Elektrik Mühendisliği · Sayı 423 · Kasım 2004

ENERJİDE ÖZELLEŞTİRME VE YOLSUZLUKLAR

Cem Kükey

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Görüş ve değerlendirme

Yıl
2004
Sayfa
4
Okuma süresi
8 dk
Görüntülenme
0

Konu

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

İlgili: Elektrik üretimi ve santraller, Mevzuat ve hukuk

Anahtar kelimeler

  • özelleştirme
  • Mavi Akım
  • TEK
  • TEAŞ
  • doğalgaz çevrim santralleri
  • yap-işlet-devret

Özet

EMO Yönetim Kurulu üyesi Cem Kükey, 1980'lerden itibaren enerji sektöründe uygulanan özelleştirme politikalarının hukuki süreçlerini, yolsuzluk iddialarını ve doğalgaza dayalı yanlış talep tahminlerinin ülkeyi Rusya'ya bağımlı hale getirdiğini eleştirel bir dille anlatmaktadır. Yazıda 3096 sayılı yasa, TEK'in bölünmesi, YİD/Yİ modelleri ve Mavi Akım anlaşması örnekleri üzerinden kamu zararına yol açan uygulamalar değerlendirilmektedir.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

ENERJİDE ÖZELLEŞTİRME ve

YOLSUZLUKLAR

Cem KÜKEY - EMO YK Üyesi

Mavi akım, Beyaz Enerji ve diğerleri..... Artık bunlar, yıllardır bıkmadan usanmadan vurguladığımız; sektördeki yanlış politikaların sonucu oluşmuş yolsuzluk iddiaları olmaktan çıkmış, Sayıştay, Meclis Soruşturma Komisyonu raporlarına yansıyıp, siyasi aktörlerini Yüce Divanlık, bürokratik aktörlerini ağır cezalık yapmış somut olgulardır.

Bu yolsuzlukların; sonuçta enerji politikalarındaki tercihlerin sonucu olduğuna parmak basıp, 1980’li yıllardan beri ülkemizde sürmekte olan neo-liberal politikalarla ilişkilendirmek doğru olacaktır. Yeni Dünya Düzeni 1980’li yılların başından beri az gelişmiş ülke ekonomilerini yapısal uyum ve istikrar adına neo-liberal yıkım ve yeniden yapılandırma sürecine sokmuştur. Bu sürecin en önemli özelliği ulus devletlerin kamusal alanlarının (sosyal yanlarının) tasfiyesi ve küresel sermayenin sınırsız yayılmacılığına hazır hale getirilmesidir. Bu operasyonu; dünya ölçeğinde ve ülkemiz özelinde 1980’lerden beri ekonomik ve siyasi dayatmalarıyla gerçekleştiren IMF ve Dünya Bankası politikalarının sonucu; bugün küresel soygun, küresel yoksulluk, küresel terördür.

İlk Özelleştirme Girişimi Enerji Sektöründe

Dünyada Reagan, Theatcher ve ülkemizde Özal’lı yıllar kamusal alanların boşaltılıp, özelleştirme politikalarının uygulamaya konulduğu yıllar oldu. Özal’ın ilk özelleştirme girişimi de sektörümüze ilişkin çıkardığı 04.12.1984 tarih ve 3096 sayılı” TEK dışındaki kuruluşların Elektrik Üretimi, İletimi, Dağıtımı ve Ticareti ile Görevlendirilmesi Hakkında Kanun” ve bu kanun uyarınca çıkarılan uygulama yönetmelikleriyle olmuştur. Böylece enerji sektöründe özelleştirmelerin yolu açılarak, kamu finansman sıkıntısı gerekçesi arkasında özel sektöre faaliyette bulunma olanağı tanınmıştır. Bu kanun küresel piyasa kurallarının ulusal düzenlemeleri gerilettiği ilk uygulamadır.

3096 sayılı yasayla TEK’in tekel konumu ortadan kalkmış, enerji alanı imtiyazlı bir alan olarak nitelenip, görevli şirketle “imtiyaz sözleşmesi” yapılmasının yolu açılmıştır. Ancak bu yasa biraz da bürokrasinin direnmesi sonucu uzun süre uygulama şansı bulamamıştır. Bu yasaya dayanılarak

52 elektrik mühendisliği

1989 yılında İstanbul’un Anadolu Yakası elektrik dağıtımı konusunda görevlendirilen Aktaş’la 1990’da sözleşme imzalanmış, imzalanan sözleşme 1993’de Danıştay’ca iptal edilince, 1995 yılında görevlendirme yapılmış, yeni sözleşme tekrar 1998’de imzalanabilmiştir. Yani hukuki ve idari bir yığın zorlama ve kamunun trilyonlarca liralık zararıyla Aktaş, 19891998 arası “istim arkadan gelsin” mantığıyla yasa dışı bir şekilde çalışmıştır. Sonuçta EMO’nun hukuksal süreci iyi izlemesi ve mücadelesi sonucu Anadolu Yakası’nın Elektrik Dağıtım İşletmesi TEDAŞ’a geri dönmüş, böylece sektörün ilk özelleştirme uygulaması fiyaskoyla sonuçlanmıştır.

Hukuksal Engeller Birer Birer Aşıldı

Enerji sektörünün özelleştirilmesinin yolu sektörün idari olarak yeniden yapılandırılmasından, bir diğer deyimle TEK’in bölünüp, küçültülerek işlevsizleştirilmesinden geçiyordu. Bu operasyon 1993 yılında TEK’in TEAŞ ve TEDAŞ olarak ikiye bölünmesiyle başlatılmış ve böylece dağıtım şirketlerine bölünen TEDAŞ’ın satışının önü açılmaya çalışılmıştır. Bununla da yetinilmemiş 2001’de Dünya Bankası’nın verdiği kredilerin ön şartı olarak TEAŞ’ın; Türkiye Elektrik İletim A.Ş (TEİAŞ), Elektrik Üretim Anonim Şirketi (EÜAŞ) ve Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt Şirketi( TETAŞ) olarak üçe ayrıldığı görülmüştür. Böylece sektörün merkezi planlamayı gerektiren bütünlüklü yapısı bozularak sonuçları bugün karşımıza yolsuzluk ve kaos olarak çıkan dönemin kapısı aralanmıştır.

Özelleştirmenin yolunu açmak için çıkartılan yasalarda da hukuk; alabildiğine zorlanmıştır.

1994 yılında 3996 sayılı yasayla yap işlet devret (YİD) modeli getirildi. 1996 yılındaysa bu modelden

vazgeçilerek 8269 sayılı yasayla artık yapılan işletmelerin belli bir süre işletilip sonradan kamuya devredilmesini öngören “devret” bölümü atılıp, yap işlet (Yİ) modeline geçildi. Bu model aleyhine EMO tarafından açılan davanın Şubat 1997’de yürütmeyi durdurmayla sonuçlanmasına rağmen, Enerji Bakanlığı, hukuku yok sayarak ihale süreçlerini devam ettirdi. Dönemin ilgili bakanları hakkında açılan Meclis soruşturmasının Yüce Divan’la sonuçlanması bize; o kişilerin hukuku yok sayacak kadar gözlerini kapatıp hedefe kilitlenmelerinin gerekçelerini anlatmaktadır.

Ulusal hukukun özelleştirmelerin önüne zaman zaman çektiği seti aşmanın tek yolu, Anayasa’nın 47,125,155 maddelerini değiştirip Danıştay’ın denetim görevini, görüş bildirmeye indirgeyip, iç hukuk sistemi yerine uluslararası tahkimi getirmek olarak görülerek, gerekli değişiklikler gerçekleştirildi.

Böylece şirketlerle kamu aleyhine imzalanan sözleşmelerde iç hukukta hiçbir güvence bırakılmadı. Günümüzde mevcut hükümet, bu tür sözleşmelerle kamunun uğratıldığı milyonlarca dolarlık zararı gidermek için, şirketlerin uluslararası tahkime gitmeleri

sonucunu doğurmadan çözüm arama çabalarında zorlanmakta ve zaman zaman da bu durum kamuoyuna yansımaktadır.

Bir yığın hukuki ve idari düzenlemelerle birlikte değişen uygulamalar sonucu “imtiyaz sözleşmeleri”nden vazgeçilip “özel hukuk sözleşme”lerine geçilmiştir.

Kendisi şirket statüsünde olduğu için tüm sözleşmeler TEAŞ tarafından yapılmış, böylece ticari şirketler arasında bağıtlandığı için bu sözleşmelerin “özel hukuk sözleşmesi” olmasına yasal olanak tanınmıştır. Bakanlık adına TEAŞ’la özel şirketler arasında bağıtlanan sözleşmelerin tümüne “gizlilik” hükmü konmuştur. Böylece kamu aleyhine yapılan düzenlemelerin ilgili kurum ve kuruluşlar ile kamuoyu tarafından öğrenilmesi olanağı “ticari sır” kavramıyla ortadan kaldırılmıştır. Üstelik YİD modeliyle yapılan santralların hiç biri için ilana çıkılmamış, başka şirketlerden teklif alınmamış ve ihale yapılmamıştır. Bütün sürecin ilgili bakan, bürokrat ve şirket arasında yaşanması gibi bir pratiğin dünyanın hiçbir yerinde uygulaması yoktur. Bu olsa olsa liberalleşme adına kaba bir soygundur.

elektrik mühendisliği 53

Cüzdan, Kamusal Vicdanı Kör Etti

Bağıtlanan sözleşmelerin tümü, ekonomik olarak yağma olarak nitelendirilmesi yanında, teknik olarak da son derece sakıncalı hükümler taşımaktadır. Santralların kurulacağı yerlerin arz-talep dengesi göz önüne alınarak belirlenmesi Bakanlık adına TEAŞ tarafından yapılmamış, firmalara bırakılmıştır. Arz talep dengesini dikkate alınmadan yer seçiminin firmalar tarafından yapılması sonucu bazı bölgelerde santralların kurulu gücü, talebin çok üzerine çıkmıştır. Bunun doğal sonucu olarak yeni iletim hatları tesis edilmiş, bu da enerji maliyetlerini arttıran bir faktör olmuştur. Enerji üretildiği noktadan uzaklara taşındığı için kayıp kaçak oranları da artmıştır.

Özel şirketlerin ilgili yönetmelik hükümlerine aykırı olarak düzenlediği hatalı fizibilite raporlarına dayanarak proje kabulleri yapılmıştır. Firmalar projeleri fizibilite raporlarında verdikleri ilk teklif fiyatından da düşük bedellere mal ettikleri halde, özellikle doğalgaz santrallarında yıllık %4-%5 eskalasyon talep ederek almışlardır. Cüzdanın, kamusal vicdanı nasıl kör ettiğinin daha başka bir örneği olabilir mi?

Bu dönemde enerji üretim işlerine, kuruluş nedeni farklı alanlarda faaliyet alanı olan şirketler de girmiştir. Medya tekelleri elerindeki o büyük kamuoyu yönlendirme silahını kullanarak sektörden paylarını almışlardır. Hiçbir teknik altyapısı, sektöre ilişkin hiçbir deneyimi olmayan bu firmalar ve diğerleriyle, klasik al-ver ilişkisi içinde 3096 sayılı kanun hükümlerine aykırı olarak sözleşmeler imzalanmıştır. Gene aynı kanun hükümlerine göre işletme sürelerinin belirlenme yetkisi Bakanlar Kurulu’na ait iken, ilgili Bakanlık, (Koalisyonun diğer ortaklarını işin içine katmanın pazar

payını azaltacağı düşüncesinden olsa gerek) işletme sürelerini yetkisiz bir şekilde kendi başına artırmıştır. Özelleştirme amacına hizmet için kendi çıkarttıkları kanunları dahi ihlal etmenin mantığını enerjideki büyük rantın cazibesinin gözleri nasıl karartabildiğiyle izah etmek olasıdır.

Şirketlerde yapılan sözleşmelerde bağıtlanan konular, şirketlerin zaman içindeki talepleri doğrultusunda (şaşırtıcı bir kararlılıkla) şirketler lehine kamu aleyhine sonuçlandırılmıştır. İmtiyaz sözleşmelerindeki projelerin toplam yatırım tutarları, elektrik satış tarifeleri yükseltilmiş, işletme süreleri uzatılmıştır. Kamusal hiçbir kaygı taşımadan, “özel şirketlere hizmet” esastır mantığıyla bu değişiklikler gerçekleştirilmiştir.

Doğalgaz Talep Tahminleri Özellikle Şişirildi

Enerjide ulusal politikaları oluşturacak en önemli ayaklardan TEK’i yok eden, DPT uyarılarına karşın enerji talep tahmin projeksiyonlarını abartarak “her an karanlıkta kalınabilir” duygusunu tetikleyen, mevcut HES proje stokunu tesise dönüştürmeyen, termik santralları rehabilite etmeyen, kayıp kaçak konusunda hiçbir yatırım yapmayan, yenilenebilir enerji kaynakları konusunda dünyadaki gelişmeleri takip etmeyen siyasi otorite, tercihini doğalgazdan yana kullanmıştır. Bu tercihle Bakanlık, enerji arz güvenliğini de tümüyle tehlikeye atmıştır.

Ulusal kaynakları göz ardı eden Bakanlık; talimatlarla BOTAŞ’ın talep tahminlerini de (deprem vs. gibi) ülke gerçeklerini göz ardı ederek aşağıdaki tablolardan da anlaşılacağı üzere abartılı bir şekilde arttırmıştır.

Tablo 1- BOTAŞ tarafından 1993 yılında yapılan doğalgaz talep tahmin çalışması tablosu (milyon m³)

Yıllar 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2005 2010 2015

Elektrik 2.800 2.800 2.800 2.800 2.800 2.800 2.800 2.800 2.800 2.800

750 750 825 825 825 825 825 825 825 825

Sanayi 1.823 2.571 3.203 3.633 3.928 4.160 4.515 5.057 5.167 5.242

710 983 1.292 1.533 1.715 1.889 2.054 2.281 2.349 2.373

Toplam 6.083 7.104 8.120 8.791 9.268 9.674 10.194 10.963 11.141 11.240

Tablo 2- BOTAŞ tarafından 1996 yılında yapılan doğal gaz talep tahmin çalışması (milyon m³)

YILLAR 1996 1997 1998 1999 2000 2005 2010 2015 2020

Elektrik 4.251 5.010 7.882 14.713 16.470 20.089 24.081 27.725 31.554

828 819 819 819 1.019 1.949 1.949 1.949 1.949

Sanayi 1.702 2.649 3.286 4.205 5.133 8.256 9.792 11.128 13.108

1.847 2.020 2.120 2.338 2.715 3.560 4.195 4.891 5.577

Toplam 8.629 10.498 14.107 22.074 25.336 33.853 40.016 45.693 52.189

Tablo 3- BOTAŞ tarafından 1999 yılında yapılan doğal gaz talep tahmin çalışması (milyon m³)

YILLAR 2001 2002 2003 2004 20005 2010 2015 2020

Elektrik 15.846 17.058 23.890 27.709 30.038 34.903 44.904 56.904

844 929 929 929 929 929 929 929

Sanayi 4.671 6.195 7.266 7.700 8.054 10.193 11.461 14.370

4.463 4.992 5.718 6.150 6.620 8.390 9.396 9.806

Toplam 25.824 29.174 37.803 42.488 45.641 54.415 66.690 82.008

54 elektrik mühendisliği

Karar verici sadece BOTAŞ’ın talep tahminlerini talimatla kendi istediği miktarlara getirmemiş, DPT müsteşarlarının ülkenin nasıl bir felakete doğru götürüldüğü konusundaki değişik tarihlerdeki yazılı uyarılarını da dikkate almamıştır.

Doğal olarak bu kadar talebin karşılanması için acil bir doğalgaz alım anlaşması yapılmalıydı! Türkmen gazının ucuz olması engel teşkil etmedi ve aranılan gaz Rusya’dan “Mavi Akım”la temin edildi!

Sonuç Olarak Yapılan Doğalgaz Anlaşmalarında:

• Alım garantisi anlamına gelen al ya da öde yöntemi uygulanmış, • Bu anlaşmalar kapsamında uygulanan fiyat formülu daha sonra ülke aleyhine yükseltilmiş, • Mavi akım hattı ihalesiz olarak OHS Konsorsiyumu’na benzer işlere göre pahalıya verilmiş, • Doğalgaz çevrim santrallarına gaz verilmemesi halinde yüksek ceza ödenmesine karşılık, Rusya’nın doğal gaz sağlayamaması halinde bu cezaları Rus tarafına yansıtılmamıştır.

Yapılan pahalı, gereksiz, tek kaynak Rusya’ya bağımlı doğalgaz anlaşmalarıyla alınan gazın tüketilmesi için enerji üretiminde doğalgazın payı %45'e çıkartılacak kadar doğalgaz çevrim santralları yapımı teşvik edilmiş, yukarıda açıklandığı gibi bu santralları yapan firmalara olağanüstü rantlar sağlanmış, bu sözleşmelerde kamu aleyhine hükümlere karşı güvence oluşturan ulusal hukukun yerine tahkim getirilmiştir.

özelleştirmeleri savunan ve gerçekleştirenler yolsuzluklarıyla kamuyu öyle bir kaynak sıkıntısına sokmuşlardır ki, yıllardır ulusal bütçenin yatırım kalemi azala azala yok hükmüne gelmiştir. Bundan sonra (yapılan anlaşmalardan dolayı) ülke ekonomisinin altına sokulduğu ipoteğin maddi boyutunu hesaplamak bile olası değildir.

Doğalgaz çevrim santrallarından alınıp kullanılmak zorunda kalınan ve kwh maliyeti çoğu zaman 10 cent’in üzerindeki elektrik yüzünden, kwh maliyeti 2 cent’lik kömür santralları atıl hale getirilerek elektrik enerji üretim payı %15’lere düşürülmüştür. Özelleştirmenin ucuz elektrik iddiasının traji-komik sonu budur. Yönetici kadrolar; arkalarına aldıkları siyasi güç ve bu siyasi gücü iktidara getiren çıkar grupları arasında oluşan girift rant ilişkilerinde öylesine fütursuz olmuşlardır ki, hiçbir etik değere kendilerini bağlı hissetmekten öte hukuku da yok saymışlardır.

Ayrıca enerjide ki yolsuzlukları tek başına bireysel etik düşüklüğüyle açıklamak da olası değildir. Ülkemizde enerji sektöründe rüşvet kurumsallaşmıştır.Ancak yolsuzluklarla savaşımın yolu Yeni Dünya Düzeni’nin dayatmalarına karşı kamusal alanı savunan özelleştirme karşıtı politikalardan geçmektedir.

Yukarıdaki gerçekler ışığında, vizyona giren yeni film “nükleer santral”ları

dikkatle izleyelim.

<

Enerjideki Yolsuzluk Ülke Ekonomisini İpotek Altına Soktu

Kamunun hantallığı, verimsizliği, kaynak yetersizliği üzerinden

elektrik mühendisliği 55