Elektrik Mühendisliği · Sayı 420 · Ocak 2004

EMO'DAN

Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı Görüş ve değerlendirme

Yıl
2004
Sayfa
3
Okuma süresi
7 dk
Görüntülenme
0

Konu

Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı

İlgili: Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam, Toplum, demokrasi ve emek

Anahtar kelimeler

  • EMO Yönetim Kurulu Başkanı
  • TÜBİTAK özerkliği
  • YÖK tartışmaları
  • Kamu Yönetimi Temel Kanunu
  • Türk Telekom özelleştirmesi
  • EMO 50. yılı

Özet

EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, 2003 yılında düzenlenen kongre ve sempozyumları özetleyerek TÜBİTAK'a siyasi müdahale, YÖK tartışmaları, Kamu Yönetimi Temel Kanunu ve Türk Telekom özelleştirmesi gibi konularda Oda'nın politik tavrını değerlendiriyor ve EMO'nun 50. kuruluş yılını duyuruyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Cengiz GÖLTAŞ Elektrik Mühendisleri Odası - Yönetim Kurulu Başkanı

Merhaba……

2004 Yılına barış, demokrasi ve özgürlüklerin egemen olduğu bir dünya özlemi ile giriyoruz. Bu değerlerin 21. yüzyılın yeni barbarları için hiç bir şey ifade etmediğini Irak işgali ile bir kez daha gördük. Yaşadığımız dönem, “Küreselleşme” adı altında yoksul ülkelerin başta doğal kaynakları olmak üzere tüm kamusal varlıklarının talan edildiği bir süreç olmaya devam ediyor.

Emekten demokrasiden ve barıştan yana olan insanlar ülkemizde ve dünyada son bir yılda yaşanan bu saldırganlığa karşı "Hayır…! Başka bir dünya" var diyerek seslerini yükseltmeye devam ettiler. Ama itiraf etmeliyiz ki, şairin “kısarlar sesini boğmak isterler” dizesine yansıdığı gibi, sesimizi eloğlunun ötesinde kardeşlerimize duyurmakta yine güçlük çektik.

Kongre ve Sempozyum Maratonu

Oda çalışmalarında son bir yılda yoğun bir kongre ve sempozyumlar dönemi geçirdik. Neredeyse bir kongre ve sempozyumlar maratonu içerisindeydik. En son 10-12 Aralık tarihleri arasında TMMOB adına sekreteryasını üstlendiğimiz IV.Enerji Sempozyumu ile, ülkemizin enerji politikalarını dünyadaki gelişmeler ışığında konunun bütün tarafları ile tartışma olanağını bulduk.

Sadece son bir yıl içinde gerçekleştirdiğimiz sempozyum ve kongrelerin isimlerini sizlerle

paylaşmak istiyorum.

• Değişim Sürecinde Kamu Hizmetleri ve Demiryolu Politikaları Sempozyumu (13

Mart 2003 /Ankara)

• Elektrik, Elektronik, Bilgisayar Mühendislikleri Eğitimi

1. Ulusal Sempozyumu (30 Nisan 2003 / Ankara)

• V. İletişim Günleri (29 Mayıs 2003 / İzmir)

• Elektrik Elektronik Bilgisayar Mühendisliği 10. Ulusal

Eşitlik, özgürlük ve barış dolu bir yaşamı hep birlikte

Kongre ve Fuarı (17 Eylül 2003 / İstanbul) • Otomasyon Sempozyumu (2 Ekim 2003 / Manisa) • Aydınlatma Sempozyumu (8 Ekim 2003 / Diyarbakır) • II. Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu (15 Ekim

2003 / İzmir) • 1.Ulusal Yazılım Sempozyumu (23 Ekim 2003 / İzmir)

kucaklayacak nice

• II. EMO-GENÇ Öğrenci Kurultayı (1 Kasım 2003/ Ankara) • İletişim Teknolojileri Çalıştayı (13 Kasım 2003 / Ankara)

yıllar dileğiyle...

• ELECO / 2003 Sempozyum ve Fuarı (3 Aralık 2003 / Bursa)

Elektrik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu

• TMMOB IV. Enerji Sempozyumu (10 Aralık 2003 / Ankara)

Odamızın sadece bir yıl içerisinde düzenlediği bu etkinlikleri, dergimizin EMO’dan bölümüne ilişkin sayfasını doldurma telaşı

ile sıraladığım sanılmasın. Yıllardır, bazı çevreler tarafından bizlere mesleki sorunlarımız yerine politika ile ilgilendiğimiz, çözümler

üretmek yerine hemen her şeye karşı çıktığımız eleştirisi getirilir.

Evet, elbette politika yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz. Mesleğimizin ve meslektaşlarımızın sorunlarını ülkemiz sorunlarından ayrı görmeyip, başta enerji, iletişim ve bilişim alanında yürütülen politikaları tüm uygulama ve sonuçları ile değerlendirmeyi sürdüreceğiz. Bizi politika yapmakla suçlayanlara sanırım en güzel yanıt yukarıda sıraladığımız etkinliklerin dışında bu yazının sınırlarını da aşacak olan onlarca panel, teknik kurs ve seminerleri bilimsel bir anlayış ile yürütüyor olmamız.

Elbette sadece mesleğimizin geliştirilmesi ile sınırlı kalmayan, bizleri bir yurttaş olarak doğrudan etkileyen ekonomik, sosyal ve siyasal sürecin de takipçisiyiz. Bölgemizi doğrudan içine alan savaş ve işgale karşı sessiz kalmadık, bundan böyle de kalmayacağız. Ülkemizde demokrasinin geliştirilmesi için düşünce ve örgütlenme özgürlüğü önündeki baskı ve yasaklara karşı çıkmaya devam edeceğiz. Demokratik bir Türkiye’de başta meslektaşlarımızın özlük hakları olmak üzere tüm çalışanların insanca yaşayabilecekleri bir gelir seviyelerine ulaşmaları için kamu çalışanlarının sendikal gücü olan KESK ile birlikte yaşam alanlarında olmayı sürdüreceğiz. Ulusal bağımsızlığımızı ve Cumhuriyet devrimlerini tehdit eden her türlü ırkçı ve gerici yönelimlerin karşısında bilimsel düşüncenin ve çağdaş yaşamın savunuculuğunu sürdüreceğiz. Ülkemizin tüm kamusal varlıklarının özelleştirme adı altında yolsuzluk süreçleriyle beslenen tasfiye programını reddedeceğiz.

TÜBİTAK’a bir defalık (!) siyasi müdahale

Siyasal iktidarların dümen suyunda ilkesiz bir çok örgütün varolduğu ülkemizde, böyle yaptığımız için mevcut sistemin sorunlarından beslenen siyasetçi ve bürokratların rahatlarını hep kaçırmışızdır. Bu durum elbette iktidarların hoşuna gitmiyor. Onlar hep kendilerine itiraz etmeyen, yapılanlara göz yuman, hatta yanlışlara ortak olan kimliksiz ve kişiliksiz yapılardan hoşlanırlar.

Böyle olduğu zaman TÜBİTAK Yasası uyarınca Bilim Kurulu tarafından başkanlığa seçilen Prof.Dr. Namık Kemal Pak’ın atama kararının aylarca Başbakanlıkta bekletilmesine ve TÜBİTAK’a bir defalık Başkan ve 6 Bilim Kurulu üyesi atamayı Başbakana verme yasasının Meclis'te kabul edilmesine ses çıkarmamanız gerekir.

Bilim ve teknoloji alanında araştırma ve geliştirme çalışmalarının desteklenmesi ve koordinasyonu görevlerini üstlenmek üzere 1963 yılında kurulan, idari ve mali özerkliğe sahip olan TÜBİTAK, ülkemizin en önemli ve saygın kuruluşlarındandır. Kurum ulusal bilgi birikimi ve teknolojisinin yaratılmasının önemli kilometre taşlarından birisidir. Bilim ve teknoloji alanında gelişmenin olmazsa olmaz koşullarından birisinin de idari ve mali özerklikle sağlanabilen bilimsel özgürlük olduğu bilinmektedir.

Eğer, ülkemizin bilim ve teknoloji politikalarında önemli bir işlevi olan TÜBİTAK’ın idari ve mali özerkliğini yok etmeye yönelik adımların, ülkenin geleceğini karartmak anlamına geldiğini söylüyorsanız mesleğiniz dışında (?) politika yapıyorsunuz demektir.

Son dönemde AKP Hükümeti tarafından gündeme getirilen ve eğitim sisteminin yeniden düzenlenmesi adı altında yapılan YÖK tartışmaları da son derece ilginç bir seyir izlemektedir.

Bugün kâr amaçlı bir piyasa etkinliği haline getirilmek istenen eğitim sistemimizin yaşadığı en büyük açmaz, tohumları 1980’de atılan neo-liberal devlet anlayışından kaynaklanmaktadır. Son 20 yıla damgasını vuran bu yeni liberal politikaların ışığında devlet, eğitim hizmetini sırtında bir kambur gibi görmeye başlamış ve bütçeden ayırdığı payı her yıl azaltırken, eğitim sistemi piyasa, verimlilik, rekabet, kar ve maliyet terimleriyle düşünülen, eğitime ve bilgiye piyasada pazarlanabilme kapasitesi edinmek için ihtiyaç duyulan bir yapı olarak bakılmıştır.

Bugün her insan için vazgeçilmez olan nitelikli eğitim alma hakkı, eğitimin küresel kapitalizmin ihtiyaçları doğrultusunda ticarileşmesi sonucu, parası olanın faydalanabileceği bir meta haline getirilmek istenmektedir.

14 Kasım 2002 Radikal-Emre Ulaş

Son 20 yıla damgasını vuran YÖK sistemi altında üniversiteler akademik özgürlükten, yönetsel özerklikten ve toplumsal sorumluluktan uzaklaşmış, üniversiteler bilimsel kimliklerini ve temel değerlerini giderek yitirmişlerdir.

Bugün üniversite üzerine sürdürülen tartışmalarda ön plana çıkan öge, üniversite üzerindeki hegemonyanın yeniden şekillenmesine aittir. Tartışmalar, üniversite sorununu çözmeye yönelik olmadığı gibi, var olan sorunların daha da derinleşmesine neden olacak nitelikte bir alana doğru evrilmektedir.

AKP Hükümetinin sığ siyaset anlayışı ile devletin baskıcı tavrı arasına sıkışan üniversite, tartışmaların dışında başına örülen çorabı giymek için beklemektedir.

Tüm bu gelişmeler ışığında, YÖK sistemi ile yaratılmış olan emekçilerin ve yoksulların eğitim haklarının kaldırılması anlayışına karşı, parasız kamusal bilimsel ve demokratik eğitim hakkının savunulmasına yönelik olarak;

• Yapılmak istenen yüksek öğretim reformu ile bilim özgürlüğünün güvence altına alınmasının ve üniversitelerin özerk, katılımcı, laik, çağdaş bir yapıya kavuşturulmalarının,

• Üniversitelerin hedeflerini saptayıp gerçekleştirebilmeleri ve bu süreçte iktidarların siyasi müdahale alanı olmamaları için akademik, idari ve mali özerkliğin sağlanmasının vazgeçilmez olduğunu bir kez daha ısrarla vurguluyoruz..

Yurttaşı müşteri olarak gören, sosyalliği gitmiş düzenleyici devlet...

Sevgili Meslektaşlarım….

IMF’nin ülkemize verdiği kredilerin kullanımına ilişkin 6. gözden geçirme koşulları arasında bulunan ve kamu hizmetlerinin piyasalaştırılmasını öngören Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı 2003 yılının son günlerinde yeni yıl hediyesi olarak Meclis'e gönderildi.

Hükümet tarafından hazırlanan kanun tasarısı tercihini sosyal devlet yerine düzenleyici devlet ilkesinden yana yapıyor. Düzenleyici devleti yaratmanın ilk şartı ise, devletin mal ve hizmet üreten, dağıtan, yöneten tüm kurum ve mekanizmalarını tasfiye etmek, devletin bu tür kurumlaşmaya gitmesini yasaklamaktan geçiyor. Düzenleyici devlet, tüm toplumsal işleri özel sektöre devrederek, özel sektörün güvenli bir ortamda işlemesini sağlayacak kurum ve mekanizmaları kurmakla görevli sayılıyor. Düzenleyici devlette öncelik küresel sistemle kaynaşması teşvik edilen şirketler dünyasının ihtiyaçlarına veriliyor. Bu tercihin somut uygulamalarından biri, devlet örgütlenmesinde “üst kurullar” sistemine geçilmesi oldu.

Bu yapısal değişim politikalarının ne anlama geldiğini enerji ve iletişim alanında yolsuzluk, pahalılık ve kaos olarak yakıcı bir şekilde gördük. Şimdi yeni tasarı ile teftiş kurullarının dolayısıyla kamusal denetimin tasfiye edildiği, performans

kriterleri adı altında çalışanların iş güvencelerinin ortadan kaldırıldığı, kamu hizmetlerinin yerele devredilen yetkiler ile tamamen piyasaya açıldığı, yurttaşların müşteri olarak görüldüğü bir tasarı ile karşı karşıyayız.

Aynı anlayış kendisini Türk Telekom’a yönelik politikalarda da gösteriyor. Ülkenin en önemli altyapı kurumlarından olan ve “altın yumurtlayan tavuk” olarak nitelendirilen Türk Telekom’u özelleştirmek için yapılan çalışmalar büyük bir hızla yürütülüyor. Kurumun tekel niteliği ortadan kaldırıldı ve şimdi de en uygun fiyatı verecek alıcılar beklenmekte. Yıllardan beri özelleştirmelerin yoksulluğu daha da arttıracağını ve sosyal bir hak olan kamu hizmetlerinin daha da pahalı hale geleceğini, kalitenin düzelmeyeceğini aksine bozulacağını söylüyoruz. Özelleştirme savunucularının, özelleştirmenin daha iyi olduğuna yönelik olarak verecekleri tek bir örnek bulamazsınız ama gözler neoliberalizm rüzgârıyla kararmış bir kere...

Evet, gerek ülkemizin eğitim ve bilim kurumlarını kendi siyasal hegemonyaları altına almaya, gerek Kamu Yönetimi Temel Kanunu ve ardından çıkarılması hedeflenen “Yerel Yönetimler Yasası” ile tüm toplumsal hayatımızı yeniden şekillendirmeye, gerekse Türk Telekom’u satmaya çalışan bu yaklaşımlara karşı çıkarak politika yapıyoruz.

Neticede ısrarla politika yapmaya, yolsuzlukların olmadığı, üretim ve sanayileşmenin temel unsuru olarak, doğal kaynaklarımızın ve insan gücümüzün öne çıkarıldığı emekten, demokrasiden ve adil paylaşımdan yana bir Türkiye inancının her düzeyde takipçiliğini, Türkçesi politikasını yapmaya devam edeceğiz.

Şimdi bu politikaların savunulacağı Şube ve Merkez Genel Kurullar sürecine giriyoruz. Sizleri yeniden Demokrat Mühendisler anlayışı ile Odamızın bilimden ve demokrasiden yana kurumsal gücünü kolektif bir irade ile arttırmaya çağırıyoruz.

EMO 50. Yılını Tamamladı

Değerli Meslektaşlarım…

2004 Yılı aynı zamanda Elektrik Mühendisleri Odası'nın kuruluşunun 50. yılı. 1954 yılından bu yana mesleğimizin gelişmesinde, meslektaşlarımızın sorunlarının çözümünde Odamıza emek vermiş katkı sağlamış herkese saygılarımı sevgilerimi sunuyorum.

50. yılın anlamını ve içeriğini zenginleştirmek ve her yönüyle bütünlüklü bir değerlendirmeyi yapabilmek adına, 1954 yılından bu yana yapılan tüm çalışmaları yani tüm arşivimizi sizlerin kullanımına sunmak üzere bilgisayar ortamına aldık. Artık, bulunduğunuz yerden Odamızdan aldığınız e-mail adresi ile Odamızın tarihsel birikimi bir tuş ile önünüzde.

Odamızın kuruluşunun 50. yılında tüm meslektaşlarımızın 2004 yılını sağlık ve esenlik içinde geçirmelerini diliyorum.

Sevgi ve dostlukla……..