sırada, Bakanlar Kuru lu'nun 5.7.1948 tarih ve 3/7676 sayılı kararnamesi ile 25.6.1948'de Kopenhag'da toplanan ve 17.9. 1948'de sona eren uluslararası Av rupa bölgesi radyodifüzyon ve ra dyomaritim (deniz radyo komü nikasyon bölgesi) konferanslarında hükümetimizi tam yetkili delege ola rak temsil etmeye, konferans ka rarlarını imzalamaya yetkili kılındım.
Konferansları başından sonuna kadar, bazı günler gece yarılarına kadar süren konferansların oturum larını yalnız başıma takip ettim. Bu konferansların oturum kararlarını takip ve tartışmalara gerekli dekla rasyon ve dokümanları hazırla yarak, hükümetim adına konferan sa arzettim.
Kopenhag radyodifüzyon konfe ransında Avrupa bölgesi uzun ve orta dalgalı radyodifüzyon istas yonlarına ait frekansların yeniden dağıtımı yapılıyordu. Kopenhag konferansına gittiğim tarihte, İstanbul'da orta dalgalı 150 kilovat anten gücünde, frekansı 758 kHz (295,8 metre dalga boylu), pilon anteninin fizik boyu 220 metre olan bir istasyonun inşaatı devam etmekte idi. Her yönde yayın yapacak şekilde inşa edilmekte olan istasyonun anteni tamam lanmış olup, frekansının değişti rilmesi halinde antenin fizik boyu nun da değiştirilmesi gerekecekti. Konferansa giderken genel müdür lüğün bana verdiği talimatta, 758 kHz'e göre inşa edilen İstanbul rad
yosunun frekansını kesin olarak Türkiye için kabul ettirmekti.
İnsanın aklına gelebilir: Acaba başlangıçta İstanbul radyosunun 758 kHz'lik frekansı nasıl seçildi? Bunun komik bir hikâyesi vardır: Y ıl 1945 yılının başı... İstanbul'da güçlü ve her yönde yayın yapmaya elverişli bir radyo istasyonu kurulmak isteniyor. İkinci Dünya Savaşı bütün şiddetiyle devam ediyor. Basın Y ayın Genel Müdür lüğü fen kurulu başkanı servisteki arkadaşları toplayarak, üç mühen disi 355 500 metre bandındaki rad yo istasyonlarının geceleyin has sas radyolarla dinlenmesini ve boş bulunan, çok az duyulan istasyon ların belirlenmesini ve iki gün ara ile dinlemelerin sürdürülmesi talimatını veriyor. Bu ilk inceleme sonucun da, Polonya'ya ait Katodviç istas yonunun çalışmadığı saptandı. O tarihte Polonya, savaşta Almanlara mağlup olmuş ve bu ülke istila edil mişti. Bütün radyo istasyonları susmuştu.
Bu istasyon nasılsa tekrar çalışmaz diye, bu istasyona ait frekansa göre İstanbul radyosunun anteninin siparişine geçildi. Y apılan işleme karşı, kurulda direndimse de etkili olamadım. Polonya'ya ait bu dalga, 1933 yılında Lucerna anlaş masıyla Polonya'ya tahsis edildiği hususu hükümetimizce de kabul edildiği halde, o tarihte böyle bir hata işlendi. 1948 yılında, Polon ya'ya ait Katodviç istasyonu dal gasının tarafımdan alınması benden istendi. Bu benim için talihsizlikti. Kopenhag konferansında İstanbul radyosu için istenen frekansı alamadığım için, bu anlaşmayı imza etmemem talimatını aldım. Fakat, daha sonra İstanbul'da kurulacak 1200 kilovat anten gücündeki radyo istasyonu için, Kopenhag konferansında aldığım 1016 kHz'lik frekansın kullanıldığını görmekte yiz.
1949 yılında yayınlara başlayan istanbul radyosu, Polonya'nın Ka todviç istasyonu dalga boyunda çalıştığı için protesto ile karşı landık.
Daha sonra, İstanbul radyosunun frekansı 702 kHz (427 metre) olarak değiştirildi ve evvelce 758
kHz'e göre yapılan pilon anten üzerinde bir takım değişiklikler ya pıldı.
O öğrendiğimize göre çeşitli kitaplar yazmışsınız, patent çalışmalarınız olmuş...
• Lise sıralarında, İtalyan bilim adamı Marconi'nin radyo dalga larıyla uzaktaki bir şehrin lamba larını yakması olayını okuduğumda, bu olayı çok merak etmiş, radyo dalgalarının özelliklerini öğrenmek için içimde bir heves doğmuştu. Bu merakı gidermek için Paris'te bulun duğum sırada, radyo okullarına de vam ettim. Y urda döndüğümde, öğrendiklerimi başkalarına da öğretmek için 1943 yılında "Radyonun Tekniği" adlı ilk kitabımı yazdım. 6 ayda bu kitaptan 2000 adet satıldı. Bu kitaptan sonra: Elektriksiz, Lambasız Radyo Y apımı; Alıcı Radyo Lambaları; Rad yo Devrelerinin Abaklarla Hesabı; gibi radyoya ait 4 kitap yayınladım. İller Bankası'nda görev yaptığım sırada: Türkiye'de Küçük Su Kuv vetleri ve Kuvvet Makinaları; Dizel Motorlarının Arızaları; Makina Te mellerinin Hesabı; Çeşitli Akümü latörlerin Y apımı, Karakteristikleri; Kendi Dünyamız (Chiromancie); Ev renin Sırları ve İnsan; olmak üzere 10 kadar kitap yayınladım.
Basılmaya hazır, fakat, kâğıt yokluğu ve fiatların yüksek oluşu nedeniyle bastıramadığım kitaplar:
Y eraltı Kablolarının Hesabı,
Mühendislikte Kullanılan Birimler ve Formüller,
Nükleer Fizik Ansiklopedisi,
Kaynağından Kullanılışına Kadar
Enerji (Kömür, petrol, güneş,
jeotermal enerji kaynakları, nükleer
yakıt rezervlerimiz ve nükleer
santral türleri, Türkiye'nin genel
enerji kaynakları ve elektrik enerjisi
talep tahminleri
)
Doğanın Bilinmeyen Güçleri,
1937 yılında I.T.Ü.'den Makina ve Elektrik Y üksek Mühendisi, Pa ris'te E.S.E. okulundan elektrik yüksek mühendisliği ihtisası yap mış, bütün meslek hayatım memu riyetle geçmişti. 1979 yılında emekli
olacağımı gözönünde tutarak, mes lek hayatımda kalıcı bir eser mey dana getirmek ve emeklilik döne minde kendime bir uğraş bulabilmek amacı ile araştırmalar yapmayı ta sarladım. Ülkemizde elektrik mü hendisleri için yapacakları çok şeyler vardı.
Su içindeki eriyiklerin, boru ve kazan çeperlerinde kazantaşı oluşturmaması için kullanılan metodları inceledim. Bu metodlar arasında en çok uygulananın kalıcı mıknatıslarla sağlanan magnetik alanlarla, kazantaşlarının oluşma sının önlendiği ve evvelce oluşmuş taşların da sökülmesinde kul lanılan, magnetik alanla koşullan dırma metodu üzerinde çalışmaya başladım. Bu hususta elde hiçbir doküman, araç yoktu.
5 6 yıllık bir uğraştan sonra, 1976 yılında AR MAY antikalker adını verdiğim ilk patentimi aldım. Cihazın denenmesi için Ortadoğu Teknik Üniversitesine başvurdum. Çevre Mühendisliği Bölümüne havale edilen projem, ilgililer tarafından pek ciddiye alınmadı. Zira, onların da elinde bu hususta bir doküman yoktu. Magnetik alanların sudaki eriyik iyonları üzerinde yaptığı fiziksel nötralizasyon etkisi hak kında klasik kitaplarda bir bilgi yok tu. Bugün dahi, böyle bir bilgiye kitaplarda rastlanmamaktadır.
Dış ülkelerden getirttiğim doküman lar yardımıyla yaptığımız cihazın de nemesi çevre mühendisliği bölü münde yapıldı. Deneme sonuçları amaca uygun çıktı. Cihaz üzerinde yeni araştırmalara devam ederek, 1983 yılında ilâve bir patent daha aldım.
Bu husustaki araştırmalarımı sürdürerek, Ağustos 1988'de Sa nayi ve Ticaret Bakanlığı'na yeni bir müracaatta bulundum. Çok yüksek magnetfc alanların etkisiyle, suların içindeki eriyiklerin boru ve kazan çeperlerinde meydana getireceği kazantaşlarını önlemede kullanılan metoda göre koşullandırılmış su ile yapılacak beton mukavemetinin % 15 %40 arasında artacağı husu sunda Birleşik Amerika'da deneyler yapıldığı hususunda elime geçen bir dokümandan yararlanmayı düşün düm.
Ayrıca, yüksek magnetik alanların petrol ürünü kullanan içten yanmalı motorların yüksek sıkıştırma oran larında meydana gelen, vuruntu larını önlemede kullanıldığı husu sundaki dokümanları gözönünde tutarak, beton için yaptığım cihazın bu amaçla da kullanılabileceğini ileri sürdüm.
Düşük Oktanlı benzinlerin otomobil lerde vuruntu yapmasının nedeni, silindire giren yakıtın düzenli şekilde silindirde bir anda ateş almaması, ayrı ayrı zaman periyod ları içinde yanmasından ötürü, silin dirde vuruntuların meydana gelme sini, yüksek sıkıştırma oranlı otomobillerde bu vuruntuları önle mek için, yüksek oktanlı (en az 95 oktan sayılı) benzinlerin kul lanılmasına gidilmektedir. Bu şekilde yüksek oktanlı benzinin si lindirde birden ateş alması sonu cunda vuruntularda olmamaktadır. Y üksek oktan sayılı benzin elde et mek, dolayısıyla benzinin vuruntu suna karşı mukavemetini arttırmak için, benzinin kompozisyonu rafine rilerin Reformik ve Kraking ünite lerinde değiştirilmekte ve hidrokar bon moleküllerinin daha Aromatik veya Izoparafinik şekle dönüştürül mesine çalışılmakta, veya normal benzinin oksidasyonunu çok yavaşlatıcı madde olarak benzine (Kurşun tetra etil) maddesi karış
tırılmaktadır. Benzinin kompozisyo nunda Oktan sayısı bakımından değişiklik yapılması, ilâve bazı masrafları gerektirmekte idi.
Ayrıca, kurşun tetra etil maddesinin benzine karşıtırılması, bu "benzinin yanması sırasında çevre havasının kurşun oksitle kirlenmesi, motor bujileri tırnak larmın tıkanarak kısa devre ol masını, yakıtın iyi yanmayarak kaybın artmasını, özel olarak yapılmamış eksoz sübaplarının yanması gibi olaylara neden olmak tadır. Çevre sağlığı bakımından zararlı ve fiatı pahalı olan yüksek oktan sayılı benzin üretimi veya dizel yakıtlarında yüksek setan sayılı yakıtın kendine tutuşma kabiliyetini (ateşlemede gecikme süresinin yüksek olmasını) sağla mak için yeni cihazı yapmış bulu nuyorum. Bu suretle yakıt tüketiminde % 25 kadar tasarruf sağlandığı ileri ülkelerde yapılan deneylerle ortaya konmuş, bu tip cihazın Ortadoğu Teknik Üniver sitesinde denenmesini istedim. Y aptığım cihazın fonksiyonlarını kontrol bakımından deney yapa mayacaklarını, bu deneylerin üni versite dışında başka kuruluşlarda yaptırılmasını belirten üniversite il gilileri, kendilerinin sadece bu husustaki literatür, doküman incel emelerine göre rapor verebilecekle
27.2,1971 17. Genel Kurul toplantısında Anıtkabir'i ziyaret. Soldan Sağa: Erdoğan Erbaş, Nezih Candaş, Tahsin Armay, önde Seyfi Kipmen.
rini bildirdiler.
Yaptığım bu son cihazın gerek beton üretiminde, gerekse otomobil ve dizel motorlarındaki etkinliğini saptamam üzere çeşitli kuruluş larda denemeler yapılması üzerinde çalışmalarım sürdürülmektedir.
D EMO'nun İlk kurucu üye lerindensiniz,
E.M.O.'nun kuruluşuna alt anılarınız?
• Bilindiği gibi, Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu 27 Ocak 1954 tarihinde, meslek odaları kurulmadan önce çıkarılmış, kanunun yürütülmesi de Bayındırlık Bakanlığına verilmişti. O zamanki Bayındırlık Bakanı da Tevfik İleri idi. Odalar Birliği Kanunu'ndan sonra, o tarihte sayısı 10 olan meslek odasının ayrı ayrı yönetmeliklerinin yapılması gerekiyordu.
Elektrik Mühendisleri Odası'nın ilk yönetim kurulunda üye olmam nedeniyle. Odamızın yönetmeliğini hazırlama çalışmalarına ben de katıldım. Ayrıntılarını şimdi hatırla yamadığım yönetmelik maddeleri arasında yeralan meslek odalarının tüzel kişiliğinin olması maddesi de vardı. İstanbul'da teknik üniversite de ilk önce odamızın yönetmeliği tartışmaya kondu. Oturumu, Bayın dırlık Bakanı Tevfik İleri yöneti yordu.
Tartışma sırasında, tüzel kişiliğe sıra gelince, başkan, meslek oda larının tüzel kişiliğinin olamaya cağını belirtti. Zira, meslek oda larının bağlı bulunduğu odalar birliğinin tüzel kişiliği vardı. "Meslek odaları için bu hükme gerek yoktur." denildi.
Odamız yönetmeliğindeki tüzel kişilik maddesinin savunmasını yapmak bana düştü. Bu hususta uzun tartışmalar açıldı. Sonuçta, meslek odalarının tüzel kişiliği olmaması halinde üyelerden kanun! aidatın toplanamayacağını ileri sürdüm. Bu düşünce üzerine elek trik mühendislerinin yönetmeliği diğer oda yönetmelikleri için de örnek alındı.
Odamızın kurulduğu 1954 yılından itibaren odamızın çeşitli komisyon
larında görev aldım ve 15 yıl kadar Oda'nın denetçiliğini yaptım. Bu gün, Oda merkezinin bulunduğu bi nanın satın alınmasında da etkili çalışmalarım olmuştur.
"Türkiye'nin elektrik enerjisi talebi hep yanlış hesaplanmıştır. Zira, üretebildiğimiz enerji miktarını, enerji talebine eşit kabul etmişizdir. Bu anlayış, ülkemizde her yıl gittikçe artan enerji açıklanılın büyümesine neden olmuştur."
D Türkiye'nin Enerji Sorun ları hakkındaki görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?
• Son 10 yılda Ülkemizde X. Dünya Enerji Kongresi, III. Genel Enerji Kongresi ve IV. Enerji Kongresi olmak üzere muhtelif kongreler toplandı. Bu kongrelerin amacı 2000 2050 yıllarına kadar Türki ye'deki enerji taleplerini saptamak, bu taleplere göre enerji üretim kaynaklarını ve yurtiçi üretim imkânlarını araştırmak, ithal edile cek primer enerji kaynaklarının ne ler olabileceğini saptamaktı.
20 23 Kasım 1978 tarihleri ara sında Ankara'da toplanan Türkiye III. Genel Enerji Kongresi'nde, Türkiye'nin yarısına yakın bölümü nün karanlıkta olduğu belirtilmişti. Uygulanan yanlış enerji politikaları sonucunda, doğal kaynakların var olmasına karşın, Türkiye'de dışa bağımlı olmayan bir enerji temeli oluşturulamamıştı.
özellikle, büyük ölçüde dışa bağımlı Fuel Oil kullanımı teşvik edilmişti. (1967 yılı Devlet Planlama İcra Planı 103 sayılı tedbirinde bu husus değinilmektedir) Ayrıca, dıştan sağlanan kaynaklar savurganca kullanılmıştır. Gelişme yolundaki ülkemizde, enerji dar boğazını aşmanın ve ileride daha da darlaşacak bu boğazları önlemenin tek yolu, uzun vadeli Ulusal enerji
planlaması izlemekle, ancak kalıcı ve sağlıklı bir çözüme ulaşılabilece ği üzerinde durulmuştur.
Türkiye'nin temel sorunu, enerji kaynaklarını çoğaltarak yaşam düzeyini yükseltmek, endüstriyi geliştirmek için kişi başına düşen kullanılabilir enerji miktarını bugün kü yaklaşık 700 kilovat seviye sinden, Avrupa'nın ortalama 2500 kilovat saat seviyesine çıkarabil mekti.
Diğer tarafdan, elektrik enerjisinin üretiminde güvenirlilik bulunmadığı, önceden haber verilmeden ne kadar süreceği belli olmayan elektrik kesilmeleri yanında, 220 voltluk dağıtımın semtlere göre 170 volta kadar düşmesi ve televizyon alıcılarını çalıştırmak üzere binlerce regülatörün kullanılması, şebeke frekansının 50 Hz'den 48'e kadar düşürülmesi, şebekedeki yük faktörünün % 50'lerin altında bulunması gibi nedenler; Türkiye'de elektriğin güvenilir olmadığını belgeliyordu. Arada geçen 10 yıl içinde bu güvensizlik faktörlerinden hangilerinin giderildiğini bugün için bilmiyorum.
1969 yılında Türkiye'de tüketilen toplam enerjinin % 20'si dışa bağımlı iken, 1979'da enerji talebinin artması sonucu dışa bağımlılık % 45'e yükselmiş, 1985'de ise dışa bağımlılık % 56'ya çıkmış ve 1992'de doğal gazın yaygın olarak kullanılmasıyla da bu bağımlılığın % 6O'ı çok aşacağı bugünden ortaya çıkmaktadır.
Bugüne kadar izlenen tutarsız genel enerji politikalarında, petrol ürünleri tüketiminde görülen artış lar, kömür rezervlerimizin işletilme sinde kamu ve özel sektör arasın daki çarpık olgular ve orman ürünlerinin değerlendirilmesindeki aksaklıkların rolü büyüktür. Diğer taraftan, enterkonnekte sisteme verilen toplam gücün, sistemin uzunluğuna göre dağıtım sırasında büyük kayıplara neden olması, tüketiciye ulaşan elektrikte beklenen servis kalitesini sağlama ya imkân vermemektedir.
Enterkonnekte sistem yükünü azaltmak bakımından, bölgesel olanaklardan gereği gibi yarar
lanılmamaktadır. Endüstriyel üretim merkezlerinin de küçük ve orta güçlerde elektrik santrallannın ku rulması ile bu sorunun çözülebile ceği III. Genel Enerji Kongresi'nde önerilmiş ise de; aradan geçen 10 yılda, bu hususta gereği kadar gelişme olmadığı görülmektedir.
Türkiye, coğrafî durumu itibariyle, güneş enerjisi potansiyeline faz lasıyla sahip olmasına rağmen, güneş enerjisinden yeteri kadar yararlamlamamaktadır.
Türkiye'nin az gelişmiş ülkeler arasında yeralma nedeniyle, değerli enerji kaynaklarını (petrol ve maden kömürünü) öncelikle tüketmesiyle ülke koşulları ile bağdaşmayan dışa bağımlı ve pahalı üretim modellerini (nükleer enerji santradan yapılmak istenmesi gibi) uygulamaya çalışıl ması arasında sıkı bağlantı bulun maktadır. Bugün tüketilen petrolün % 85 • 90'ını ithal eden Türkiye, yılda ortalama 14 16 milyon ton ham petrol tüketmektedir.
Alternatif enerji üretim maliyetlerin deki artışlar nedeniyle, 1965 yılında toplam 215 milyar kilovat saat po tansiyel olarak hesap edilen hidro lik potansiyelimizin 74 milyarının ekonomik olacağı saptanmışken, bugün artan fiatlâr karşısında, hidrolik kaynaklarımızın toplam 118 milyar kilovat saatının ekonomik olacağı tahmin edilmektedir. 1988 yılında bu ekonomik potansiyelin yaklaşık % 12'sinden yararlanıl mıştır.
Araştırılıp geliştirilmesiyle en az 275 milyar tonluk linyit rezervimizin bulunacağı varsayımına karşın, bugün ancak görünen ye muhtemel rezerv olarak 6,5 7,5 milyar tonluk linyit rezervimizin olabileceği tahmi nine göre, linyit rezervi bakımından da gereği kadar zengin olmadığımız kanısı yaygınlaştırılmış bulunmak tadır.
Halbuki, Türkiyeyi kaplayan geniş arazinin yaklaşık % 30 % 35'i olan kesimi (yaklaşık 275.000 kilometre karelik kısmı) Neojen Kuaterna arazisinden oluşmaktadır. Çok iyimser bir tahminle bu arazinin yaklaşık % 20'sinden linyit kömürü çıkmaktadır. Neojen arazisinin metre karesinden 4 5 ton kömür alınmaktadır. Buna göre, Türki
ye'nin linyit rezervi kaba bir hesap la tahmin edilirse; en az 275 milyar ton linyit rezervimizin olabileceği ortaya çıkmaktadır. Bütün bu tahminler Türkiye'nin jeolojik yapısı na göre yapılmaktadır. Bu tahmini min gerçek payını bir örnekle ver mek mümkündür: Türkiye Garp lin yitleri işletme sahasındaki linyitlerin (Neojen) arazisi alanının % 35 40'nı kapladığı ve her metre kareden 5 ton kadar kömür alınabildiği gözönünde tutulursa, yukarıda yapılan tahminin pek hayali olmadığı görülür.
"Türkiye'nin az gelişmiş ülkeler nedeniyle, değerli j i ky i i (petrol ve maden kömürünü) öncelikle tüketmesiyle, ülke koşulları ile
^y ş bağımlı ve pahalı üretim modellerinin (nükleer enerji santralları yapılmak istenmesi gibi) uygulamayya cwiıgıi flaMfa skıkı bbağğllantı tüketilen petrolün % 85 90'ını ithal eden Türkiye, yılda ortalama 14 16 milyon ton ham petrol tüketmektedir."
Türkiye'de linyit havzaları, yurt düzeyine yaygın küçük göller halinde dağılmış olan (Perm, Kra tase, Evsen, Oligosen, Miosen ve Neojen) devirlerinde teşekkül etmiştir. Türkiye'de linyit rezervleri nin bulunduğu alanların önemli bir bölümü özel sektörün elindedir. Ve bu sektörce, gereği kadar kömür üretimi yapılmadığı bilinmektedir.
Ulusal enerji (AİE)'nin 1978 yılı araştırma raporuna göre; 2000 yılına kadar dünyadaki, ekonomik gelişmelerin düşük tutulması ve
enerji savurganlığının büyük ölçüde önlenmesi halinde bile, gelişmiş ülkeler kadar, gelişmemiş ülkelerin de petrol yerine linyite geniş ölçüde yer vermesi ve diğer doğal enerji kaynaklarının da hızla geliştirilmesi zorunluluğu üzerinde durulmuştur. Bu arada: Elektrik üretiminde, sanayide ve konutların ısıtılmasın da linyit tüketiminin teşvik edilmesi istenmekte, Türkiye'de 1995 yılın dan önce, nükleer enerjiye geçil mesinin sakıncalı olacağı ve nükleer santralların çok daha ileri tarihlerde düşünülebileceği belirtil mektedir.
Enerji ihtiyacının doğal kaynaklar dan (başta hidrolik olmak üzere, lin yit, jeotermal ve güneş enerjisin den) karşılanması istenmektedir.
Türkiye'nin 2000 yılına doğru büyük enerji sorunu ile karşı karşıya geleceği ve enerji açığının nükleer santrallarla kapatılması zorunlu luğunu savunanlara karşı olanlar:
a) Nükleer santral maliyetlerinin (hidrolik santrallara göre 5 10 kat) yüksek olduğu, nükleer santral yakıtlarının tamamen dış teknolo jiye bağımlı olması, nükleer yakıt artıklarının hâlâ sağlıklı bir çözüme kavuşturulmadığı, b) 1988lerden sonra dünyada, pe trolden daha büyük çapta uranyum açığının ortaya çıkacağı, c) öncelikle ülkemizde tüketim mal ları üreten sanayilerin gelişmesine yardımcı olacak hidrolik ve linyit santrallannın gerçekleştirilmesi ö nerilmiştir.
İnsanlık tarihi, 2 0 . yüzyılın ikinci yarısına doğru atom çağına gir miştir, önceleri askerî ve stratejik' amaçlarla kullanılan atom enerjisi giderek barışçıl amaçlara yönel miştir. 1979 yılında ABD'deki Herrisbarg yakınındaki PW R tipi bir nükleer santralın soğutma suyu sistemindeki kaza; Sovyetler Birliği'ndekrÇernobil santralında üç yıl önce meydana gelen kazanın bütün dünyayı, Karadeniz bölgemizi etkilemesi ve dünyanın diğer ülkelerinde de benzeri kazalar olması nedeniyle muhtelif hükümet lerde nükleer santral yapımına karşı gereği kadar istek duyulmamak tadır.
Nükleer sızıntı veya nükleer tehlike olasılığı var diye nükleer santrallara karşı çıkılması rasyonel bir dav ranış olmamakla beraber, klasik santrallarda da elektrik üretiminin tehlikesiz olduğu söylenemez. Fakat, genel enerji tüketiminin % 21'ni tezek ve odun gibi ticarî olmayan, tarım ve sanayide kul lanılabilir ham maddelerden üreten; enerjisinin % 50'den fazlasını ithal ürünlerinden kar şılayan ve geri kalanı da ancak doğal kaynaklardan üreten Türkiye gibi bir ülkede; nükleer yakıtı tamamen dış teknolojiye bağlı nükleer santrallara yakın bir gelecekte yer verilip verilmemesini uzun yıllar tartışmış olmamızın ne kadar akılcı (?) davrandığımızı göstermesine yeterlidir.
Ulusal enerji kaynaklarımızın, başta hidrolik; linyit olmak üzere işle tilmesinin, gelecekteki enerji ih tiyacını karşılamada daha yararlı olacağı, enerji kongrelerinde ortaya konmuş bulunmaktadır.
Enerji kongrelerinde ortaya konan yurdumuz için en uygun önerilerden birkaçına değinmeden geçeme yeceğim:
(1) Enerji üretiminde ulusal kaynak lara öncelik veren ve en uygun yer lerde akılcı enerji kullanımı sağlana cak genel enerji politikasının sap tanması, enerjinin üretim ve tüketimi için gerekli elektromekanik sanayiinin yurt içinde kurulmasının ana hedef olarak alınması, (2) Batı ülkelerindeki hidrolik kaynaklara göre 3. sırada bulunan hidrolik potansiyelimizin öncelikle kullanılması, şimdilik % 12'sinden yararlandığımız bu kaynağın, en az % 50 70'lere çıkarılması, (3) Linyit rezervlerimizin en iyi şekilde aranıp işletilmesi ve yurt ekonomisine en çok katkı sağla yacak kesimlere linyitin öncelikle tahsis edilmesi, petrol, odun ve te zek yerine linyitin kullanılması, (4) Ülkemizde milyarlarca ton rezervi bulunan bitümlü şistlerin aranması, değerlendirme çalışma larına önem verilmesi ve bu kay naktan en kısa sürede yarar lanılması, (5) Her geçen yıl ortalama enerji
tüketimini arttırmak ve dış alımlarla % 9O'ı sağlanan ve ülkenin ekonomik dar boğaza girmesinde en büyük etken olan petrolün yurt içi üretimini arttırabilmek için 5000 metreden daha derinlerde sondaj ların yapılması ve petrol rezervimi zin ortaya çıkarılması, (6) Zengin uranyum rezervi bulunan ülkemizde, aramaların uçaklarla yapılarak, bu kaynakların değerlen dirilmesi,
"Üretebileceğimiz enerjiyi harcamada (kullanmada) güçlük çekerken, memleketimizin ürettiği yetişkin beyin güçlerini rahatlıkla ve kolayca harcamada hiç tereddüt etmediğimiz de meydandadır."
(7) Yük ve yolcu taşımacılığında; toplu taşımacılığa gidilmesi, demi ryolu ve deniz yollarının toplu taşımacılıkta kullanılmasına önem verilmesi, (8) Uzak mesafelere akaryakıt taşımacılığının boru hatlarıyla yapıl ması, (9) Binaların ısıtılmasında petrol ürünleri yerine linyitin ikame edilmesi, termik verimi arttıran ısı yalıtıcı maddelerle pencere, kapı, duvar ve çatıların yalıtılması, ısıtmak için güneşten geniş ölçüde yararlanılması, (10) Ülkemizde büyük. rezervleri bulunan (Perlik, Kuarsit, Pomza taşı) gibi yalıtım özelliği yüksek inşaat malzemelerinin değerlen dirilmesi binaların yapımında kul lanılmasının önerilmesi, (11) Sanayide alınan ürün başına kullanılan enerjinin en düşük dü zeyde tutulması için, enerjinin kul lanımında tutumluluğun gözetil mesi, (12) Isınma amacıyla, ormanlardan yakacak odun kapasitesinin üstün de kaçak odun kesimlerinin, kesin likle her tedbire baş vurularak önlenmesi, odun yerine yakacak
olarak linyitin ikame edilmesi, (13) Yapay gübre yanında, hayvan sal gübrenin tarım alanında kul lanılması, hayvan gübresinin, yakıt (tezek) olarak tüketilmesinin kesin likle önüne geçilmesi, (14) Hayvansal gübreden "biyogaz" üretilmesi için kırsal bölgelerde planlamanın yaygınlaştırılması, (15) Dünyanın güneş kuşağı üzerinde bulunan ülkemizdeki güneş enerjisinden geniş ölçüde yararlanılması için, bu husustaki araç ve gereç sanayiinin hükümet çe teşvik edilmesi, (16) Yurdumuzun bir çok yöresinde bulunan yüksek potansiyelli jeoter mal enerji kaynaklarından yarar lanılarak elektrik üretimi, seracılık, merkezi ısıtma ve benzeri amaç larla kullanım olanaklarının aran ması, (17) V. beşyıllık plan döneminde ortalama elektrik tüketim artışının % 14,4 olarak alınmasının yetersiz liği gözönünde tutularak, elektrik enerjisi planlamasının düzenlenm esi önerilmiş ise de, gerçekte V. plan dönemi hedefine, ulaşılama mıştır.
Türkiye'de elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtımının bütün ih tiyaçları normal düzeyde sağla yabilmesi için; enerjideki yıllık artış hızının tüketilen enerjiden en az % 10 daha fazla üretim kapasitesi ye döner yedeklerinin elde bulundurul masıyla mümkündür.
Türkiye'nin elektrik enerjisi talebi hep yanlış hesaplanmıştır. Zira, üretebildiğimiz enerji miktarını, enerji talebine eşit kabul etmişizdir. Bu anlayış, ülkemizde her yıl gittikçe artan enerji açıklarının büyümesine neden olmuştur.
Bir ülkenin gelecekteki enerji ihtiyacı, enerji planlamalarının gerektirdiği üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin zamanında bitirilmesine bağlıdır. Gelecekteki enerji ih tiyacını tahmin etmede bir çok me todjar vardır. Çok sayıdaki faktör lerin gözönünde tutulması gerekir. Bu faktörler, her ülkenin ekonomik, sosyal yapılarına, geçmiş yıllardaki enerji tüketim istatistiklerine, sanayileşmedeki kalkınma hızına bağlıdır/Türkiye gibi gelişme yolun
da olan ülkelerde, yıllık elektrik enerjisi artış oranı % 15 ile % 30 arasında değişmektedir.
Sanayiin ileri olduğu Birleşik Amerika, Kanada, İsveç, Norveç, Inglitere, Fransa gibi ülkelerde enerji doyumluluğu nedeniyle, ener jinin yıllık artış oranı % 4 ile % 7 arasında hemen hemen değişme mektedir.
Batı uygarlığının düzeyine ulaşabil memiz bakımından, ülkemizde elek trik enerjisi tüketim hızının en az % 15 oranında alınması gerektiği var sayımına göre, elektrik enerjisi tüketim tahminlerinin saptandığı metotlar arasında.logaritmik trent tipinin de en az standart hata veren metodunun seçilmesi halinde:
Y a.b* ilişkisine göre, Türkiye'de 1955 1975 yılları arasındaki dönemde yapılan tüketimlere göre, 2000 yılındaki Türkiye elektrik enerjisi tüketim ihtiyacının (260) milyar kilovat saat olması gerektiği hesaplanmaktadır. Burada (a) miktarı, 1955 yılındaki enerji tüketimi olan 1575 GW h miktarını göstermektedir, (b) miktarı ortala ma yıllık artış hızı alınan % 13,166'nın logaritması olan b 1,11948 katsayısından oluşmak tadır. X miktarı yılları, y miktarı enerji ihtiyacını göstermektedir. Y ukarıdaki formüle göre, 1988 yılı
sonunda elektrik enerjisi tüke timimizin (Y Log 1575, log b33),
Bu teorik ihtiyaca karşılık buradan Y 65.285.8 GW h ihtiyacımız ortaya çıkar.
Sanayideki gelişme hızının, kişi başına tüketilen elektriğin bekle nenden daha az olması ve elektrik yatırımlarının da aksatılmadan yürü tülmesi sonucunda; üretim kapasi temizin 14.000 MW'a ulaşmasıyla, üretim ünitelerinin yılda ortalama 5000 saat çalışabilmeleri gözönü nde tutulursa: 14.000 x 5000 70 milyar KWh'lı enerjiyi 1988 yılı so nunda üretmemiz mümkün bulunuy ordu. Bu miktar enerjiye karşılık 50 milyar kVVh'a ancak yaklaşmış bu lunuyoruz. 1988 yılı sonundaki 20 milyar kWh'lık enerjinin gerçekte fazla olmadığını, çeşitli nedenlerle ihtiyaç olduğu halde tüketilemeyen enerjiyi gösterdiğini belirtebiliriz.
Çeşitli nedenler arasında:
1) İletim ve Dağıtım şebekeler sis teminin yetersizliği,
2) Y ük faktörünün düşük oluşu (şebekede aktif enerjinin azlığı),
3) Üretilen elektriğin kalite bozuk luğu (gerilim ve frekans düşük lüğü),
4) Son 5 yılda enerji satış fiatının % 1300 artırılması,
5) Sanayi üretim maddelerinin düşüşü nedeniyle elektrik kullanma yüzdesinin azalması, gibi daha birçok faktörlerin varlığı düşünü lebilir.
Enerji üretim kapasitesinin kul lanılmasındaki etkenler arasında, idari ve teknik sorunların da bulu nabileceği unutulmamalıdır. Bir ülke tasarlayın ki, orada tesis edilmiş kurulu güç kapasitesi mevcut barajlarındaki su seviyesi rekor derecede yüksek, ve bu suyun çok önemli kısmı (Keban ve Karakaya Barajlarında olduğu gibi) kapaklardan boşa akıtılırken, üretilebilecek enerjiyi kullanmayıp, yetersiz elektrik tüketiminde bu fazla denen enerjinin kullanılma ması nr mantıkla açıklamak mümkün değildir.
Üretebileceğimiz enerjiyi harcama da (kullanmada) güçlük çekerken, memleketimizin ürettiği yetişkin beyin güçlerini rahatlıkla ve kolayca harcamada hiç tereddüt etmediğimiz de meydandadır.
Türkiye'nin enerji sorununu kâğıt üzerinde çözümlemeye olanak olmadığından, konuyu daha fazla dağıtmadan, sözlerimi burada kesmeyi daha uygun buluyorum. Teşekkür ederim.
D Biz, çok teşekkür «de riz...
Y ÜKSEK ORTA ALÇAK GERİ Lİ MDE TRAFOMOTOR Üretim ve tamirinde, çeşitli bobinaj işlerinde. Her türlü izolasyon probleminizin halli için dünyaca ünlü VVEIDMANN kalitesiyle
izolasyon malzemeleri
PRESBANTLAR TRANSFORMERBOARDlar MİKALI (folyolu) PRESBANTLAR
• POLY ESTER FOLY OLAR • NOMEX Lİ PRESBANTLAR
Y ÜKSEK ISIY A DAY ANIKLI MİKALI BANTLAR •CAM İPEK VE CAM BANTLAR •.ELEKTRİK KREP KRAFT KÂĞITLARI
Ayrıca elektrik elektronik cihazları, üretim için her türlü test ekipmanı, ölçü aletleri, komple laboratuvarlar, üretim makineleri. Mühendislik hizmetleri ve teknik yardımla birlikte derhal stoktan teslim. En uygun fiyat ve ödeme kolaylığı.
EIMPAY
EndıMtrlyal Pazarlama va Vatının * Ş
Bağdat Cad. 468/1 Bostancı /İSTANBUL (Bostancı Polis Karakolu Karşısı) Tlf: (1 )362 02 42 43 Telex: 2 9 0 3 0 seyu tr.
Tetefax.37313 11
A f
.^T