Elektrik Mühendisliği · Sayı 418 · Haziran 2003
KÜRESELLEŞME VE YENİ LİBERAL POLİTİKALAR DAYATMACASINDA EPDK 'NIN YERİ VE İŞLEVİ
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 2003
- Sayfa
- 3
- Okuma süresi
- 7 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
İlgili: Mevzuat ve hukuk, Toplum, demokrasi ve emek
Anahtar kelimeler
- EPDK
- özelleştirme
- küreselleşme
- IMF
- Dünya Bankası
- Elektrik Piyasası Kanunu
Özet
Yazar, küreselleşme ve yeni liberal politikalar bağlamında EPDK'nın kuruluşunu ve elektrik sektöründeki özelleştirme sürecini eleştirel biçimde ele alarak bunun ulusal ihtiyaçlardan değil uluslararası finans kuruluşlarının dayatmalarından kaynaklandığını savunuyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Küreselleşme ve Yeni Liberal Politikalar Dayatmacasında
Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK)’nun Yeri ve İşlevi
Elk. Müh. Musa ÇEÇEN - EMO İzmir Şubesi- Yönetim Kurulu Başkanı
GİRİŞ
EPDK’nun cismi varlığının bu günkü yarattığı sorunlar üzerinden tartışılmasının eksik bir tartışma olacağı düşüncesi ile konunun dünyada ve Türkiye’de yaşanan siyasal süreç ve etkileri üzerinden tartışılmasının daha doğru olacağını düşünüyoruz.
SİYASAL GERÇEKLİKLER
Berlin duvarının yıkılışı ile zaferini ilan eden kapitalizm çok hızlı ilerleyen yeni bir finansal organizasyon aracılığıyla yeniden örgütlendi, soğuk savaşın sona ermesi ve silahlanma harcamalarındaki azalma vb. tıkanmalar sonunda kendisini yeniden üreterek globalizm yada küreselleşme adı altında, sistemin giderek güçlenen savunucuları ile gücünün zirvesine çıktı. Küresel
sermaye ve onun yeni-liberal İdeolojisi, SSCB'nin yıkılması ile elde ettiği etkinlikle, dünyanın yeniden yapılandırılması hedefini önüne koydu. Küresel sermayenin ulaştığı bu sonuç sadece kontrol altında tutulan bir dünya pazarı yaratmanın yanında aynı zamanda ticari ve endüstriyel gerçeklikle finansman çevreleri arasında karşılıklı bir etkileşimi de mümkün kıldı. Küreselleşme, esasen kapitalist sistemin temelini belirleyen sömürü ilişkisinin bir devamı olmakla beraber, sisteme eklemlenme ve karar alma mekanizmalarında oluşan değişiklikler nedeniyle sistemin işleyişinde niteliksel farklar da ortaya çıkarmaktadır. Bu süreçte merkez ve çevre ekonomiler arasındaki ilişkiler ya da çelişkiler kadar merkez içi çatışmaların da değerlendirilmesi gereklidir. Kapitalist sistemin içine
girdiği sermaye birikim krizinden çıkış yolu olarak gündeme gelen ve sermaye hareketlerinin tüm dünyada geçerli kılınmaya çalışılan uluslararası norm ve standartlara uygun olarak yönetilmesini hedefleyen bu süreç, tüm dünyayı ekonomik boyutunun yanında kaçınılmaz olarak siyasi, sosyal, hukuksal ve kültürel kapsamı olan topyekun bir biçimlendirmedir.
Bu sürecin sahipleri gelişmiş ülkeler, ulus ötesi şirketler ve onların sözcüsü durumundaki IMF ve DB gibi uluslar arası kuruluşlardır. Küreselleşmenin temelini oluşturan yeni liberal politikalar ve normları bu kuruluşlar aracılığı ile borç yükü altındaki ülkelere dayatılmaktadır. Bu nedenle herhangi bir ülkede ya da sektörde liberalizasyon adına yapılanların o ülkenin ihtiyacından ya da o sektörün gereksinimlerinden kaynaklandığı söylemi doğru değildir. Bu süreç Türkiye’de 24 Ocak kararları ve 1980 sonrasında Dünya Bankası tarafından verilen Yapısal Uyum kredileriyle başlamış ve giderek yaşamın her alanını etkileyen toptan bir operasyon haline gelmiştir. Sosyal devlet anlayışı içinde kamu hizmeti olarak görülen alanların enerji de dahil, ticari olarak işletilebilecek ve yüksek karlar elde edilebilecek alanlar haline dönüştürülmesi hedeflenmiş, bu amaçla kamuoyu önünde çeşitli gerekçeler ileri sürülerek propaganda yapılmıştır.
elektrik mühendisliği 25
Enerji alanındaki temel propaganda savı “hızla artan enerji ihtiyacını karşılayacak yeterli kamu kaynağı olmaması nedeniyle özel sermayenin sektöre kaynak getirmesi” olmuştur. Bu türden propagandaların geçersizliği zaman içinde açıkça ortaya çıkmış, tam tersine özellikle elektrik sektöründeki özelleştirme uygulamaları sonucunda artan elektrik maliyetlerini karşılamak için kamu kaynak ihtiyacı ve bireysel tüketiciye yönelik fiyatları arttırdığı görülmüştür.
"TEKNOLOJİ ve ENERJİ" VAZGEÇİLEMEZ ALANLAR
Sermaye açısından teknoloji üretim verimliliğini arttırmak için gereklidir. Yeni teknolojileri üretmenin ve geliştirmenin ağır bir maliyeti olmakla birlikte, rakip sermaye grupları arasındaki mücadelede üstünlük sağlayabilmek açısından vazgeçilmezdir. Diğer vazgeçilmez alan ise üretim girdileri ve maliyetleri açısından önemli olan enerjidir. Teknoloji ile enerji arasında bağlaşık bir ilişki olmakla birlikte bugünkü koşullarda enerji alanı teknoloji karşısındaki ağırlıklı konumunu korumaktadır.
Teknolojinin üretime aktarılmasında enerjiye mutlak ihtiyaç duyulmasına karşılık, teknoloji, varolan durumda istenen kalite, bolluk ve ucuzlukta enerji üretimini karşılayacak konuma gelememiştir. Bu nedenle konvansiyonel enerji kaynakları hala önemini korumakta, sermaye grupları arasındaki paylaşım savaşında zengin ve bol enerji kaynaklarına sahip bölgelerin denetiminin ele geçirilmesi amacıyla finans piyasaları ve teknoloji alanları kadar, coğrafi alanlara yönelik mücadele de sürmektedir. Bu nedenle gelişmekte olan ülkeler incelendiğinde teknoloji ve enerji konusunun önemi ortaya çıkmaktadır.
KAMU HİZMETİ ANLAYIŞININ TASFİYESİ
Bizim gibi ülkelerde teknoloji, gelişmiş ülkelere oranla daha geri ve üretim verimliliği daha düşüktür. Gelişmekte olan ülkelerin merkez ülkelerle olan gelişmişlik farkını kapatabilmesi için bu ekonomilerin bol ve ucuz enerjiye ihtiyacı acil hale gelmektedir. Enerji kaynakları açısından ithal enerji kaynaklarının maliyetleri dış ödemeler açısından çok önemli hale gelmekte ve ciddi kaynak sorunlarına neden olmaktadır.
Diğer yandan yeni liberal sistemin krizi aşabilmesi ve kendini yenileyebilmesi için yeni sömürü alanları yaratması gerekmektedir. Sosyal devlet anlayışı içinde kamu hizmeti olarak görülen eğitim, sağlık, enerji, haberleşme ve sosyal güvenlik
gibi alanlar, yeni liberal politikaların uygulama sürecinde ticari alanlara dönüştürülmektedir.
Ülkemizde de yeni liberal politikaların uygulanması sürecinde çeşitli ekonomik ve siyasi savlarla ortaya çıkıldığı, kendi hukukunu ve yönetsel araçlarını yarattığı, bu düzenlemelerin borç yükü altındaki ülkemize Dünya Bankası ve IMF tarafından dayatıldığı bilinmektedir. Ulusal hukuk alanının devre dışı bırakıldığının örnekleri elektrik sektöründeki özelleştirme sürecinde de görülmüş, Anayasa değişikliğine gidilerek, enerji kamu hizmeti olmaktan çıkarılmış, uluslar arası tahkim yasası devlet ile şirketler arasındaki hukuku belirleyen ana unsur haline dönüştürülmüştür.
Türkiye’ye 1980 sonrasında Dünya Bankası tarafından verilen Yapısal Uyum Kredileri, enerji sektörüne yönelik sektörel uyum kredileri, doğrudan elektrik sektörünün yeniden yapılandırılmasına yönelik Dünya Bankası kredileri, Avrupa Enerji Şartı, AB’ye Katılım Ortaklığı Belgesi, AB Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı ve IMF’ye verilen niyet mektuplarında enerji sektörüne ilişkin taahhütler dile getirilmiştir.
Bu anlaşma ve taahhütler, Elektrik Piyasası Kanunu ve Doğal Gaz Piyasası Kanunu ile gelinen aşamada sektörün ticari olarak yeniden yapılandırılmasına yönelik sürecin temel taşları olup, 20 yıllık bir süreçte enerji alanında yapılanların sektörün gereksinimlerinden ya da ulusal ihtiyaçlardan kaynaklanmadığını, kaynağını uluslararası finans kuruluşları ve gelişmiş ülkeler ittifakından alan düzenlemeler olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır.
EPDK İLE SAHNEYE KONULAN OYUNLAR
Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK)’da idari hukuk sistemimize dışarıdan dikte edilen bir kavramdır. Yasama, yürütme ve yargı erkine sahip olan EPDK’nın
26 elektrik mühendisliği
denetimi konusunda ise boşluk ve belirsizlikler bulunmaktadır.
58. TC Hükümetinin kuruluşu aşamasında 365 oyu bulunan bir tek parti hükümetinin EPDK ve BDDK ile ilgili olarak kurulların kapatılacağı yönündeki açıklamaları hatırlanacaktır. Hükümetin kuruluşu sonrasında "bu açıklamalar bilinen güçlerce derhal kapatılmıştır!."
1990 yılında yeni dünya düzeninin ülkemizdeki baş savunucularının iktidarı döneminde kamu alanı talanının yanı sıra elektrik sektöründeki Yİ ve YİD , otoprodüktör ve işletme hakkı devir uygulamaları ele alınarak özelleştirmelere gerekçe olarak getirilen kamu kaynaklarının yeterli olmaması nedeniyle, özel sektörün enerji sektörüne sermaye getirmesi iddiası boşa çıkmış, tam tersine özelleştirme uygulamaları ile (AKTAŞ ve Yİ ve YİD santralları örneklerinde de görüldüğü gibi) kamu kaynaklarının özel sektöre aktarıldığı bir kez daha kanıtlanmıştır.
Elektrik alanında verimlilik, rekabete açılma, kaliteli, ucuz enerji gibi cilalı söylemlerle kârlı bölgeler özelleştirmeye yönelik olarak parçalanarak ayıklanmaktadır. Liberal uygulamalar ile bir yandan kamu üzerinden sermaye kesimine büyük kaynaklar aktarılıp bu kesimler beslenirken, diğer yandan oluşan aşırı elektrik fiyatlarından şikayet edilerek, buradan yaratılan destekle elektriğin pahalılığından dem vurulmakta, “elektrik fiyatlarını yükselten piyasa dışı unsurlar” söylemi ile kent aydınlatma giderleri ve TRT payı masaya yatırılarak, özelleştirilecek işletmeleri alacak sermaye kesimine kâr garantili işletmeler yaratılmaktadır.
Bu operasyonla güç kaybedeceği hesaplanan TRT‘nin reklam gelirleri azalacağından özel TV reklam gelirlerini arttıracak, enerji alanında beklentileri olan medya patronları bu uygulama ile güçlenecek özel TV‘ları ile siyasal alana baskı güçlerini arttıracaklardır.
TRT ya da EPDK Başkanı'nın diliyle “piyasa dışı unsurlar” elektrik enerjisi birim fiyat yüksekliğinden sorumlu değildir. Bu unsurların kaldırılmasıyla elektrik fiyatları ucuzlamayacaktır. Nitekim TRT’nin payı %1,5 düşürüldükten sonra elektrik ucuzlamamış, tam tersine Hazine’nin IMF’ye verilen taahhütler çerçevesinde, elektrik fiyatlarına yüzde 6.3 oranında zam yapılması yönünde bir talebi olduğu açıklaması ile EPDK Başkanı'nın bu söylemi resmi dille yalanlanmıştır!.
Elektrik enerjisinde kayıp ve kaçak farklı kavramlardır. Bu iki kavram birlikte kullanılarak kavramlar bilinçli olarak karıştırılmaktadır. İzmir iline göre yaklaşık %290 daha pahalı fiyata elektrik kullanacak olan Hakkâri ilinde bu uygulama kaçak kullanımın önlenmesine olumsuz yönde etki yapacaktır. Elektrik zaten kaçak kullanılıyorsa fiyatını arttırmak işe yaramayacak, olan dürüst bölge yurttaşına olacaktır.
Güneydoğu illerinde uzun yıllar yaşanan acı gelişmelerin değerlendirildiği süreçte, bölgenin ve insanının ihmal edildiği, sosyoekonomik kalkınmasının mutlaka sağlanması gerektiği, bunun için ise insanların iş-aş sahibi yapılmasının önemi vurgulanmıştır. Açıklanan illere göre elektrik tarifesi ile bu mutabakat göz ardı edilmektedir. Ne yazık ki gelinen süreç, siyasal iktidarlarda Güneydoğuya bakışta bir değişiklik olmadığını düşündürecek niteliktedir. İzmir ve Hakkâri’de yaşayan, tükettiği elektriğin bedelini zamanında ödeyen iki yurttaş arasında ayrım yapılması ile Anayasa’nın eşitlik ilkesi İhlal edilecektir.
AB’nin enerji koridoru özelliğindeki Türkiye, ABD’nin yakın doğuya yerleşmesi ile enerji alanında bir zorlamayla karşı karşıya kalabilir. Dünyanın gözü bu bölgenin enerji kaynaklarının üzerindeyken, Türkiye’nin hala deneme-yanılma uygulamalarla zaman ve kaynak yitirmesi kabul edilemez. İvedilikle ulusal enerji politikası oluşturulmak üzere bir süreç başlatılmalıdır.
Sonuç
Kamu hizmetlerine ilişkin kurallar bütünü ile terk edilmekte, buna karşılık varolan hukuk sistemi yerine bütünlüklü ve anlamlı bir sistem ikame edilmemektedir. 2001 yılı içinde yasalaşan Elektrik ve Doğal Gaz Piyasası Yasaları ve bu yasalarla oluşturulan “Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu” enerji sektöründeki yeni yapılanmanın temelini oluşturmaktadır. Sermayenin kamu hizmeti kavramını tasfiye etmesinin bir sonucu olarak bu kurul benzeri “bağımsız idari otorite “ gibi kavramlar yönetsel sistemimize monte edilmektedir.
EPDK ve benzerleri ülke çıkarları açısından yanlış kurumlardır. Derhal kapatılmalı ve uygulamaları ortadan kaldırılmalıdır.
Elektrik fiyatlarının ucuzlatılması mümkündür. Bunun için uygulanan politikalarla hesaplaşmak ve kamu hizmeti anlayışını devletçi anlayıştan ayıran, siyasal etkilerden arınmış bir yönetim modeli yaratmak gerekmektedir.
Aksi halde;
• Enerji özelleştirmeleri sonucu istihdamda tam bir kuralsızlaştırma egemen olacak tüm dünyada yaşanan örneklerde görüldüğü gibi sektörde çalışanlar güvencesiz hale geleceklerdir, • Çalışanların ücretleri düşecek ve sendikasızlaştırma yaşanacaktır. • Çalışanlar arasında keskin bir ücret ayrımı gerçekleşecektir. • Elektrik fiyatlarının aşırı derecede artması sonucu düşük gelir düzeyindekiler elektriği kullanmakta büyük zorluk yaşayacaklardır. • Toplumsal problemler ortaya çıkacaktır. Ülkemizde elektriğin ucuzlaması dahil yaşam koşullarının iyileşmesi, yeni liberal anlayışların tümü ile
< terk edilmesi ile mümkündür.
elektrik mühendisliği 27