Elektrik Mühendisliği · Sayı 468 · Mayıs 2021
EMO’dan
Toplum, demokrasi ve emek Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 2021
- Sayfa
- 2
- Okuma süresi
- 4 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Mevzuat ve hukuk, Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı
Anahtar kelimeler
- Koronavirüs pandemisi
- İstanbul Sözleşmesi
- Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü
- aşı politikası
- Boğaziçi Üniversitesi
- EMO Yönetim Kurulu
Özet
EMO Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Pala, pandemi sürecindeki iktidar politikalarını, demokrasi ve hukuk ihlallerini, İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmeyi ve aşı üretiminin dışa bağımlı hale gelmesini eleştirerek derginin bu sayısındaki pandemi dosyasını tanıtıyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Bülent Pala EMO 47. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı
Ülkemizi etkisi altına alan Koronavirüs salgını nedeniyle sağlığımız ve geleceğimiz için büyük endişeler yaşadığımız bir dönemden geçiyoruz.
Her alanda olduğu gibi salgın döneminde de samimiyetten uzak politikalarını sürdüren, gerekli bilimsel tedbirleri almayan iktidarın “ne olursa olsun çarklar dönsün” anlayışıyla sermayeden yana tavır alması sonucu salgındaki yükseliş tetiklenmiştır. Ekonomik kriz ortamında yaşam mücadelesi veren geniş halk kesimlerinin koşulları giderek ağırlaşmaktadır. Salgının yarattığı olumsuzluklara rağmen yurttaşların taleplerini görmezden gelen iktidar elbette halkın asıl sorunu olan yoksulluk, işsizlik ve geçim sıkıntısına çare üretememektedir.
Pandemi bahane edilerek uygulanan baskı ve yasaklar her geçen gün artmaktadır. İktidar, yasakları, salgını önleme amacından saptırarak, toplumsal sesi baskılamak, çoğunluğu etkisizleştirmek için kullanmaktadır. Salgın gerekçesiyle emekçilerin her türlü hak arayışı, mücadelesi ve meydanlara çıkması engellenmekte, sorunlar ve taleplerin dile getirilmesine izin verilmemektedir. En ufak muhalif çıkış, ölçüsüz kaba kuvvetle sindirilmeye çalışılmaktadır. Ulusal bayram kutlamaları, grev ve mitingler iptal edilmektedir. Oysa aynı yasaklar iktidar ve çevresi için geçerli olmamakta, AKP kongreleri tıklım tıklım dolu salonlarda yapılırken, tarikat liderlerinin cenazelerine, bakanlarla birlikte yüzlerce kişinin katılması “normal” karşılanmaktadır.
Enflasyon ve işsizlik korkutucu biçimde yükselmiş, yığınlar salgın karşısında “aç kalmaya ya da ölmeye” mecbur bırakılmıştır. Uygulanan yanlış politikalar, geç başlayan ve aksaklıklarla ilerleyen aşılama ve bir türlü tam kapanmaya gidilememesi yaşanan sorunu içinden çıkılamaz hale getirmiştir. “Tam Kapanma” olarak sunulan ancak birçok sektörün muaf tutulduğu süreç ise yönetim ve altyapı zaafiyetleri nedeniyle karmaşayı daha da büyütmüştür.
Teknolojik gelişme ve bilimin yok sayıldığı, üretimin olmadığı ekonomik düzen krizi derinleştirmekte ve bunun bedelini de halk ödemektedir. Ağır koşullar altında yaşam mücadelesi veren geniş halk kesimlerini merkeze alan politikalar üretilmeden sorunların çözülmesi mümkün olmayacaktır.
Değerli üyelerimiz,
Pandemi bile yandaş sermayenin karını artırmak için kullanılmıştır. Geride bıraktığımız dönemde Kanal İstanbul Projesi için ilk ihale yapılmış, Mersin’de nükleer santral inşaatına devam edilmiş, Rize İkizdere’de doğayı katledecek taş ocağına izin verilmiştir. Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ın görevden alınması sürecinde ortaya atılan ve muhalefet partilerinin sık sık dile getirdiği Merkez Bankası rezervlerinden 128 milyar doların satıldığı iddiası gündemdeki yerini korumaktadır. Bu konuda halen tatmin edici bir açıklama yapılamamıştır.
Pandemiyi kendi iktidarını pekiştirme aracı haline getiren iktidar, antidemokratik uygulamalarda da sınır tanımamıştır. HDP’nin kapatılması için iddianame hazırlanması, HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülerek gözaltına alınması bu uygulamaların nerelere varabileceğini gözler önüne sererken, geceyarısı alınan bir kararla İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldığı açıklanabilmiştir.
TBMM tarafından onaylanarak yasalaşan uluslararası bir sözleşmeden Cumhurbaşkanı kararıyla, tek taraflı çekilmek hukuki olmadığı gibi Anayasa’ya da aykırıdır. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmek demek, kadına ve çocuğa yönelik şiddet, ci-
nayet, istismar ve tecavüzle mücadele etmekten vazgeçmek, şiddete uğrayanları güvenceden yoksun bırakmak anlamına gelmektedir. Bilinmelidir ki sözleşmenin gereklerini yerine getirmek yerine sözleşmeden çekilmeyi tercih eden siyasi iktidar, bundan sonra kadınlar ve çocukları hedef alan tüm şiddet ve cinayetlerin de sorumlusudur.
Bugün yaşadığımız, bir bakıma kapitalizmin tüm dünyada yarattığı eşitsizlik, sömürü ve doğaya yönelik yıkımın sonucu olarak değerlendirilebilecek salgın süreci, yine en çok kapitalist politikalarla geri bırakılmış ülkeleri, açlık ve yoksulluk çeken halkları olumsuz etkilemiştir. Özellikle otoriter rejimlerin elinde toplumu kontrol etme aracına dönüşen salgına karşı çeşitli firmalar tarafından aşı geliştirilmiş olsa da dezavantajlı ülkelerin aşıya erişememesi zengin ülkeler ile yoksullar arasındaki uçurumun daha da büyümesine neden olmuştur. Ne yazık ki Türkiye de aşıyı dışarıdan almak zorunda kalan ülkeler arasında yer almaktadır.
1930’lu yıllardan itibaren aşı üretme konusunda başarılı çalışmalar yapan ve yıllarca aşı ihtiyacını karşılayan Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü, “Sağlıkta Dönüşüm Projesi” kapsamında atıl hale getirilmiş ve 2011 yılında da tümüyle kapatılmıştır. Böylece şehir-şirket hastanelerinin rantı uğruna toplumsal aşı politikası ve aşı üretimi büyük ölçüde ortadan kalkarken, aşı konusunda tamamen dışa bağımlı hale gelinmiştir. Koronavirüs salgını ise tıp alanı başta olmak üzere bilim ve teknoloji yatırımları ile bağımsız araştırmaların ne denli önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Gelişme ve ilerlemenin temelinde eğitim vardır. Ne yazık ki eğitim sistemine yıllardır sistematik olarak yapılan gerici müdahaleler, düşünen, sorgulayan ve üreten nesiller yetiştirilmesini engellemekte; yetişmiş insan gücü de olanaksızlar, yaratılan baskı ortamı, demokrasi ve hukuka aykırı uygulamalar gibi nedenlerle yurtdışına kaçmaktadır. Özerk, özgür ve demokratik bir kurum olması gereken üniversitelere yönelik bakış açısı “Boğaziçi’ne rektör ataması” ile somutlaşan iktidarın demokrasi yerine biat kültürünü tercih ettiği ortadadır.
Liyakat yerine kayıtsız şartsız itaat ve sadakati temel alan bu yaklaşımla bırakın bilim ve teknolojide ilerlemeyi, varılabilecek tek yer ortaçağ karanlığıdır. Gelecekte güçlü, demokratik, özgür ve üreten bir Türkiye istiyorsak, bilimsel ve laik eğitime, cumhuriyetin kurumlarına sahip çıkmak; birlikte ve güçlü bir demokrasi mücadelesi vermek bugün her zamankinden daha önemlidir.
Elektrik Mühendisliği Dergimizin bu sayısında “Pandemi Süreci ve Sonrasındaki Teknolojik Gelişmeler ve Yeni Yaşam” konusunu dosya konusu olarak işliyoruz. Bu kapsamda işsizlikten salgın yönetimine, yeni teknolojilerden yükseköğretime, uzaktan çalışma biçimleri ve EMO üye anketlerine varıncaya dek geniş bir yelpazeyi içeren yazıları dergimizde bulabilirsiniz.
Pandemi birçok alanda hayatımızı, belki de bir daha hiç geriye dönülemeyecek şekilde değiştirmiştir. Maske, mesafe ve temizlik en önemli unsurlar haline gelmiş; eğitim, sağlık, çalışma yaşamı ve ticaret başta olmak üzere birçok sektörde yöntem farklılaşmasına gidilmiştir. Koronavirüs ile mücadelenin uzun soluklu bir süreç gerektirdiğinin bilinciyle, bilimsel veriler ışığında gerekli önlemler bir an önce alınmalı, aşılama konusundaki yetersizlikler giderilmeli ve artık salgının önüne geçilmelidir.
Ülkemizin bu zor süreci en az kayıp ve zararla atlatabilmesini umut ediyoruz.
Dergimizin hazırlıklarında emeği geçen editörlerimize, Yayın Kurulu’na, makale yazarlarına ve EMO Basın Birimi’ne teşekkür eder, keyifli okumalar dileriz.
Saygılarımla.