Cumhuriyet Enerji · Sayı 31 · Ekim 2012

Barzani’nin petrolü Akdeniz’e açıldı

Bahadır Selim Dilek

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Görüş ve değerlendirme

Yıl
2012
Sayfa
1
Okuma süresi
4 dk
Görüntülenme
0

Konu

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

İlgili: Elektrik üretimi ve santraller

Anahtar kelimeler

  • Kuzey Irak petrolü
  • Barzani
  • Kerkük-Ceyhan boru hattı
  • Bağdat hükümeti
  • Türkiye-Irak ilişkileri
  • enerji jeopolitiği

Özet

Türkiye'nin Kuzey Irak Kürt yönetimi ile geliştirdiği petrol ve doğalgaz işbirliğinin Bağdat hükümetiyle ilişkileri gerdiği, bu durumun bölgesel enerji dengelerini ve Kürt bağımsızlık sürecini nasıl etkilediği değerlendiriliyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Cumhuriyet ENERJİ G 2 Ekim 2012 - 31

Türkiye ile Kuzey Irak yönetimi arasında kurulan enerji işbirliği Bağdat yönetiminin tepkisini çekiyor

Türkiye’nin Kuzey Irak yönetimi ile enerji konusunda kurduğu ilişkiler merkezi Bağdat hükümetinin tepkisini çekiyor. Kürtlerin enerji kaynaklarını yönlendirmedeki bağımsızlıklarının siyasi bağımsızlıklarını güçlendireceği değerlendiriliyor. Türkiye ise dengelerin temelden sarsıldığı bölgesinde seçenek oluşturacak enerji denklemi kurmaya çalışıyor.

Bahadır Selim DİLEK

Türkiye ile Irak arasında belki de tarihinin

en sıkıntılı günleri yaşanıyor. 2003’teki

ABD işgali sonrasında tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bütün dikkatler,

Irak’ın enerji kaynaklarına çevrilmişti.

Irak’taki enerji pastasından kimin ne kadar

pay alacağı tartışılırken, kuzeydeki Kürt

bölgesel yönetiminin yaptığı siyasi manevralar, bu ülkeye ilişkin denklemi hem

Türkiye açısından hem de küresel aktörler

açısından bir anda değiştirdi. AKP hükümetinin Sünni gözlüklerini takarak yürüttüğü mezhep eksenli politika, Irak’taki Şii

el Maliki yönetimiyle köprüleri atmasına

neden olunca da Ankara enerji konusunda

rotasını Erbil’e çevirmiş oldu.

Aslında ABD’nin, askerlerini Irak’tan

geri çekmesinin ardından Türkiye-Irak ilişkileri adeta yeni bir döneme girmişti.

1990’ların başından itibaren terör ve Kürt

sorunu çerçevesinde ele alınan Irak politikası, 2007 yılından sonra ekonomi ve ticaret eksenine oturmaya başladı. 15 Ekim

2009’da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Irak’ı ziyaretinde, iki ülke arasında

Kerkük Petrol Boru Hattının yenilenmesini kapsayan tam 48 mutabakat muhtırası

imzalandı.

Ancak iki ülke ilişkilerinde peş peşe patlak veren krizler, küresel ve bölgesel gelişmelerin de etkisiyle bu mutabakat muhtıralarının anlaşmaya dönüşmesini engelledi. AKP hükümetinin Sünni gözlüğü ile

yürüttüğü politikanın temel hedefi, “Şii el

Maliki yönetiminin İran’a olan yakınlığını dikkate alarak Tahran yönetiminin

Bağdat üzerindeki

etkisini kırma”

amacını taşıyınca,

Türkiye ile İran ilişkilerinde de gergin

bir döneme girilmiş

oldu.

Ankara’nın genelde Sünni ve özelde

de Müslüman Kardeşler’i ön plana çıkaran politikası, son

seçimlerde Türkiye

ile birlikte hareket

eden isimlere Irakiye koalisyonunu kur-

Nuri el MALİKİ

durmaya kadar ileri

götürmesi, iplerin siyasi anlamda kopmasına neden oldu. Bir

tarafta, hakkında tutuklama kararı verilmiş

olan Irak İslam Partisi lideri Tarık el Haşimi’ye verilen destek diğer yanda Bağdat’la neredeyse ilişkilerini sıfırlama noktasında olan Kürtlerle kurulan yakın ilişki,

yeni dönemin hem siyasi hem de ekonomik anlamda en önemli belirleyicisi durumuna geldi. Kürtlerin Ankara’dan aldığı destek, Irak politikası içinde Kuzey Irak yönetiminin izlediği politikalarla çarpan etkisi yapınca, özellikle petrol paylaşımı konusunda Mesud Barzani’nin elini büyük ölçüde güçlendirmiş oldu.

Böylece Bağdat ile arası bozulmuş olan Türkiye petrol ve doğalgaz konusunda rotasını da Kuzey Irak’a çevirdi. 21 Mayıs 2012 tarihinde Stratejik, Teknik, Ekonomik Araştırmalar Merkezi’nin, Erbil’de düzenlediği 1. Uluslararası Enerji Konferansı’nda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Irak’tan ham petrol alınıp petrol ürünü verilmesi konusunda anlaşıldığını açıkladı. Bu açıklama kritik önemi haizdi.

Bu anlaşmayla Türkiye, Kuzey Irak Yönetimi ile Kürt yönetimi tarafından çıkarılan ham petrolü satın alıp karşılığında, petrol ürünü satmayı kararlaştırıyordu. Kuzey Irak Kürt Yönetimi Doğal Kaynaklar Bakanı Aşti Havrami de bundan sonra petrol ihracatının Türkiye üzerinden yapılacağını açıklıyordu. Bu iki açıklama artık bölgesel enerji politikaları konusunda denklemin tamamen değişmiş olduğunu göstermekteydi. Proje ilk aşamada Tak Tak sahasından boru hattı ile taşımayı, ikinci aşamada KerkükCeyhan Hattı’nın 2013 yılının Ağustos ayında tamamlanmasını öngörüyordu.

Havrami ayrıca 2014 yılında ayrı bir boru hattı ile Ceyhan’da bir rafineri ile bağlantı sağlayacaklarını söymemiş, bölgeden Ceyhan’daki büyük bir rafineriye boru hattıyla taşınacak petrolün uluslararası piyasalara aktarılacağını söylemişti.

Bağdat tepkili

Ancak buna tepki gecikmemişti. Irak Hükümeti Sözcüsü Ali Debbağ, petrol ve gazın tüm Iraklıların mülkü olduğunu ve bundan elde edilecek gelirlerin tüm Iraklıların temsilcisi olan merkezi hükümetin kasasına girmesi gerektiğini söyleyerek, “Türkiye’ye ilişkilerinizde bizi dikkate almak zorundasınız” mesajı vermişti.

Irak yönetimi haklı olarak Türkiye’nin toprakları üzerinden ruhsatlı olmayan Irak petrolünün ihracatına izin vermemesini istiyordu. Çünkü bu durum hem Irak Anayasasına ayrıkıydı hem de ülke içindeki siyasi dengeleri ciddi anlamda bozuyordu. Irak Anayasası’nın 110. Maddesi Federal yönetimin görevlerini belirlerken aynı maddenin 1. fıkrasında dış politika, diplomatik temsil faaliyetleri,

uluslararası sözleşmeler ve anlaşmalar, dış

borç siyasetinin müzakere edilmesi, imzalamak ve onaylamak, egemen dış iktisat ve

ticaret politikasınını düzenliyor. Yani merkezi hükümetinin onayı olmadan Kürtlerin

uluslararası bir anlaşmaya imza atma hakkı bulunmuyor. Sözün özü, Kürtlerin Bağdat’ın onayını almadan Türkiye ile yaptığı

anlaşmaların ciddi bir meşruluk sorunu bulunuyordu.

Konuya Kürt yönetimi açısından bakıldığında ise zaten Barzani, kendi bölgesinde çıkarılan petrol ve doğalgazın Türkiye

üzerinden dünya pazarına satılmasını,

AKP hükümeti ile geliştirdiği ikili ilişkilerin önceliklerin biri olarak görüyordu. Bir

anlamda Barzani, bir taşla iki kuş vurmuş

oluyordu. Hem, Türkiye ile ilişkilerini geliştirip Bağdat’tan bağımsız hareket edebilmek için güç kazanıyor hem de ihraç ettiği petrol ve doğalgazın parasını kimseyle

paylaşmadan zenginleşiyordu.

Enerji konusunda Erbil’in Bağdat yönetimine bağlı olmasının Kürt yönetiminin

bağımsızlığını engelleyen en önemli noktalardan biri olduğu dikkate alındığında

AKP’nin izlediği bu politikanın, bağımsız

bir Kürt devletine giden süreci hızlandıracağı değerlendirmesini yapmak yanlış olmayacak. Bu durumun bir anlamda Türkiye’nin özellikle 2003 yılından beri Irak’ın

toprak bütünlüğüne yönelik söylemi ile çeliştiğine dikkat çekmek gerekiyor. Bütün

bu gelişmeler değerlendirildiğinde, enerji

alanında izlediği strateji ile Kürt yönetiminin Bağdat’tan bağımsız hareket edebileceğini ispat etmeye çalıştığı görülüyor.

Kürtler AKP üzerinden tarihi bir başarıya imza atarken,

Ankara’nın payına

düşen ise Bağdat yönetimi ile ilişkilerini

bozmak oldu. Oysa

Kürtler 2003’ten

sonra Kuzey Irak

petrol yataklarından

çıkan petrollerin

kendilerince doğrudan dünyaya sevk

edilmesine Türki-

Mesud Barzani

ye’nin engel olmasından endişe etmekteydi.

Şimdi denklem tamamen tersine çevrilmiş oldu. AKP hükümeti kısa vadeli çıkarlarını gözetip, Türkiye’nin uzun vadeli çıkarlarını tartışmalı

noktaya getiriyor. Erbil’e dönen enerji rotası, Ortadoğu’daki çalkantıları çok daha

ileri boyuta taşıyacak sıkıntıların işaretlerini de taşıyor.