Elektrik Mühendisliği · Sayı 450 · Nisan 2014
EMO’DAN
Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 2014
- Sayfa
- 3
- Okuma süresi
- 7 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam, Toplum, demokrasi ve emek
Anahtar kelimeler
- EMO 60. yıl
- TMMOB
- AKP iktidarı
- mühendislik etiği
- meslek odaları
- demokrasi ve emek
Özet
EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, Odanın 60. kuruluş yılında TMMOB ve EMO'ya yönelik siyasi iktidar baskılarını, mühendislik etiği ilkelerini ve örgütün demokratik-muhalif duruşunu değerlendiriyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
60. Yıla Merhaba...
Cengiz Göltaş EMO 43. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı
Elektrik Mühendisliği Dergisi 60. Yıl Özel
Sayısı için “TMMOB ve Odamızın siyasal iktidarlar tarafından sürekli hedef alın-
İtirazın iki şartı
masının ardındaki gerçekler” üzerine
Çok olmadığımız kesin
yazma görevi bana düştü.
Öncelikle, 26 Aralık 1954’den bu yana Odamızın 60 yıllık tarihsel birikimi ile oluşmuş örgütlü yapısını saygıyla ve onurla selamlıyoruz.
Çok olan tarafta değiliz Çok olan tarafta olmayacağız Türkiye’de Kürt olacağız Kürtlerde Ermeni Ermenilerde Süryani Gidip Almanya’da Türk olacağız
Mesleki bir kongrenin açılış konuşma-
Hollanda’da Surinamlı
sında, toplumsal muhalefeti oluşturan kesimlerle emek ve barış eksenli bir dayanışma örgüsünü güçlendirmekten söz ettiğimde, ön sıralarda yer alan bir hocamız “Yahu hep mi muhalefeti büyüteceksiniz? Hiç mi iktidar hedefiniz olmayacak Başkan” diye takılmıştı.
Sanırım 60 yıllık tarihimizin öyküsü bu
Fransa’da Cezayirli İran’da Azeri Amerika’da zifiri zenci olacağız Çoğalan zencide mutlaka Kızılderili İsrail’de Filistinli Köpeğin karşısında kedi Kedinin karşısında kuş olacağız Kuşun karşısında börtü böcek Hakemler hep karşı takımı tutacak
cümlede gizli. Evet, hep muhalif ol-
Ve biz hep yedi kişiyle tamamlayacağız maçı
mayı, bulunduğumuz her alanda ve
Çiçeklerden kamelya olacağız
yaptığımız her üretimde dekoder (şifre çözücü) görevi üstlenmeyi sürdürdük bu altmış yılda.
Siyasal iktidarlarla iyi geçinmemiş olmak, onların arka bahçesine, günümüzün deyimiyle yandaş ve yalaka yapılara dönüşmemiş olmak, dönüştürmek isteyenlere izin vermeden bağım-
Az kolumuzun tarafında Solda olacağız Bu itirazın ilk şartı Solda da az olacağız Devrimi çoğaltırken çünkü Bir başka devrime hızla azalacağız Bu da itirazın ikinci şartı...
Nevzat Çelik
sız ve demokratik kimliğimizi her türlü
saldırıya karşı korumak en büyük referans noktamız olmuştur her zaman.
1960’lı yılların ikinci yarısından bu yana geçen 50 yılda sermaye yanlısı sağ siyaset anlayışınca sevilmemek bizlerce anlaşılır bir şeydi her zaman. Hiçbir dönemde bu durumdan rahatsız olmadığımız gibi, EMO kadroları olarak sermaye, iktidar ve bürokrasi üçgeninde yaşanan ilişkilere de her zaman mesafeli bir duruş sergilemişizdir.
Örneğin, ülkemizde mesleki, sosyal ve siyasal gelişmelerde görüşlerimizi kamuoyu ile paylaşırken, bilim ve tekniği kamusal bir bakış açısıyla savunurken önümüze koyduğumuz her çalışmada; ne medya olanaklarını gereğinden fazla abartmayı ya da ona tabi olmayı, ne de mutlak dar meslekçi yaklaşımlar içinde davranmayı tercih ettik Oda tarihimiz boyunca.
Bu nedenle 60 yıllık yürüyüşümüzde EMO örgütlülüğünü oluşturan kadrolar için siyasal iktidarlar tarafından ayak bağı, dinozor, marjinal ya da ideolojik tavır içinde olmak gibi yapılan suçlamaları ciddi bir özgüvenle, gülümseyerek karşıladık her seferinde.
Bu özgüvenin temelinde ise, kendi içimizde yaratılmış bir başka iktidar ilişkisini koruma ya da Odamızı kişisel kariyerist yaklaşımlar ile yönetmek gibi bir anlayışın oluşmasına engel olmak üzere, her iki yılda bir demokrasi şölenine dönüşen genel kurullar ile seçilerek gelen DEMOKRAT MÜHENDİSLER anlayışı vardı her zaman.
Değerli Meslektaşlarım;
2014’de meslek örgütümüzün 60. kuruluş yılında tarihin hiçbir döneminde karşılaşmadığımız bir saldırı ile karşı karşıyayız. Gerici ve piyasacı AKP İktidarı, TMMOB ve Odamızı ülkemiz kaynaklarının yağma ve talanına karşı duruşu nedeniyle cezalandırmak istiyor. Son yıllarda AKP eliyle kamusal- toplumsal varlıklarımızın piyasalaştırılması için acımasız vahşi bir program uygulanıyor.
Bu dönemde, “kentsel dönüşüm” adı altında yeni rant alanlarının yaratılması başta olmak üzere yapılan her uygulamada; meslek odalarımız; kendi uzmanlık alanları ile ilgili olarak imar planlarından kamulaştırmalara, özelleştirmelerden kamu ihalelerine, nükleer santrallerden, doğayı katleden HES projelerine, ithal kömür ve doğalgaz ile bağımlılığımızı arttıran enerji üretim modellerinden, tarım arazileri, orman alanları, doğal ve tabi SİT alanları, meralar, zeytinlikler ve yaban hayatının korunmasına, yani özetle bu memleketin havasına, suyuna taşına toprağına sahip çıkmak üzere yapılan her yanlış uygulamanın karşısında taraf oldular. Olmaya devam ediyorlar.
Bu amaçla TMMOB ve Odamız tarafından yaşadığımız tüm bu süreçlere ilişkin olarak kurumlara yazılar yazılmakta, raporlar çıkartılmakta, hukuksal süreçler işletilmekte, sempozyum ve kongreler düzenlenmekte, yerel halkın direnişleri ile dayanışmalar sergilenmekte ve sorunlar toplumsallaştırılarak kamuoyunun vicdanı ile buluşturulmaktadır.
Elbette bütün bu çabanın ürünü olarak alınan birçok olumlu sonuç karşısında siyasal iktidarın sessiz kalması beklenemezdi. Özellikle son dönemde diktatöryal bir yapıya dönüşen siyaset yapma anlayışının ürünü olarak dikensiz bir gül bahçesi yaratmak adına bir taraftan anti demokratik biçimde, kamu yararı içermeyen onlarca yasa ve yönetmelikler çıkarılırken, diğer yandan yasal dayanağını Anayasa’dan alan, kamu kurumu niteliğinde, kamu tüzel kişiliğine sahip TMMOB ve meslek odamızın hak, yetki ve görevleri ellerinden alınmak isteniyor.
Oysa günümüzde mühendislik hizmetleri sanayi, kent ve çevre politikalarının en dinamik gücüdür. Bu durumun aksine uygulanan politikalarda son dönemde yaşanan örnekler olarak bilimselteknik gereklerden uzak biçimde, teknik öğretmenlere mühendis unvanı verilmek veya teknoloji fakülteleri kurmak adı altında mesleki deformasyon yaratılmak, mesleğimiz itibarsızlaştırılmak, meslek odalarımız etkisizleştirilmek, meslektaşlarımız işsizlik ile karşı karşıya bırakılmak isteniyor.
AKP İktidarı’nca, insanca barınma hakkının ve deprem gerçeğinin gerektirdiği yapı denetimi, enerji, tarım, orman, su kaynakları ve kentlerin yönetimi gibi alanlarda mühendislik hizmetlerinde mesleki denetim, periyodik kontrol, ölçüm vb. gibi bilimsel teknik kriterler devre dışı bırakılmaktadır. Yine bu dönemde yaşanan piyasalaşmanın yarattığı kuralsızlık ile işçi sağlığı ve iş güvenliğinin kağıt üzerinde kaldığı, çalışma yaşamında bilimsel-teknik hiçbir önlem alınmadığı koşullarda iş kazaları adı altında sistematik cinayetler işlendiği bir dönemin içinden geçiyoruz.
Değerli Üyelerimiz;
Meslek Odamız, bilimsel çalışmayı yalnızca uzmanları ilgilendiren teknik bir uğraştan ibaret görmeyen bir noktada, bilimsel yaklaşımın ekonomik, sosyal ve siyasal tüm alanlarda egemen kılınmasının gereğine ve önemine inanmış bir yaklaşımın içindedir.
Tam da bu noktada mühendisliğin etik ile olan bağını kurmak gelecek kuşaklara ait en büyük sorumluluğumuz olarak öne çıkmaktadır. Etik, insan ilişkilerinde, toplumsal, kültürel, siyasi, ekonomik, hukuki, bilimsel, teknolojik vb. tüm alanlarda insanın tutum, davranış, eylem ve kararlarında belirleyici olan, hiç kimsenin dışında kalamayacağı, kaçınamayacağı ilke ve değerler bütünü olarak yaşamın içinde yer almaktadır. Etiği, meslek etiği ve mesleki davranış ilkeleri gibi herhangi bir kategori içinde sınırlamadan, daha açık ifadeyle mühendislerin ilişkilerini mesleki alan, meslek dışı alan gibi ayrımlar yapmadan genel anlamıyla etik ilişkiler temelinde bir bütün olarak değerlendirmek gerektiğine inanıyoruz.
Bu bilinç içerisinde bizler tarihsel birikim ve değerlerimiz ile savunuyoruz ki mühendisler:
•Bilim ve teknolojinin, insanlığın evrensel kazanımları ve temel insan hakları çerçevesinde toplumsal, doğal ve kültürel değerleri geliştirici yönde kullanılmasını,
•Bilim ve teknolojinin bu amaçlar dışında insanlığa karşı baskı ve sömürü aracı olarak kullanılmamasını, bu değerlerin toplumsal ve insani değerler dışına itilmesine karşı durulmasını,
•Dil, din, ırk, cinsiyet, inanç, mezhep, coğrafi, bölgesel ve kültürel ayırım yapmamayı, bu tür farklılıkları, çok kültürlü yapıyı toplumsal gelişme için itici bir güç ve zenginlik kaynağı olarak kabul etmeyi, inandığı bu gerçeği yaşamın her alanında tutum, davranış ve eylemlerinde yansıtmayı ve ortaklaşa benimsenmiş ilkesel değerler olarak yaşama geçirmek için çaba sarf etmeyi,
•Elde edilen yetkiyi, bu yetkinin yüklediği sorumlulukların bilincinde olarak eşitlikçi, adil, hukuka saygılı olarak toplum yararına kullanmayı,
•Mesleki yetki, bilgi ve sorumluluklarıyla bağdaşmayacak işlerle uğraşmamayı, yetkiyle donatılmamış, yetki dışı sorumluluk yükleyen hiç bir görev veya mevki kabul etmemeyi,
•Emin olmadığı konularda yönlendirici nitelikte veya kararları etkileyecek türde akıl yürütme, karar verme yanılgısına düşmemeyi, bilmediği konuları da açık yüreklilikle söylemekten kaçınmamayı,
•Meslek insanı olarak yaşam boyu bilgilerini geliştirerek kendini yetiştirmeyi,
•Mesleğin değerlerine aykırı davranışlarda bulunmamayı,
•İnsanla doğa arasında bir ayrım yapmadan, insanın ancak çevresiyle var olacağını, bu değerlere saygı gösterip korumanın kendi varlığının ve saygınlığının korunması olduğunu, görevini bu bilinçle yerine getirmeyi,
•Savunduğu ilkelerin yaşama geçmesi için topluma egemen sistemin demokratik ve sosyal hukuk devletine dönüşmesi için çalışmayı ve bu temelde örgütlü yapının güçlendirilmesini hedeflemelidir.
Bütün bunlar, Odamızın yarattığı 60 yıllık tarihsel birikimin ve çalışma tarzının bize öğrettikleridir. Tam da bu nedenle, 60 yıllık kurumsal tarihimizin hiçbir döneminde, çalışma programlarımızda yapmayı planladıklarımız ve gerçekleştirilen faaliyetler dışında, meslek onurunu ve EMO’nun kurumsal kimliğini sıkıntıya sokacak, toplumsal sorumluluklarımızı yerine getirmede yüzümüzü kızartacak, hesabını veremeyeceğimiz idari, mali, yönetsel hiçbir olumsuzluk yaşanmamıştır.
EMO’nun bu namuslu mücadele zemininin ne anlama geldiği, yaşadığımız günlerde açığa çıkan ve her yanıyla lime lime dökülen AKP-Cemaat kavgasındaki kirli siyasetin sonuçları görüldüğünde daha bir anlam kazanmaktadır.
AKP iktidarının “ustalık” döneminde; yolsuzluklar ile demokrasi dışı uygulamaların atbaşı sürdüğü, Cumhuriyet tarihinin en ciddi toplumsal ve siyasal krizinin yaşandığı koşullarda egemen siyasetin bize yaptığı tek suçlama ne mutlu ki “fazla siyaset yaptığımız” ile ilgilidir.
Yaptığımız siyaset, insanların özgürlük alanlarının ve en temel demokratik taleplerinin baskı ve yasaklar ile kuşatıldığı bir ülkede demokrasi, emek ve barış söylemlerini, halkların birlikte özgür ve kardeşçe yaşaması temelinde savunmak olmuştur.
Değerli Meslektaşlarım…
Tarih bugünleri yazdığında yaşadıklarımız karşısında sorumluluklarımız ile bizi de sorgulayacaktır. Sanırım temel soru; bütün bu olup bitenler karşısında nasıl bir duruş sergilediğimiz ile ilgili olacaktır.
Örgütlülüğümüzün 60. yılında nasıl bir tutum aldığımız sorusu, toplumun demografisinde, sosyal dokusunda, tarihten gelen yapısında değişiklik yapmak isteyen dinci-neoliberal iktidar koalisyonunun, toplumun tepkilerini, nefretlerini, isteklerini, sevgilerini, tutkularını özetle tüm duygularını yönlendirmek ve kontrol altında tutmak adına çeşitli proje ve uygulamalar ile toplum mühendisliğine soyunduğu koşullarda, alternatif yeni bir toplumsal yaşam örgüsünün ipuçlarını bugünden yarına verebilmek ile ilgilidir.
TMMOB ve Odamız bu yolsuzluk, yağma ve talan içeren karabasan günlere karşı tarihsel birikimi, örgütlülüğü ve kararlılığı ile onurlu dik yürüyüşünü sürdürecektir. Sebahattin Ali’lerden Berkin Elvan’lara yaşanan bedellerin izini sürmeye, başka bir dünya ve başka bir Türkiye’nin mümkün olduğunu Şair Nevzat Çelik’in “İtirazın İki Şartı” dizelerindeki yaklaşımla ifade etmeye devam edecektir.
Yaşasın TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Örgütlülüğü… Sevgiyle ve Dostlukla Kalın… Yolumuz Açık Olsun Arkadaşlar…