Elektrik Mühendisliği · Sayı 410 · Eylül 2001

EMO'DAN

Ali Yiğit

Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı Görüş ve değerlendirme

Yıl
2001
Sayfa
6
Okuma süresi
8 dk
Görüntülenme
0

Konu

Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı

İlgili: Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma, Mühendislik eğitimi

Anahtar kelimeler

  • EMO Yönetim Kurulu
  • YÖK
  • ARGE harcamaları
  • Ulusal Kongre
  • bilim ve teknoloji politikası
  • özelleştirme

Özet

EMO Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yiğit, odanın düzenlediği kongre ve sempozyumları değerlendirdikten sonra üniversitelerdeki YÖK baskısı, bilimsel araştırmaların engellenmesi, düşük ARGE harcamaları ve ekonomik krizin mühendislik istihdamına etkilerini eleştirmektedir.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Değerli Meslektaşlarım,

H. Ali Yiğit EMO Yönetim Kurulu Başkanı

Yeni bir dosya konusu ile yine karşınızdayız. Dergimizin dosya konusu Otomasyon ve konuk editörümüz sevgili hocamız Prof. Dr. Turhan dİFTdİBAùI. Kendisine katkılarından dolayı teşekkür ediyorum. EMO 37. Dönem çalışmalarında Kongreler/Sempozyumlar dönemine girmiş bulunmaktayız. Geleneksel olarak 1985 yılından beri gerçekleştirdiğimiz Elektrik Elektronik Ve Bilgisayar Mühendisliği Ulusal Kongresi nin dokuzuncusunu 19-23 Eylül 2001 tarihlerinde başarıyla gerçekleştirdik. Yeni bir şube ve deprem yaşamış bir şube olmasına karşın EMO Kocaeli ùubesi bu etkinliği başarıyla gerçekleştirdi. gncelikle Kocaeli ùubesi Yönetim Kurulu na başarılı organizasyonu için teşekkür ediyorum. Kongre çerçevesinde düzenlenen fuar ve sergiyi başarıyla gerçekleştiren BİLİùİM e, bildirileri ile katılan saygıdeğer öğretim üyelerimize ve bu etkinliği tüm Kocaeli nin etkinliğine dönüştürerek sahip çıkan herkese teşekkür ediyorum. Ticari kaygıdan arındırılması ve özgür bir tartışma ortamının yaratılması açısından odamızın düzenlediği sempozyum ve kongrelerin akademik çevrelerdeki özel öneminin bilincindeyiz. 11-12 Ekim 2001 tarihlerinde EMO İzmir ùubesi de gerçekleştireceği Otomasyon Sempozyumu, 17-21 Ekim 2001 tarihlerinde EMO Ankara ùubesi nin Ankara da gerçekleştireceği 1. İletişim Teknolojileri Sempozyumu, 7-11 Kasım 2001 tarihlerinde EMO Bursa ùubesi nin Bursa da gerçekleştireceği ELECO 2001 Sempozyumu da odamızın uluslar arası tek sempozyumu olarak başarıyla tekrarlanmakta ve yine 28 Kasım 1 Aralık tarihlerinde EMO İzmir ùubesi de gerçekleştireceği Aydınlatma Sempozyumu ile odamız akademik çevreler, sektör ve üyeleriyle buluşma şansı yakalayacak. Maalesef ülkemizde böylesine ticari kaygı taşımayan bilimsel toplantı sayısı oldukça az. Odamızın böylesi etkinliklerde akademik çevreler ve sektörün diğer bileşenleriyle buluşmasını önemsiyor ve böylesi etkinliklerin sayısını artırmakta yarar görüyorum. Bilimsel Araştırma Engelleniyor Bilimsel çalışmalar yapmak, araştırmageliştirme (ARGE) faaliyetlerinde bulunmak şüphesiz ki bağımsız, özgür ve demokratik üniversite ortamında olanaklıdır. Ancak ülkemizdeki üniversitelerin bağımsız, özgür ve demokratik olduğunu söyleyemeyiz. Hala 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi ürünü olan YgK yasası ile üniversiteler yönetilmektedir. Ancak bu yasa ile üniversiteler birer kışlaya dönüştürülmüştür. Üniversitelerin önemli sorunlarından birisi de öğretim üyelerinin ücretleri ve bilimsel çalışmalara ayrılan payın komik derecede düşük olmasıdır. Bu şekilde kıskaca alınmış olan üniversitelerin yeterli eğitim veremedikleri ortadadır. Anadolu da bir çok üniversite öğretim üyesi ve laboratuar yetmezliğinden gerekli mühendislik formasyonunu verememektedir. Mühendislik eğitimi veren fakülteler arasında büyük farklar olabilmektedir. Oysa mühendislik alanında bir standartlaşmaya gitmek gerekmektedir. Bu da kamu üniversitelerinin gözardı edilmesi ve eğitimin tamamen piyasaya açılmasıyla olacak şey değildir. Katkı payı ve harçlarla başlatılan süreç yüksek öğretimin tümünün paralı olmasını getirmiştir. Böylelikle zaten ilk ve orta öğretimdeki dengesizlikler nedeniyle yeterli eğitim alamayan yoksul ve dar gelirli ailelerin çocuklarına üniversite kapıları tümden kapatılmaktadır. Devlet kendi üniversitelerine ödenek konusunda cimri davranırken vakıf üniversitelerine kamu arazilerini ve ormanlarını tahsis etmekte hiç tereddüt etmemiştir ve yine onlara kamu bütçesinden ödenek ayırmada hiç de cimri davranmamaktadır.

Kurulduğu günden itibaren YgK ün temel işlevlerinden ikisi, üniversitedeki düşünce özgürlüğünü ve bilimsel özerkliği yoketmek ve yüksek öğrenimin piyasa ilişkilerine açılmasını sağlamak olmuştur. Bu iki işlev çeşitli mekanizmalarla yerine getirilmiştir ve getirilmektedir.

YgK benzeri kuruluşlar, yani üniversitelerin merkezi üst organları pek çok ülkede vardır. Ancak Türkiye deki örneği farklı özellikler taşımaktadır. grneğin YgK ün, devlet yetkililerinin ve iktidarların

)duymak istemediği düşünceleri içeren ya da yok saydığı konuları incelemeye çalışan araştırmalar engellenmiş, ya da bu türden araştırmalar hiç yapılamamıştır. Bunun yanısıra son dönemlerde kurulan yeterli altyapıya, donanıma ve öğretim üyesine sahip olmayan üniversiteler, akademisyenlerin derecelendirilmesinde bilimsel yetkinlikten çok kadrolaşmanın gözetilmesi, Sanayi Bakanlığı, TÜBİTAK gibi kuruluşların partizanca doldurulması, üniversitelerde Türkİslam sentezcisi bir anlayışın hakim olması, Türkiye deki bilimsel araştırmaları sekteye uğratmıştır ve uğratmaktadır. Tüm kamusal hizmetlerin özelleştirilmesi zihniyeti, eğitimi de darmadağın etmiştir. gzel üniversiteler, bilimsel araştırmalardan ziyade, piyasaya yanıt verecek bir eğitim anlayışını tercih etmektedir. Kuşkusuz ülke ekonomisinin ihtiyaçlarına ve istihdam politikalarına uygun öğrenci yetiştirmek gereklidir. Ancak bu üniversiteler, tamamen belirli holdinglerin denetimi altındadır ve kendi çalışma alanlarına uygun öğrenci yetiştirmekte; öğrenciler de belirli bir zihniyetin dışına çıkamamaktadırlar. Devlet en köklü, en iyi üniversitelerinden adeta umudu keserek, onları ölmeye terketmiştir. Kendi üniversitelerine kaynak yetiştiremezken vakıf üniversitelerine arazi tahsisi ediyor, teşvikler veriyor. Devlette çalışan doçent 400 dolardan az maaş alıyor. Aynı eleman, vakıf üniversitesine geçerse, 4000 dolar maaş alıyor; devlet de vakıf üniversitesinin bütçesinin yüzde kırkını karşılıyor. Yani her 4000 doların 1600 dolarını devlet karşılıyor. Yani devlet, nitelikli elemanının özel üniversitelere geçmesi için teşvik veriyor. Nasıl ki tıp alanındaki bilimsel araştırmalar hala en büyük olanaklara sahip özel hastanelerde değil, fakülte hastanelerinde yapılıyorsa; tüm olumsuzluklara rağmen kamu malı olan ve köklü geçmişe sahip üniversiteler, hala bilimsel üstünlüğü ellerinde tutmaktadırlar. Vakıf üniversitelerinin neredeyse tamamı henüz başarılı olabilmiş değildir. Bu nedenle de devlet üniversiteleri onda bir maaşla çalışacak yüksek nitelikli öğretim üyesi bulabilmektedir. Hala çağdaş düzeyde elektrikelektronik ve bilgisayar mühendisi yetişebiliyorsa, bu durum köklü üniversitelerimiz sayesindedir. Bu eğitim kurumları olmasaydı son yirmi yıl içinde sektördeki gelişmeyi açıklamak olanaksız olurdu. Ülkemiz, bilimsel araştırmalar, ARGE faaliyetleri alanında gelişmiş ülkelere kıyasla çok geri kalmış durumdadır. Devlet, bu alana bütçeden son derece az bir pay ayırmaktadır. Bu tür araştırmaların devlet tarafından desteklenmesi zorunludur; aksi takdirde teknolojik gelişme büyük şirketlerin ve tekellerin denetimi altında kalacaktır. Tekellerin ve büyük şirketlerin ARGE faaliyetleri salt kar amacıyla yaptığı araştırmalarla sınırlıdır ve belirli alanlara yöneliktir. Kamu yararına kullanılabilecek olan kimi buluşlar dahi engellenebilmekte, insanların ucuza faydalanabileceği teknolojik gelişmeler ticari kaygılar nedeniyle kullanıma sunulmamaktadır. Ülkemizin geçmişinde Bilim ve Teknoloji Politikaları sadece DPT nin Beş Yıllık Kalkınma Planları nda ve birkaç ilgili kurumun raporlarında konu edilmiş ve bu alanda bugüne değin yeterli hiçbir somut adım atılmamıştır. Türkiye halen ARGE harcamaları açısından, dünya ülkeleri sıralamasında en sonlarda yer almaktadır. Ülkemiz kalkınma stratejilerini ulusal bilim ve teknoloji politikası temellerine oturtmak yerine bu alanı sürekli gözardı ederek adeta bir geride kalma anlayışını benimsemiştir. Bu süreçlerde ülkemizde toplum, insan, doğa ve emek eksenli, bütünlükçü ve gerçekçi bir çerçevede oluşturulması gereken bilim ve teknoloji politikalarından uzak durularak, kalkınma ve sanayileşme alanında büyük bir bağımlılık sürecine girilmiştir. Ülkemiz uzun dönemde, ileri teknolojilerin uygulanması ve üretilmesi temelinde, her sektörün kendine özgü yapısını ve uluslararası teknolojik gelişmeleri dikkate alarak oluşturması gereken teknoloji politikalarını yaşama geçirememiştir. Bu politikalar Türkiye yi bu alanda çok geri kalan ve ithal ettiği teknolojileri bile uygulamakta güçlük çeken, bir ülke konumuna itmiştir. Sektörel teknoloji politikalarının gözardı edilmesi, gelişmeleri izleyebilen, uygulayabilen ve yenilikler yaratabilen, yüksek beceri düzeyine sahip üretici insan kaynakları planlamasının da gözardı edilmesini getirmiştir. Türkiye bu süreçte, uluslararası sermayenin teknolojik bağımlılık hegemonyasına girmiştir.

)Ülkemizde henüz bütünlüktü bir bilim ve teknoloji öngörüsü yapılmamıştır. Gelişmiş olan ülkeler ülkemize plansızlığı dayatırlarken; kendileri pazar ekonomileri için, kesinlikle planlama yaparlar ve stratejik değişken olarak bilim ve teknolojiyi kullanmaktadırlar. Ülkemizde ARGE faaliyetlerinin kapladığı yere baktığımızda şunları görmekteyiz: ülkemizde GSYİH dan ARGE ye ayrılan pay 0.49 iken, Avusturya 1.6 ile Avrupa da en düşük, İsviçre 3.5 ile Avrupa da en yüksek değere sahiptir. OECD ülkeleri ortalaması ise 2.3 dür. Türkiye de ARGE için ayrılan 0.4

Q

si üniversite, 20 si özel sektör, 18 i kamu sektörü tarafından kullanılmaktadır. Amerika, Japonya ve Avrupa ülkelerinde ise üniversite ile özel sektör arasındaki bu dağılım Türkiye dekinin tam tersidir. Türkiye nin desteklenmesi için devlet tarafından ayrılan pay, ABD ve Japonya i, Hollanda i, İrlanda ve İspanya u kadardır. Türkiye ye destek veren ilk kuruluş olan Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV), 1991 yılında kurulduğu halde, benzer bir kuruluş Hindistan de, Avusturya de, İspanya de kurulmuştur. Türkiye de özel sektörde tam zamanlı ARGE personelinin sayısı 3.634 iken İsveç te 41.636, Japonya dür. Toplamda bakıldığında ise, 1000 çalışan başına tam zamanlı ARGE personeli bazında incelendiğinde, belli başlı toplam 32 ülke içersinde Türkiye 29. sırada yeralmaktadır. Türkiye nin bilim ve teknoloji politikasını belirlemek ve hayata geçirmek için pek çok yasal yetkiyle donatılmış olan Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu nun, kurulduğu 1983 yılından bu yana yılda ikişer defadan toplam otuzaltı kez toplanması gerekirken, sadece dört kez toplanmıştır. Teknolojik gelişmenin temelini bilimsel eğitim ve ARGE çalışmaları oluşturmaktadır. Eğer ARGE alanında gerekli yatırımlar yapılmazsa her alanda dışa bağımlı kalınacaktır. Maalesef hakim anlayış bunun farkında bile değildir. TBMM ye sunulan 2001 yılı bütçe taslağında eğitime, sağlığa, sosyal güvenliğe ve yatırımlara ayrılan paylar son derece komik oranlardadır. Buna karşın bütçedeki faiz giderleri 50 ler civarındadır. ARGE harcamaları ise yok denecek kadar azdır. Batık bankalar için kamudan aktarılan pay vergi gelirlerinin 26 sına denk gelmektedir. Global Kriz Ülkemizde kişi başına 1998 yılında 3.160 Amerikan Doları olan milli gelir 1999 yılında 2.878 Amerikan Dolarına gerileyerek beş yıl önceki değerine düşmüş ve ülkemiz dünyada 93. sıraya düşmüştür. 2001 yılında kamu kesimi yatırımları bir önceki yılın 20 40 altında gerçekleşmiştir. Ekonomi son altı ay içinde 12 küçülmüştür. Bu oran II. Dünya Savaşı ndaki 15 lik küçülmeden sonraki en tehlikeli orandır. Yine son altı ayda 35.000 mühendis mimar işsiz kalmıştır. Kamu kesiminde bundan on yıl önce ortalama 1.000 Amerikan doları civarında olan mühendis ücretleri bugün 300 Amerikan Doları seviyesine gerilemiştir. Ekonomideki genel küçülmenin yanısıra ülkemiz gelir dağılımının en bozuk olduğu ülkeler arasında yer almaktadır. İşsiz nüfusumuz onbeş milyonu aşmış durumdadır. Biliyorsunuz bütün sanayileşmiş ülkeler, bugün sahip oldukları ekonomik gücü korumak, büyümelerini sürdürmek ve küresel boyuta yayılan rekabette üstünlük sağlamak amacıyla enformasyon alanında büyük bir atılım içindedirler. İçinde bulunduğumuz yüzyıl bilginin kendisi kadar onu taşıyan altyapının da önemli olacağı bir dönemdir. Bu yüzden ülkemizin haberleşme altyapısı sürekli olarak yabancı tekeller tarafından satın alınmak istenmektedir. Haberleşme altyapısı yeni sömürgecilik modelinin en önemli ayaklarından birini oluşturmaktadır. Bugün global krizle karşı karşıyayız. Zaten ekonomisi ranta dayalı ve yatırımları geri plana itmiş bir ülkede kriz dönemleri, krizi aşma yeteneği ve basiretine sahip bir kolektif iradeyi gerektirmektedir. Bilgi teknolojilerinden yararlanabilme yeteneğimiz, bilgiyi kullanma yeteneğimizle doğrudan ilgili olduğu için; bu global krizin Türkiye ye yansıma süreçlerine müdahale yeteneğimiz de ülke potansiyelini etkin ve verimli kullanabilmemize bağlıdır. Yani kendi mühendisimize ve kendi insanımıza güvenmek ve yaslanmak zorundayız.

)11 Eylül 2001 tarihi globalleşmenin, yeni liberal politikaların yani yeni dünya düzeninin bir kırılma noktasıdır. ùüphesiz ki terör ve yapılan katliam kabul edilemez ancak; uçakların tam da yeni dünya düzeninin beynine, Dünya Ticaret grgütü Merkezine saldırması bu kırılmanın başlangıcıdır ve artık dünya çok büyük değişikliklerin başlangıcındadır. ABD bu olayı gerekçe göstererek, bir Haçlı Seferi mantığıyla tüm muhaliflerini sindirmek ve henüz tam hegemonya kuramadığı Ortaasya ya, Ortadoğu

\D YH gQDV\D ya yerleşme hesabı yapmakta ve tüm dünyayı yangın yerine çevirmek istemektedir. Global kriz nihayet düşmanını buldu ve ABD teknolojik altyapısını askeri gücüyle kalıcılaştırma hesabı yapıyor. Bunu yaparken de herkesin kendi safında yer alması almayanların da terörist ya da terör destekçisi olduğunu baştan ilan ediyor. Tüm medya savaş çığırtkanlığı yapıyor ve ülkemizi sonu belirsiz bir maceraya sürüklemek istiyor. Böylesi ortamda EMO nun ve TMMOB nin barışı ve savaş karşıtlığını savunması gerekiyor. Savaşa Hayır Yaşasın Barış diyor ve savaşsız bir dünya diliyorum. Bir sonraki sayıda görüşmek üzere; sevgi ve dostlukla,