Elektrik Mühendisliği · Sayı 1 · Aralık 1956

HAVA İLETKENLİĞİNİN ÖLÇÜLMESİ İLE 3-4 GÜN ÖNCEDEN HAVA İSTİDLALİNİN YAPILABİLMESİNDEKİ YENİ İNKİŞAF HAKKINDA

Dr. Sait Ali

Bilim, teknoloji ve meslek tarihi Teknik / bilimsel makale

Yıl
1956
Sayfa
4
Okuma süresi
12 dk
Görüntülenme
0

Konu

Bilim, teknoloji ve meslek tarihi

İlgili: Elektronik ve yarı iletkenler

Anahtar kelimeler

  • hava iletkenliği
  • hava istidlali
  • meteoroloji
  • suni yağmur
  • elektrostatik ölçüm
  • Devlet Meteorolojisi

Özet

Yazar, havanın elektrik iletkenliğinin ölçülmesi yoluyla 3-4 gün önceden hava değişikliklerinin yüksek isabetle tahmin edilebildiğine dair kendi araştırmalarını, uluslararası kongrelerde sunumlarını ve Türkiye'deki Devlet Meteorolojisi ile olan deneyimlerini anlatmaktadır.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Hava İletkenliğinin ölçülmesiyle 3 4 gün önceden Hava

İstidlalinin yapılabilmesindeki yeni inkişef hakkında

1938 ve 1939 senelerinde Ankara'da yap tığımız havanın, elektrik iletkenliğinin ölçül mesiyle c,'( 88 isabetle 1 3 gün zarfında havada vukubutocak bariz değişiklikleri önceden ha ber vennerin kabil olduğu hakkındaki araştır mimiz 1943 de Yüksek Ziraat Enstitüsü Çalış maları No. 126 da "Mahalli hava nakiliyeti nin ölçülmesiyle hava istidlalinin yapılması imkânı hakkında" başlığı altında yayınlanmış tı. Bu çalışmalarda bize kasden hava ınakiliye tine dayanan istidlal süremizin dördüncü günü vukubulan havadaki değişiklikleri nazarı iti baro almamıştık. Bu hem 2 3 gün önceden havada vukubulacak değişiklikleri tesbit ede bilmek, hem de bunu %88 isabetle kaydedebil mek keyfiyetinin, bugüne kadar meteorolojide alışılmış rasadların çok fevkinde olmasından ileri geliyodru. Sen. araştırmalarımız, 4 üncü günün de hesaba katılmasının elzem olduğunu göstermiştir. Yani bu bir teori değil, belki bü tün ilimlerin dayanağı olan deney sonucudur, bir empirik neticedir. Son zamanlarda elde et tiğimiz neticelerden havada beklenen deği şikliklerin kar'.ncı gün vukubu bulacağına da ir malûmat edinmiş bulunmaktayız. Yani ha vadaki elektrik iletkenliğinin belli bir hududa düşmesini müteakip, hangi günde beklenilen değişikliklerin vuku bulması, bu iletkenliğin hangi saatlarda meydana gelmesiyle alâkadar bulunmaktadır. Bir defa hava iletkenliğinin geceleri değişmesinin havada vukubulacak de ğişikliklerle herhangi bir alâkası olmadığı tes bit edilmiştir. Yani ancak sabahtan güneş ba tmcaya kadar iletkenlikte vukubulan azalma yı müteakip 1 4 gün içerisinde hava değiş mektedir. Son zamanlarda bu hâdisenin gü neşdan ara sıra arzımıza gelmekle olan bir kozmik ışm ile bağı olduğu net'cesine varmış bulunuyoruz. Hava iletkenliğinin sabahın er ken saatlarmda elektrostatik birimi ile 8.10 5 etrafına düşmesini müteakip beklenilen hava değişklikleri bir gün sonra meydana gelmek tedir. Eğer iletkenliğin düşmesi şğleye doğru vukubulursa, hava değişmesi iki gün sonra o lur. Şayet hava iletkenliğinin düşmesi öğle den sonra yukarda işaret edilen miktarı bulur sa, o zaman 3 üncü gün havada değişiklik olur.

Akşama doğru, fakat güneş batmadan iletken lik yine aynı raddede düşerse, havadaki de ğişiklik dördüncü günde vuku bulur. Şayet gündüzleri meydana gelen iletkenlik düşmesi yukarda işaret edilen raddeyi bulamazsa ha vada daha hafif değişiklikler vukubulur. Böy le bir durumda tarafımızdan suni müdahale suretiyle yağışların meydana getirilmesinin kabil olduğunu geçen sene yaptığımız suni yağ mur tecrübeleri ile göstermiş bulunmaktayız. Ayrıca havadaki iletkenliğin düşmesi aynı günde çok defa tekrarlanırsa havada bekleni len değişiklikler birbirlerini kovalamakta ve tahlili karışık olmakla beraber hangi iletken lik düşmesine hangi değişikliğin tekabül et tiğini bulmak güç olmakla beraber mümkün dür. Bu noktanın havası sık sık deği şen yerlerde göz önünde bulundurulması icab etmektedir. Hattâ bazı emarelere dayanarak beklenilen değişikliğin yağışa veya fırtınaya delâlet ettiğini bazı ahvalde kestirmek imkânı da vardır. Bazen büyük miktarı bulan iletken liğin azalması kaydedilmekte ve bu durum bilhassa dört mevsimin birbirine geçiş za manlarına Taslamaktadır. Bunları mevsim değişmelerinin ifadesi gibi düşünmek kabil ise de, senedeki mevsim sayısı az olduğundan bu nun kestirilmesi çok sene süren tecrübeleri ge rektireceği aşikârdır. Şimdi hava değişikliği diye neyi kasdetmekte olduğumuzu kaydede lim. Herhangi itiraza sebep olmıyacak bir şe kilde ilk çalışmalarımızda ancak hava değişik liği diye güzel ve açık havanın yağışlı veya fırtınalı hale geçmesi veyahut bunların kesil mesiyle havanın berraklaşması kasdediliyor du. Son çalışmalarımızla teferruat üzerinde de durmağa imkân hasıl olmuştur. Bundan mâda 1948 senesinin dokuzuncu ayından baş lıyarak 1949 senesinin sekizinci ayı başlangı cına kadar gündüzleri vukubulan hava ilet kenliğinin azalmasına dayanarak yaptığımız istidlalin isabet derecesi %92 yi aşmış bulun maktadır. İstidlal neticelerini sübjektif hata lardan korumak maksadiyle Veteriner ve Zi raat Fakültesi profesörlerine ve bazı diğer ya kın arkadaşlara havada beklenilen değişmele ri 1 4 gün önceden haber verir ve isabetin

sevincini birlikte paylaşırdık. Meteorolojinin en büyük emeli, havada vukubulacak deği şiklikleri halka önceden haber vermek olduğu na göre ve araştırma yerimiz bazı müstesna zamanlar hariç hep Ankara'da olduğuna göre buradaki radyo vasıtasiyle haber vermeyi dü şünmüştük. Fakal maalesef Ankara Radyo Müdürlüğü, Devlet Meteorojisinin rasatlarını neşretmekte olduğu hacebiyle bizim rasatla rımızı yayınlamıyacağını bildirdi. Bunun üze rine bir defa Ulus gazetesinde 4 gün önceden yaz gününde rasadımızı yayınladık. Bu rasa dımız, Hamd olsun isabetle neticelendi. İsabet derecesi %92 olduğuna göre aksi tesadüf hava değişmesi olmayabilirdi. Arkadaşlardan biri, eğer yağmur yağmazsa ne yapacaksın, diye sorunca cevaben : "O zaman kıyamet kopa racaklar" demiştim. Filhakika beşinci gün ya kınlarımızdan birisi öğleyin bermutad istira hat toplantımızda: "Hani yağmur yağacaktı?" diye sorunca : "Arkadaş, sen uyumuşsun" demiştim. Bunun üzerine orada mevcut olan lar kendisine yağmur yağdığım ve şimşekler çaktığını söylediler. Bu yağmurlar bilhassa Bahçelievlerde ve onun ötesi Onnan Çiftliğin de vuku bulmuş ve o gün Kızılcahamam'dan gelenler müthiş yağmura tutulmuş oldukları nı bana söylemişlerdi. Ziraat Fakültesi top lantısında yine bir arkadaş aynen : "Hani yağmur yağacaktı " diye bendenize sual tev cih edince, baaa cevap vermeye bırakmadan kendisine başkaları tarafından bunun meyda na gelmiş olduğu teyid edildi. Bu olay beni şu düşünceye sevketmişti : Bu elde ettiğimiz netice Tanrının her kese açık bulundurduğu Gök altında olmayıp küçük bir yerde cereyan etmesi gerekirse, halim ne olurdu?.. Bu bu luş bir habilitasyon mesaisi olduğundan, önce den Avrupalı mütahassıslar tarafından İstan bul Fen Fakültesi ve Yüksek Ziraat Enstitüsü ecnebi profesörleri tarafından incelenmiş ve müsbet raporlar verilmiş ve bunun üzerine Dr. îng. Habil unvanını kazanmıştım. Fakat bu konuda, İstanbul'da toplanan Beynelmilel Si vil Havacılık Kongresinde yaptıığım tebliğ gazetelere aksedince çok tuhaf olarak bazı de dikodular işittiğimden bu emrimi daha büyük çapta olan Brüksel'deki Beynelmilel Geofizik Kongresine ve dünya çapandaki mütahassıslar önünde tebliğe karar verdim. Kongrede ve bu nu müteakip Hamburg'da Devlet Meteoroloji sinin tertip ettiği ve Alman Üniversiteleri ve

enstitüleri ilmî mensuplarının bulunduğu bir konferansda bulduklarımızı arzettik. Fakat her yerde böyle bir buluşun neden şimdiye ka dar memleketimizde tatbik sahasına konma dığını benden sormaları üzerine, yurda dönün ce bizim Devlet Meteorolojisine müracaatta bulundum. Bunun üzerine benden önceden bu nun isbat edilmesini istediler. Epiyce müddet telefonla havada vukubulması beklenilen is tidlallerimizi 1 4 gün önceden kendilerine te lefonla haber verdik. İsabet derecesini kendi leri hesab ettiler ve bu defa isabetin %92 den fazla olduğu görüldü. Fakat biz, çok uzun müddettenberi %92 yi çok aşmadığını görmüş olduğumuzdan, bunun fazlasının nazarı itiba re alınmasının o kadar sıhhatli olmıyacağı ka naatim belirttik. Bunun üzerine, bendeniz tek lif olarak bu usule istinaden yapılan rasatları da kendi bültenlerinde .neşretmelerini istedim ve hatta kendi elemanlarına bu usulü öğrete ceğimi arzettim. Fakat nedense buna yanaş mak istemediler ve fakat aletibir kaç bin lira vermek suretiyle satın almayı teklif ettiler. Yalnız bu teklifin kabulü bence mümkün de ğildi. Çünkü bu aletle birlikte bütün buluş yalnızı adi bir alet şeklinde satılmış olacaktı ki bu, metodun değerini ifade etmekten ka naatımca çok uzaktıı. Geçen sene yaptığımız suni yağmur deneylerine karşı şöyle bir mü talâanın yürütüldüğünü öğrendik: "Havada bulut mevcut değilse nasıl yağış olabilir? Ya ni v,n, şeker, yağ vesaire gibi maddeler mev cut değilse, nasıl helva yapılabilir?..' 'Fakat bir az fizik kanunlarına ve görgüye müracaat edilirse, böyle iddiaların yersiz olduğu derhal anlaşılır. Bir defa fiziğin ikinci ana kanununa göre herhangi bir yerde su buharı fazla olur sa, az olan yere doŞru su buharları hareket et meye mecburdur. Ancak bu şekilde denge te min edilmiş olur. Yani havada bulut olsun, ol masın her zaman su buharı mevcuttur. Teka süf, yani bulutlanma meselesi bambaşka bir olaydır. Su molekülleri pozitif ve negatif e lektriksel kutublan havi bulunduklarından el de ettiğimiz neticeye göre bunların koyun sü rüsü halinde sıralanmak suretiyle bir su mo lekülünün pozitif elektriğinin öteki su mole külünün negatif elektrik kutbuna karşı gel mek suretiyle birbirlerini çekmesine güneşden gelen esrarengiz gayet geçegen bir şua sebep olmaktadır. Bu şekilde bu şua tesiri ile pozitif, negatif halinde sıralanan su. molekülleri bir

birlerni yekmekte ve dolayıaiyle îekâ&'lif yani bulutlanma meydana gelmektedir. Bu birleşme muaytu sayıyı geçince yağış vuku bulmakta dır. Fırtınalarda ise evvelâ hava molekülleri bu ışık tesiri ile kutublu hale gelmekte ve sonra su moleküllerinde olduğu gibi sıralanma ve birbirlerini çekme neticesinde fırtınalar mey dana gelmektedir. Hava değişmelerinde gü neşi nrolü ta eskiden beri bilinen bir haki kattir. Bu ışınların yalınız sıcaklık tevlid et meleri kâfi değildir. Böyle bir durumda fır tına ve yağışların, aynı sıcaklığı havi günlere münhasır kalması gerekecekti. Halbuki hiç de böyle değ.ldir. Diğer taraftan yağışlara yalı nız hava rutubeti amil olsa idi aynı BU buharı ile meşbu olan denizin bir yerinde yağış ve diğer yerinde açık hava hüküm süremezdi.

2 Ekim 1956 tarihli Almanların "Die Welt" adındaki dergisinde şöyle bir haber neşrolunmuştur. Bu haberin başlığı "Suni Yağmur, bulutsuz havadan... Fransa'da yeni buluş. Paris 1 Ekim (AP)" Bu başlık altında ki yazının tercümesi şöyledir : "îki Fransız âlimi Parla İlimler Akademisine kendileri ta rafından keşfolunsjı bir usulü takdim etmiş bulunmaktadırlar. Bu yeni usul bulutsuz bir havada suni yağmur temin etmekten ibarettir. Yani 2 50 hektarlık bir arazide kolay yanan mahrukat yığılır. Bulutlanmaya müsait hava zuhur edince bunlar ateşlenir. Müsait durum havanın az rüzgârlı olması, hava basıncının da sallanır bir halde bulunmasıdır. Görülüyor ki Fransız âlimleri bizim tesbitlediğimiz şua dan daha habersizdirler. Yani eski meteoroloji fisasları üzerine hareket etmektedirler. Ayrıca bizim geçen sene yaptığımız suni yağmur tec rübeleri ve bundan çok eskiden tesbitlediğimiz yeni hava istidlali usulü gereği kadar ecnebi yayınlara intikal etmemiş ve konumuza ken dimizde bir alâka görülmemiştir.

Havanın aynı ışınlar tesiri ile iyiden fe naya ve fenadan iviye çevrilmesi de izaha muhtaçdır. Bundan dolayı bu nokta üzerinde de bir az durakhyalım. Elde ettiğimiz neticeye göre havaarm düzelmesi fena havaların vuku undan daha çabuk meyds.na gelmektedir. Bu nun da sebebi intizamlı bir halden intizamsız bir hale geçmenin ihtimali daha büyük oldu ğundandır. Yani meselâ hastalık çabuk gelir, düzelmesi uzun sürer, öldürmek daha kolay, yaşatmak ise zordur. Bunun gibi yağış ve fır

tınalar da yukarda izah edildiği veçhiyle in tizam halindeki su ve hava molekülleri ayni şua tesiri ile karmakarışık hale geldiğinden ve bu hâdise intiazmsızlığı ifade ettiğinden da ha çabuk olmaktalır. Aynı şua tesiriyle çevril meye mecbur bulunan moleküller katı cisimler de olduğu gibi birden dönemezler. Bundan ö türü bir molekül önce ve diğeri daha sonra dönme hareketini yapacağından pozitif ve ne gatif elektriklerin aralarındaki bağ çözülmek te ve böylelikle dağılma ve dolayısiyle hava düzelmesi vukubulmaktadır. 1948 de yayınla dığımızı söylediğimiz eserde, gündüzleri vuku bulan hava iletkenliği düşmesinin meleoroloji de kullanılan o gün hüküm sürmekte olan ha vanın basıncı, rutubeti, sşcaklığı, buğulaşma sı ve güneşlenmesi ile hiç bir bağı olmadığı gwrülmüştür. Eğer bir bağ mevcut olsaydı ö teki faktörler yardımı ile de c>92 isabetin bek lenmesi gerekecekti. Halbuki diğer usullerle elde edilegelen isabet derecesi oldukça düşük tür. Bizim usulümüzle daha yüksek isabet de recesinin temini keyfiyeti mevcudiyetini keş fettiğimiz büyük polarize etkiyi havi güneş kosmik şuasının hava değişmelerinde birinci faktör olduğuna bir delildir. Bununla meleoro Iojide elde edilegelen başarıları küçümsemek hiç bir zaman aklımızdan bile geçmez Fakat bizim usulün meterolojide tatbiki rasat isabe tini ve sıhhatini yükselteceğine kani bulun maktayız. Meselâ bizim usul ile elde edilebile cek yağış miktarı hakkında bir söz sşylemek ten aciziz. Bununla beraber suni müdahale şeklinde yağış temin edilince bunu müteakip daha az şiddeti havi aynı ışık tesiri ile yağış ların devam ettiği görülmüştür. Memleketimiz 11 13 senelik güneş lekeleri periodunun tev lid ettiği kurak zamanın azami noktasına ge çen sene ulaşmış bulunduğundan suni yağmur deneylerimiz için bu zamanı seçmiştik. Hem de yazın kurak zamanı ve harman mevsmine bu deneylerimiz rasladı. Ankara civarındaki köylerden "Hoca Efendi köylüleri, tecrübeler devam etmes'n harmam kaldıramıyorruz" diye. bir kaç kişiyi bana göndermişlerdi. Gü neş lekesinin yağışlarla bir bağı olduğu, gü neşde hüküm süren sıcaklığ\n düşmesiyle da ha fazla iyonize ve belki de polarize eden dşdk larm yayması ve bunlarla hemahenk kurak ve yağış periodların vukuu biz'm elde ettiği miz hava değişmelerine âmil olan, güneş koz mik ışığı hadisesini destekler mahiyettedir.

Nebatların bel bağlamış oldukları ilkbahar ve sonbahar yağışları da türlü ışınların tesi rinin birbirine engel olacak mahiyetlernden ileri gelmeite olduğu neticesine gece gündüz yaptığımız deneylerle varmış bulunmaktayız Fotografi sahasında Herschel adı ile anılan ve fakat mekanizması belli, olmayan bir ef fekt vardır ki orada dalga uzunluğu kısa o lan ışınların tesirini bundan daha kudretsiz olan, ışınlarla azaltıldığı malûmdur. Aynı şe k'ldg hava değişmesine âmil olan geçegen ışı nın tesirinin geçegen olmıyan ışınlarla göl gelendiği neticesini, Alanya mağarasında ve evimizde gece gündüz yaptığımız deneylerle tesbit etmiş bulunmaktayız. Bu hususta ge çen sene Bioloji Enstitüsünde ve Tıp Fakül tesinde verdiğim (konferanslarda bu ışınların biyoloj'k etkileri üzerinde durmuştum. Bilâ hare bu eser, Ankara Üniversitesi tarafından yayınlanmış bulunmaktadır.

Hava iletkenliğinin düşmesinden fayda lanarak hava istidlâTnin yapılabilmesi imkâ nı bazı hususî hallerde çok önem taşır. Her hangi bir sebeple, meselâ harb dolayısiyle bazı komşu memleketlerden hava durumuna ait haber alınamayınca, meteorolojide bü yük önemi haiz olan sinoptik usulün tatbik imkânından mahrum kalınacaktır. Bu tak dirde istidlalin, isabet derecesi çok düşecek tir, Halbuki hava iyonizasyonu temeline da yanan rasat, havada vuku bulacak değişik liği tesbit için, bir elektrometre ve bir kro nometre ile oturduğumuz bir odada yapılabi lir. Demek bu usul gayet ıkolay ve ucuzdur. Hesap işinden kurtulmak için de elektromet re ibresinin belli bir cetvel arasındaki düşme gn.Tinn.Tii o gün daha evvel yapılan ölçülerin takriben 2 mislini bulunca gelecek değişiklik lere hükmetmek için yetişir. Fakat bu deney ler esmasında elektrometrede mevcudiyeti mecburi olan yalıtkanın suni bir şekilde po lârize obuasından, sakınılmalıdır. Çünkü biz güneşten gelen o esrarengiz kozmik şuam po larize etkisini Ölçmek isterken kendi yaptığı mız polarizasyon, dolayısiyle onun mevcudi yet'ni gözden kaçırmış olacağız. Bu noktaya önceden gereği gibi dikkat edilmemiş olması dolayısiyle bugüne kadar gözden kaçmış bu lunuyordu. Bizim yaptığımız deneyler yalnız Ankara'ya mahfisus değildir. Aynı hadisenin dağlık mıntıka olan Erzurum'da ve deniz;

mıntıkası olan İstanbul'da ve yurdumuzun başka yerlerinde de var'd olduğunu görmü şüzdür Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü cilt 9, sayı 1 (17) 1£47 de yayımladığımız "Fizik Bakımından Radiobioloji, Tıbbî Radi yestezi, Hava Elektrisitesi ve saire" adlı eser ler ve bu konulardaki bazı yayınlar hak kında" ki eserimizde bunu neşretm'ş bulun maktayız. Bu eserde bilhassa işaret etmiş ol duğumuz üzere yalıtkanlardaki polarizasyon olayının, mühim sapınçlara ve yanlışlıklara sebebiyet vermekte olduğu üzerinde İsrar la durmuş bulunuyoruz. Elektrometrenin ya lıtkanında meydana gelen suni polarizasyon, ölçmek istediğimiz ânrli yanlış bir tarzda tef sire sebep olagelmiştir .Bu, kendiniz tarafın dan meydana getirilmekte olan, p'olarize etki, kondansatör temeline dayanan elektrometre ve sayaçlarda daima zararlı olagelmiştir. Böyle ölçülerde basit fiz'k prensibinin ihlâl edilmekte oldutu görülmektedir. Yani ölçü aygıtlarının ölçülen olaya mümkün olduğu kadar tesir etmemeleri gerekir. Bundan do layı çok ihtiyath olmağa davetimiz mazur gö rülmelidir. Bu alanda ne kadar ihtiyatlı dav ranılırsa o kadar yerinde bir hareket olaca ğını 1943 senesinde yayımladığımız yukar da adı geçen esern 7 nci sahifesinde arzetti ğimiz bir faraday kafesi içerisinde tecrid e d'lmiş bir halkadan dışa çıkan tel vasıtasiy le elektrometreyi yükleyerek bu polarizasyon olayının, ölçüye tesir etmekte olduğunu isbat etmiş bulunmaktayız. Bu güne kadar ışınla nniyonize etkisi çok incelenmiş ve fakat iyo nizeden önce meydana gelmesi mecburi olan elektriki polarize üzerinde durulmamıştır. Halbuki polarize iyonizenin ilk basamağıdır. Yani önce polarize, sonra iyonize vuku bulur. Işınların polarize etkisi yalnız cansız madde lere münhasır değildir. Canlı vücutlara bü yük tesir etmekten ari olmadıklarını baz» yaptığımız deneylerden öğrenmiş bulunmak tayız. Filhakika canlı vücudda cereyan eden maddî hadiselerin fizik ve kimyevî kanunla ra göre yol tuttuğu bir çok deneylerle sabit tir. Fakat hayatın fiziğin ikinci ana kanunu ile mücadele halinde bulunduğunu önceden yayıladığımız bir makalede mevzuu bahs et miştik Buna rağmen fiziğin sakım kanunla rına hayattaki bir vücudun dahi boyun et dlgl varittir. Prof. Dr. ing. Said Ali Ankara