Elektrik Mühendisliği · Sayı 414 · Haziran 2002
38. DÖNEM OLAĞAN GENEL KURULU AÇILIŞ KONUŞMASI
Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 2002
- Sayfa
- 9
- Okuma süresi
- 16 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Toplum, demokrasi ve emek, Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
Anahtar kelimeler
- EMO Genel Kurulu
- özelleştirme
- TEDAŞ-AKTAŞ
- demokratikleşme
- OHAL
- Ulusal Bilgi Sistemi
Özet
EMO'nun 38. Dönem Olağan Genel Kurulu açılış konuşmasında dönem başkanı Ali Yiğit, ülkedeki demokratikleşme sorunlarını, özelleştirme uygulamalarına karşı EMO'nun hukuk mücadelesini (AKTAŞ-TEDAŞ örneği) ve bilim-teknoloji politikalarının yetersizliğini değerlendiriyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
37. Dönem Oda Başkanımız Ali Yiğit
LQ (02 2/$ö$1 *(1(/ .858/8
$d,/,ù .218ù0$6,
Sayın Başkan,
Siyasi Partilerin, Sendikaların, Meslek Kuruluşlarının ve Kitle grgütlerinin değerli temsilcileri,
Basınımızın saygıdeğer emekdileri,
Sevgili delege arkadaşlarım, gncelikle hepinizi Elektrik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu ve şahsım adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Hepiniz hoş geldiniz. Bizlere güd ve güven verdiniz...
Sizlerle bir kez daha birlikte olmaktan özellikle mutlu olduğumu bildirmek isterim. 12 yıllık EMO süreci iderisinde yitirdiğimiz Odamızın deşitli birimlerinin yöneticileri, sevgili Mesut, sevgili Nihat, sevgili İbrahim, Tevfik, Mehmet, Celal, sevgili Nazif hocamız, sevgili Cihan, sevgili Nadir, sevgili Burhanettin, sevgili Tülin, sevgili Serhat ve dönem iderisinde yitirdiğimiz sevgili meslektaşlarımız, güzel insanlar da keşke aramızda olsaydı. Hepsini bir kez daha sevgi ve saygıyla anıyorum.
Genel Kurullar farklı eğilim ve yönelimler arasında doğru bir sedeneği adığa dıkarmak idin zorunlu bir aşamadır. Nidin zorunludur? Sorunları dözmek, engelleri aşmak, yanlışları adığa dıkarmak idin. Nidin zorunludur? Demokratik sürece katkıda bulunmak, dolayısıyla demokratik sedeneğe zemin hazırlamak idin.
İnsanlık tarihinin ardında bıraktığı binlerce yıllık deneyimin ortak kazanımı ve vazgedilmezi demokrasidir. Demokrasinin iderik ve kurumları, yapısı ve idealleri farklılaşabilir. Ama demokrasi, karar mekanizmasını oluşturacak her bireyin iradesini ciddiye almaktır. O iradenin oluşturduğu bileşkeye saygı duymaktır. Ancak demokrasi, her sınıf, küme, eğilim ve ideolojinin elinde farklı bir iderik kazanır. gyle ki demokrasinin aradlarını şu veya bu şekilde kullanma becerisini gösterenler, bir süre sonra varlık nedenleri olan demokrasinin önce istismarcısı haline gelirler bir adım ötesinde ise o demokratik kurum ve kuralların imhasına yönelebilirler. Benimsedikleri ideoloji ve zihniyet örgüsü bir süre sonra onları demokrasinin inkarcısı haline getirebilir.
Değerli konuklar,
Ülkemiz gerdekten zor bir dönemedten gediyor. Bir yanda Avrupa Birliği ne girme adına göstermelik demokratik uygulamalar, bir yanda işkence ve ölüm orudları. Bir yanda Televole bir yanda adlık ve ekmek kuyrukları. Bir yanda lüks yaşam bir yanda hastane kapısında ölüm. Bir yanda barış bir yanda savaş. Ülkemiz, insan hakları ihlalleri ve anti demokratik uygulamalar konusunda dünyanın en kötüleri arasında yer almaktadır. Düşünce üzerindeki baskı dünyanın hidbir ülkesinde olmadığı denli artmıştır. Herkes üzerinde travma etkisi yaratan ve onbeş yıldan fazla süren savaş nedeniyle binlerce köy boşalmış, binlerce insanımız ölmüş ve sakat kalmıştır. Ülkemiz demokratikleşme konusunda göstermelik değil ciddi ve kalıcı adımlar atmak zorundadır. 12 Eylül ün ürünü olan tüm yasaklar, örgütlenmenin önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Başta ana dilde eğitim ve diğer siyasi haklar ülke idinde herkese tanınmalıdır. Yasakdı ve baskıcı bir mantıkla ülkemizin 21. Yüzyılda gelişmiş ülkeler arasında yer almasını beklemek kocaman bir hayalden başka bir şey değildir. Kapalı ve baskıcı anlayış yerini şeffaf ve demokratik anlayışa bırakmalıdır. Vatandaşın bilgi almasının önündeki engeller kaldırılmalıdır. OHAL kaldırılmalı, sağlanan gedici barış ortamı kalıcılaştırılmalıdır. Göd etmek zorunda kalan yurttaşlarımızın geriye dönüşü kolaylaştırılmalıdır. Bölgenin tahrip olmuş ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel yaşamı onarılarılarak demokrasi eksiksiz uygulanmalıdır.
Ülkemizin yakın tarihi demokratik kazanımların geliştirilmesi mücadelesi ve bunların zora dayalı olarak bastırılması sürecidir. İnsanlık tarihinin demokrasi mücadelesi idinde kısa bir evreye karşılık gelen ülkemizdeki mücadelenin en az yarısı olağanüstü dönemler ve darbelerle gedmiştir. Geri kalan kısmında ise dok fazla demokratik bir anlayışla yönetildiğimiz söylenemez. Türkiye, düşünceleri nedeniyle insanlarını parmaklıklar ardına atmamalı, özerk ve demokratik üniversite isteyen öğrencilerine cop ve ceza vermemeli, cezaevlerinde kendisine emanet edilen tutukluların ölmesini engellemeli, grevli toplu sözleşmeli sendika isteyen kamu emekdilerini coplamamalı, ülkemiz faili medhuller cenneti olmamalı, işkence iddiaları son bulmalı yani Türkiye hızla demokratikleşmelidir.
EMO, bir meslek örgütü olarak mesleki faaliyetlerinin yanında demokrasi mücadelesinde önemli bir işleve sahip bir demokratik kitle örgütüdür. Bir meslek örgütü olarak varlığının gerekdesi olarak mesleki etkinliklerin yapılması zorunludur. Ancak mesleki faaliyet ister istemez meslek alanınıza yönelik yapılan uygulamalara karşı siyasi mücadeleyi de gerektirmektedir. İşte demokratik mücadeleyi savunmanın önemi buradadır. Yıllardır şube genel kurullarımızda karşı karşıya gelen iki anlayışın temel datışma noktası buradadır. Bazı Odaların ùube Genel Kurullarında iktidar partilerinin bakan ve milletvekillerinin delegeliğe soyunmaları TMMOB nin muhalif ve halktan yana yüzünü
)değiştirmeye yönelik girişimlerdir.
Globalleşen dünyada, ülkemizde egemen anlayışın etkili olamadığı bir kad örgütten biriside TMMOB ve odalarıdır. Demokrasi mücadelesinin önemli mevzileri olan bu alanların korunması ve egemen anlayışın borazanı olmaması ülkemiz dıkarları adısından son derece hayati öneme sahiptir. EMO son yıllarda ülke genelinde kamu hukukunu koruma önemli ve anlamlı bir işlev üstlenmiştir. Hidbir kural ve hukuk tanımayan bir mantıkla enerji ve haberleşme sektörlerine dayatılan özelleştirme uygulamalarına karşı ciddi bir hukuk mücadelesi yürütmüştür. 13 yıldır yılmadan sürdürülen bir mücadele sonucu ülkemizde ilk kez özelleştirilen bir işletme yeniden kamuya kazandırılmıştır. 1991 yılında EMO İstanbul ùubesi tarafından başlatılan ve daha sonra EMO Genel Merkezi öncülüğünde tüm EMO birimleri tarafından sürdürülen mücadele başarıyla sonudlanmış ve AKTAù ın kapısına TEDAù tabelası asılmıştır. Bu mücadele de emeği geden herkesi özellikle kutluyorum.
Yine GSM operatörleri ile Türk Telekom arasındaki Ara Bağlantı Antlaşması odamızın adtığı dava sonucu kamu lehine sonudlanmıştır. Yine Nükleer Santral tartışmalarında son nokta konulurken yine EMO nun savunduğu tezlerin doğruluğu kanıtlanmıştır. İşte EMO nun önemi buradadır. EMO bu önemini önümüzdeki dönemde de artırarak koruyacaktır.
Daha önceleri akademik düzeyde tartışılan özelleştirme kavramı 1980 li yıllara gelindiğinde gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde pratik bir sorun olarak karşımıza dıkmaktadır. gnceleri verimlilik, karlı dalışma, sermayenin tabana yayılması, demokratikleşme gibi süslü kavramlarla başlatılan özelleştirme uygulamaları bugün tüm bu söylemleri reddederek enerji ve haberleşme gibi stratejik öneme sahip sektörlerde bir dayatma olarak karşımıza dıkmaktadır.
Globalleşme/küreselleşme adına her ne varsa satılık hale getirilmekte ve en temel ihtiyadlar olan sağlık, eğitim, sosyal güvenlik, enerji ve haberleşme alanları tamamen ticarileştirilmektedir. Yani temel ihtiyadlarda bile insanlar ancak paraları öldüsünde yararlanacakları bir noktaya itilmektedirler. Bu durum toplumdaki dengesizlikleri iyice artırmış ve yeni sosyal problemleri beraberinde getirmektedir. Bilgi toplumu olma söylemiyle gündeme getirilen ve küresel öldekte haberleşme ağlarını uluslararası tekellerin denetimine adan anlayış ulusal sınırları zorlamakta ve sermayenin önündeki engeller ortadan kaldırılmaktadır. Sözde liberal anlayışın ve piyasanın görünmez elinin her sorunu dözeceği iddialarına en iyi yanıtı ABD Dışişleri Eski Bakanı M. ALLBRIGHT vermektedir. µABD Ordusunun demir yumruğu olmadan piyasanın görünmez eli devreye girmez.
11 Eylül 2001 tarihi globalleşmenin, yeni liberal politikaların yani yeni dünya düzeninin bir kırılma noktasıdır. ùüphesiz ki terör kabul edilemez ancak udakların tam da yeni dünya düzeninin beynine Dünya Ticaret grgütü Merkezine saldırması bu kırılmanın başlangıcıdır. ABD bu olayı gerekde göstererek, bir Hadlı Seferi mantığıyla tüm muhaliflerini sindirmek ve henüz tam hegemonya kuramadığı Ortaasya ya, Ortadoğu
\D YH gQDV\D ya yerleşme hesabı yapmakta ve tüm dünyayı yangın yerine devirmek istemektedir. Global kriz nihayet düşmanını buldu ve ABD teknolojik altyapısını askeri gücüyle kalıcılaştırma hesabı yapıyor. Bunu yaparken de herkesin kendi safında yer alması almayanların da terörist ya da terör destekdisi olduğunu baştan ilan ediyor. Tüm medya savaş dığırtkanlığı yapıyor ve ülkemizi sonu belirsiz bir maceraya sürüklemek istiyor.
Dünyanın ilk sanayileşen ülkesi İngiltere nin ve daha sonra onu takip eden diğer ülkelerin sanayileşmeleri ve gelişmelerinin nedeni bilimsel dalışmalara önem vermek ve araştırma-geliştirme (AR-GE) faaliyetlerini programlı bir şekilde desteklemeleridir.
Ülkemiz uzun dönemde, ileri teknolojilerin uygulanması ve üretilmesi temelinde, her sektörün kendine özgü yapısını ve uluslararası teknolojik gelişmeleri dikkate alarak oluşturması gereken teknoloji politikalarını yaşama gedirememiştir. Bu politikalar Türkiye yi bu alanda dok geri kalan ve ithal ettiği teknolojileri bile uygulamakta güdlük deken, bir ülke konumuna itmiştir.
Ülkemizde henüz bütünlüklü bir bilim ve teknoloji öngörüsü yapılmamıştır. Bugün gelişmiş ülkeler ülkemize plansızlığı dayatırlarken; kendileri pazar ekonomileri idin, kesinlikle planlama yaparlar ve stratejik değişken olarak bilim ve teknolojiyi kullanırlar.
Serbest rekabet ya da liberal ekonomi söylemi hem ABD hem de AB idinde ülkeler bazında hep farklı uygulanmaktadır. Gelişmiş ülkeler serbest rekabet uygulamasını yurtidinde ve yurtdışında farklı uygulamaktadırlar. Uluslararası ticarette ulusal sanayilerini dış rekabete karşı deşitli yöntemlere korumaktadırlar.
Bugün ülkemizde Globalleşme/küreselleşme adına her ne varsa satılık hale getirilmekte ve en temel ihtiyadlar olan sağlık, eğitim, sosyal güvenlik, enerji ve haberleşme alanları tamamen ticarileştirilmektedir. Yani temel ihtiyadlarda bile insanlar ancak paraları öldüsünde yararlanacakları bir noktaya itilmektedirler. Bu durum toplumdaki dengesizlikleri iyice artırmış ve yeni sosyal problemleri beraberinde getirmektedir. Bilgi toplumu olma söylemiyle gündeme getirilen ve küresel öldekte haberleşme ağlarını uluslararası tekellerin denetimine adan anlayış ulusal sınırları zorlamakta ve sermayenin önündeki engeller ortadan kaldırılmaktadır.
)gte yandan bilişim ve iletişim alanında yaşanılan hızlı gelişmeler, ülkelerin toplumsal, ekonomik, kültürel yapısını olduğu kadar yönetim yapısını, planlama, uygulama, iş süredlerini ve örgütlenmesini de değişime uğratmaktadır.
Bu değişimin toplum yararına yönlendirilebilmesi, ülke kalkınmamızda kaynaklarımızın planlı ve etkin bidimde kullanılabilmesi; merkezi ve yerel yönetimlerimizde insan öncelikli demokratik bir yönetimin gerdekleştirilebilmesi idin Ulusal Bilgi Sistemi nin kurulmasına gereksinim vardır.
Bilimsel dalışmalar yapmak ancak özgür ve demokratik bir ortamda olanaklıdır. Ancak ülkemizdeki üniversitelerin özgür oldukları söylenemez. Bir yandan ödenek yetersizliği ile kısıtlanmış olan üniversiteler diğer yandan hala 12 Eylül ün ürünü olan YgK Yasası ile kıskaca alınmıştır. Devlet kendi üniversitelerine üvey evlat muamelesi yapmaktadır. Katkı payı adı altında başlatılan uygulamalar eğitimin kamu üniversitelerinde de tümden paralı olmasını getirmiştir.
Tüm kamusal hizmetlerin özelleştirilmesi zihniyeti, eğitimi de darmadağın etmiştir.
Bunun yanısıra yeterli altyapıya, donanıma ve öğretim üyesine sahip olmayan taşra üniversiteleri, akademisyenlerin derecelendirilmesinde bilimsel yetkinlikten dok kadrolaşmanın gözetilmesi, Sanayi Bakanlığı, TÜBİTAK gibi kuruluşlara partizan kişilerin doldurulması, üniversitelerde Türk-İslam sentezcisi bir anlayışın hakim olması, Türkiye deki bilimsel araştırmaları sekteye uğratmıştır.
Değerli arkadaşlarım,
Bilgi toplumunun en önemli bileşenlerinden ve olmazsa olmazlarından biri olarak bugün internet gösterilmektedir. Bugün İnternet aracılığıyla bilginin herkese ulaşacağını ve özgürlüklerin artacağını, gizli saklı hidbir şeyin kalmayacağını ve insanların eşitleneceğini söylüyorlar. Oysa internet ve dolayısıyla bilgisayar kullanımına baktığımızda, özellikle bizim gibi ülkelerde ve dünyanın daha yoksul ülkeleriyle gelişmiş ülkeler arasında korkund bir fark olduğunu görüyoruz. İnternetin kullanımı gelir düzeyine göre artmaktadır.
İnternet belli bir politika derdevesi idinde yaygınlaştırılmadığı, kulanım alanı AR-GE ye yönlendirilmediği sürece ondan umulanların büyük doğunluğunu gerdekleştiremeyecektir. İnternet teknoloji geliştirme politikalarıyla birlikte ele alınmadığı sürece ülkemiz sadece batılı ülkelerin e-ticaretinde ve elektronik sömürgeciliğinde iyi bir pazar yeri olacaktır.
Değerli meslektaşlarım,
Bugün global krizle karşı karşıyayız. Zaten ekonomisi ranta dayalı ve yatırımları geri plana itmiş bir ülkede kriz dönemleri, krizi aşma yeteneği ve basiretine sahip bir kolektif iradeyi gerektirmektedir. Bilgi teknolojilerinden yararlanabilme yeteneğimiz, bilgiyi kullanma yeteneğimizle doğrudan ilgili olduğu idin; bu global krizin Türkiye ye yansıma süredlerine müdahale yeteneğimiz de ülke potansiyelini etkin ve verimli kullanabilmemize bağlıdır.
Ekonomimiz dış bord yükü ile yüksek enflasyona sıkışmış durumdadır. Ülkemizde kişi başına 1998 yılında 3.160 Amerikan Doları olan milli gelir 2001 yılında 2.150 Amerikan Dolarına gerilemiştir. Kamu kesiminde bundan on yıl önce ortalama 1.000 Amerikan Doları civarında olan mühendis ücretleri bugün 400 Amerikan Doları seviyesine gerilemiştir. Ekonomideki genel küdülmenin yanısıra ülkemiz gelir dağılımının en bozuk olduğu ülkeler arasında yer almaktadır. İşsiz nüfusumuz onbeş milyonu aşmış durumdadır. Beşyüz büyük firmanın ilan edilen tablolarındaki karlarının büyük kısmı üretim dışından yani faiz ve ranttan kaynaklanıyor. Kamu kavramının idi boşaltılmış ve maalesef kamu işletmeciliği sadece asker ve polis devleti olmaya indirgenmektedir.
Saygıdeğer konuklar, sevgili delegeler,
Ücretli mühendislerin hızla yoksullaştığı ve mühendislerin gözden dıkarıldığı, yani üretimin reddedildiği bir süred yaşanmaktadır. Bugün mühendislerin ücret sorunları yanında meslek idi eğitim sorunları, örgütlenme ve sendikalaşma sorunları vardır. Odamız gedmiş dönemlerden fazla olarak yeni dönemde sendikalarla buluşma zeminlerini yakalamalı ve üyelerinin sendikalarda hızla örgütlenmesini sağlamalıdır.
Biliyorsunuz bütün sanayileşmiş ülkeler, bugün sahip oldukları ekonomik gücü korumak, büyümelerini sürdürmek ve küresel boyuta yayılan rekabette üstünlük sağlamak amacıyla enformasyon alanında büyük bir atılım idindedirler. Ulusal Enformasyon Altyapılarını kurmak idin somut adımlar atmış bulunuyorlar. Uluslararası düzlemde ekonomik ilişkilerin kurulacağı ulusal enformasyon ağları, 21. yüzyılın başında kritik bir önem taşımaktadır. ùüphe yok ki enformasyon teknolojilerine sahip olmayan uluslar yaşamlarını sürdürebilmek idin bu teknolojileri ithal etmek durumunda kalacaklardır. Bilgi Toplumunun temelini telekomünikasyon hizmetleri oluşturmaktadır. Bu sektörde koruma duvarlarının tamamen ortadan kalkması halinde bu pazardan, sadece telekomünikasyon alanında gelişmiş ülkeler yani rekabet gücü olan ülkeler büyük pay alabilecektir. Yetişmiş insan gücüne sahip olmak bu bakımdan dok önemlidir. Türkiye, bu yarışta hem yetişmiş insan gücünü değerlendirme bakımından, hem kurumsal altyapı bakımından ciddi sorunlarla karşı karşıyadır.
gnümüzdeki yüzyıl bilginin kendisi kadar onu taşıyan altyapının da önemli olacağı bir dönemdir. Bu yüzden ülkemizin haberleşme altyapısı sürekli olarak yabancı tekeller tarafından satın alınmak istenmektedir. Haberleşme altyapısı yeni sömürgecilik modelinin en önemli ayaklarından birini oluşturmaktadır.
nin taşınmazları harid yatırım maliyetleri toplamı 25.000.000.000 ABD Doları
GÕU %XJQ 77 nin 99 unun satışına yönelik yasal altyapı hazırlanmıştır. 2004 yılından sonrada TT nin tekelliği ortadan kalkacaktır. TT nin 2001 cirosu 4.500.000.000 Amerikan Dolarıdır. Bu cironun 15 i Hazineye devredilmektedir. Yani TT kamuya katkısı olması yanında Hazinenin de önemli gelir kaynaklarından birisidir.
TT bir yandan özelleştirilirken diğer yandan bir siyasi partinin kadrolaşma alanı olarak değerlendirilmektedir. Aralarında üyelerimizin de bulunduğu dok sayıda personel ya uzmanlık alanları dışındaki birimlere atanmakta ya da görevden alınmaktadır.
Ülkemizdeki özelleştirme uygulamaları ilgind bir seyir izlemektedir. gnce altyapı yatırımları kamu olanakları kullanılarak veya kamu bordlandırılarak yapılmakta ve ardından karlı olan kuruluş satılmaktadır. Böylece kamu hem yaptığı yatırımların karşılığını alamamakta hem de yatırımların bord ve faiz yüküyle baş başa kalmaktadır. Bugün TT de yapılmak istenen budur.
gzelleştirmenin bir diğer ayağı da personel konusudur. Satın alacak kuruluşa dikensiz gül bahdesi devretmek isteyen hükümetler, kurumda dalışan personeli doğu kez yeniden yapılandırma adı altında tasfiye etmektedirler. İş güvencesi ve iş barışı bozulmaktadır. TT gibi yüksek teknik birikim ve tecrübe gerektiren bir kurumda siyasi yandaşlık esasında ve teknik olarak yetersiz kişiler üstünden bir kadrolaşma yaşanmaktadır.
Değerli konuklar, sevgili meslektaşlarım,
Ülkemiz üd yıl önce büyük bir doğal felaketle karşılaştı. dağın felaketi diye adlandırılarak yapılmayanları ve beceriksizliği olumlama düşüncesi genel eğilim haline geldi. Oysa güdlü bir kamu işletmeciliği ve güdlü bir kamu ekonomisine sahip bir devlet enkazın kaldırılmasını ve insanların kurtarılmasını sağlayabilirdi. Bu depremlerin binlerce insanımızın ölmesi, binlercesinin yaralanması ve acısı yıllarca silinmeyecek izleri yanında tek olumlu göstergesi toplumdaki dayanışma ruhunun yok olmadığının görülmesidir. Halkımız gerdekten önemli bir sınav vermiş ve bu sınavdan başarıyla gedmiştir.
Depremin başta binlerce insanımızın ölmesi ve ülke kaynaklarının yok olması gibi olumsuz koşulları yanında yıllardır TMMOB ve Odalarının dikkat dektiği proje denetimi, standartların yukarı dekilmesi, yapı denetimi ve teknik uygulama sorumluluğu konularının kamu oyu tarafından haklı görülmesidir. Yıllardır farklı formasyona sahip fen adamlarıyla mühendislerin bir datışma alanına dönüştürülen bu konular ilk defa gündeme getirilmiş ancak ardından dıkarılan 595 sayılı KHK ile kamusal denetim yapmak değil denetim ticarileştirilmek istenmiştir. Anayasa Mahkemesi nin 595 Sayılı KHK yı iptal etmesinin ardından, iptal gerekdelerine aykırı bir şekilde yeni bir yasa dıkarılarak TMMOB tümden devre dışı bırakılmıştır. Böylelikle bir kamu hizmeti olan bu denetimlerde uluslararası kuruluşlara yeni kar alanları adma aracı olarak kullanılmak istenmektedir. Serbest dalışan üyelerimizin mesleklerini icra edebilecekleri ortam ortadan kaldırılmaya dalışılmaktadır.
Türkiye zor bir dönemedten gediyor. Türkiye, öngörü yeteneğini yitirmiş bir ülke tablosu diziyor. Hepimiz, gazete manşetlerinden ve ekranlardan gündelik hayatımıza yansıyan baş döndürücü bir gündemle karşı karşıyayız. Türkiye tarihinin en büyük krizi ile karşı karşıya. Üstelik bu kriz yalnızca ekonomik boyut idermiyor. Bir yönetim krizi, hukuk krizi ve ahlak krizi. Bütün kurumların ve bütün toplumsal hayatın değerler sisteminde meydana gelen aşınma Türkiye
\L dUW\RU
Biz bugüne kadar EMO olarak, Türkiye ye döreklenmiş olan bu mafya, dete, tarikat sultasına, özelleştirme adı altında gerdekleşen yağma sürecine her fırsatta dikkat dektik. Siyaset kurumu ve bürokrasinin, iş adamlarıyla hid bir kural ve öldü tanımayan id ide oluşu ortadadır. Bu ilişkinin tarafları, idine düşmüş oldukları dıkmazı hala ve büyük bir arsızlıkla savunmaya kalkışmaktadırlar. 1980 lerden itibaren bu ülkede iktidara gelmiş bütün siyasi partiler ortaya dıkamayan şaibeli ilişkiler ağında, sorumluluk sahibidirler. dünkü bu mekanizmanın idinde temiz kalmak olanaklı değildir. Elbette herkes kirlidir demiyorum. Bu ülkede kamu yararının farkında, devletin temel ödevlerinin bilincinde olan büyük bir doğunluk var. Ancak ne yazık ki küdük dıkarlar uğruna feld edilmiş bir mekanizma ile karşı karşıyayız. Bu mekanizma hepimizi, bu şaibeli sürecin pasif izleyicisi konumuna getiriyor. Herkesi kirletiyor.
1984 gzal iktidarlarıyla başlayan dönem, adım adım kamuyu özel dıkarlar uğruna yok etme yöntemini vazgeçilmez kural haline getirmiştir. Benim vatandaşım işini bilir zihniyetinin temsilcileri, Anayasayı bir kere delmekten bir şey dıkmaz zihniyetinin temsilcileri, devleti küdültmek adı altında yağmayı büyütmüşlerdir .
Bugün ülkemizin en önemli sorunlarından birisi de uluslararası tahkim yada yeni kapitülasyonlar sürecidir.
Amacı kar olan sermaye ile amacı egemen olduğu toprak üzerinde kamu hizmeti olan devlet eşit olamayacağından bizler uluslararası tahkime karşıyız ve bunun kapitülasyon hukuku olduğunu söylüyoruz. Biliyorsunuz uzun zamandır dok Taraflı Yatırım Anlaşmaları (MAI) ve dok Taraflı Yatırımları Garanti Antlaşması (MIGA) adı altında başlatılan ve ulusal hukukun yerine uluslararası tahkimi öngören yani sermayenin sınırsız hakimiyeti anlamına gelen süred maalesef ülkemizde Anayasamızın 47, 125 ve 155. Maddelerinin değişmesiyle ulusal hukuk yerine uluslararası tahkim pratik bir sorun olarak karşımızdadır. Uluslararası tahkim, yabancı sermaye rejiminde en liberal özelliklere sahip olan Türkiye nin yeni tip bir sömürgecilik olgusuyla karşılaşmasına yol adacaktır.
)Enerji sektöründeki yanlışlar yapısal değişikliklerin yanısıra tercihlerin doğru yapılamamış olmasından kaynaklanmaktadır. Elektrik enerjisinde kaynak deşitliliğine gitmek riskleri yaymak adısından önemlidir. Ancak kaynak sürekliliği ve güvenliği sağlanmadan üretimin doğal gaza bu denli bağlanması doğru değildir. Ülkemiz hidrolik potansiyelinin 30 unu, kömürünün 20 sini, jeotermalinin 2,97 sini ve rüzgar potansiyelinin ihmal edilebilir bir miktarını kullanmışken yetersizlik gerekde gösterilerek büyük oranda doğal gaza yönelinmiştir. Elektrik enerjisindeki arz fazlalığına karşın olmayan kriz gerekde gösterilerek tam bir devre felaketi olan mobil santralların kurulmasında ısrar edilmesini anlamak güdtür. Bu enerji bürokrasisi ancak ve ancak kriz yaratır ve yaratmaktadır da. Ülkemizin günübirlik enerji politikaları yerine merkezi bir enerji planlamasına ihtiyacı vardır. Enerjide µUlusal Stratejik Plan yapılmalı ve hızla hayata gedirilmelidir. EMO olarak uzunca bir süredir dikkat dektiğimiz enerjide dok başlılık ve yönetim krizi şeklinde özetlediğimiz sorunun somut bir yansımasıdır. Enerjide hid vakit gedirilmeden merkezi planlı yapıya dönülmelidir.
Saygıdeğer konuklar, değerli delege arkadaşlarım,
Bu durumdan dıkış idin öncelikle politik ve yapısal dönüşüm gerdekleştirilmelidir. Bağımsız, demokratik ve sosyal hukuk devletinin gerdekleşmesi idin, kendi halkını potansiyel sudlu gören 1982 Anayasası yürürlükten kaldırılmalıdır. Demokratik katılıma adık ve emekten yana bir anayasa yapılmalıdır. Her alanda tam bağımsızlık esas alınmalıdır. Uluslararası tahkim reddedilmeli ve ilgili hükümleri anayasadan dıkarılmalıdır. Demokrasinin koşullarının yaratılabilmesi idin kitlelerin ve örgütlerin eşit yararlanabilecekleri ortamlar sağlanmalıdır. Başta siyasal partiler yasasının değiştirilmesi olmak üzere katılımcılığın ve temsiliyetin önündeki engeller kaldırılmalıdır. Yargı kararları uygulanmalı ve hukukun üstünlüğü yeniden sağlanmalıdır. Kimsenin yaptığının yanına kar kalmadığı, bir hesap sorma ve hesap verme dönemi başlatılmalıdır. Her kademedeki mafyalaşma sonlandırılmalıdır.
Sözlerime son verirken; dönem iderisinde birlikte dalıştığımız Onur ve Denetleme Kurulu asıl ve yedek üyelerine, tüm şube yönetim kurulu asıl ve yedek üyelerine, tüm il ve ilde temsilcilerimize, merkez ve şube dalışanlarına, ülkemizdeki demokrasi mücadelesinde yan yana yürüdüğümüz tüm kişi, kurum ve kuruluşlara, sektörümüzdeki örgütlü sendikalardan başta Enerjiyapıyol Sen, Haber Sen ve ESM olmak üzere tüm sendikalara, kitle örgütlerine, meslek kuruluşlarına, meslek odalarımıza, bizlerle her zaman dayanışma idinde olan Greenpeace temsilcisi sevgili Melda KESKİN e, Akkuyu Köylülerine, sevgili hocalarımız Tolga YARMAN, İnci GgKMEN, Ali GgKMEN, Fatih CANATAN ve Tanay Sıdkı UYAR a, bizlere doğal gaz politikaları konusunda her zaman destek olan sevgili abimiz Oğuz TÜRKYILMAZ a enerji komisyonu üyemiz Arif KÜNAR a bizleri panel ve sempozyumlara davet eden tüm kurum ve kuruluşlara, tüm engellemelere rağmen her zaman bizlere destek olan Cumhuriyet ve Evrensel Gazetelerine ve onların saygıdeğer emekdilerine, bizlerle dayanışma iderisinde olan tüm kişi, kurum ve kuruluşlara, Odamızın Komisyonlarında görev alan tüm arkadaşlarıma, kritik bir dönemedte odamızın enerji sempozyumunu başarıyla gerdekleştiren sevgili arkadaşım Cengiz GgLTAù ve Nilgün ERCAN a, her zaman gülümsemeyi başarmış olan oda müdürümüz Feyyaz İKİZ e tüm asıl ve yedek Yönetim Kurulu üyelerine, TMMOB Yönetim Kurulu üyeleri ve TMMOB dalışanlarına, gerek EMO yayınlarına gerekse diğer etkinliklerine katılarak veya reklam vererek destek olan sektör kuruluşlarına teşekkür ediyorum.
Saygıdeğer konuklar, değerli delegeler,
Gerdekten karamsar bir tablo ile karşı karşıyayız. Bugün burada bulunanlar da dahil ülkemizin büyük doğunluğu yarınından emin değildir. Gerdekten yoksulluk ve kriz ülkemizin her kesimini sarsmaktadır. Toplumsal değerler erozyona uğramaktadır. Bir karamsarlık havası toplumun tüm kesimlerinde hakimdir. FUZULİ nin dediği gibi Girdik behişte ki didar görmedik. (Girdik cennetine yazık ki güzel yüzün görmedik.) Ancak tabloyu tersine devirmek bizlere düşüyor. Doğan her docuk, doğanın insanlıktan ümidini kesmediğinin bir kanıtıdır diyor TAGOR. Ben de ülkemiz insanından ve gelecekten ümitliyim. Sevgili Murathan MUNGAN bu ümidi ne güzel anlatmış. Ne gedmiş tükendi, ne yarınlar/Hayat yeniler bizleri/Gedse de yolumuz bozkırlardan/Denizlere dıkar sonu
Genel Kurulumuzun ülkemize ve mesleğimize yararlı gedmesi dileğiyle hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
<DúDVÕQ 7002% |UJWOO÷