Elektrik Mühendisliği · Sayı 241 · Ocak 1977

OLAYLAR - YORUMLAR

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Haber ve etkinlik

Yıl
1977
Sayfa
6
Okuma süresi
20 dk
Görüntülenme
0

Konu

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

İlgili: Nükleer enerji, Toplum, demokrasi ve emek

Anahtar kelimeler

  • TEK
  • ÇEAŞ imtiyaz kararnamesi
  • Danıştay
  • Antalya nükleer santral
  • SİSAG grevi
  • TÖB-DER

Özet

EMO'nun ÇEAŞ imtiyaz kararnamesine karşı açtığı davaya yönelik baskılar, Antalya'da kurulması planlanan ilk nükleer santral haberi, EMO İstanbul Şubesi'nin nükleer santral eleştirisi ile SİSAG grevi, teknik eleman derneklerinin birleşme çabası ve üniversitelere yönelik faşist saldırılar gibi dönemin çeşitli olay ve yorumlarını derleyen bir bülten yazısı.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

yogrn

BHKRnilK TEKE

VRPIVOR

Türkiye Elektrik Kurumu'nun ÇEAŞ İmtiyaz Kararnamesi aley hine açtığı davayı geri alması için, kurum üzerindeki baskı girişimleri üzerine Odamız bir basın açıklaması yaptı. Açıkla mada şöyle denildi:

Ülkemizde sermaye iktidarların ca yıllardır izlenmekte olan dışa bağımlı ve çarpık enerji politikası MC döneminde de ay nı şekilde sürdürülmektedir. Bu politika gerek yeni üretim ünitelerinin seçiminde, gerek se ülkemizde elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtımının yönetilmesinde açık bir şekilde görülmüştür. Son ve somut örnek 18 Mart 1976'da yayınlanan Çu kurova Elektrik A.Ş.'nin imti yazlarını genişleten kararname dir. Bilindiği gibi 25 Ekim 1970 yılında yürürlüğe giren bir ya sayla TEK kurulmuş, ülkemizdeki elektrik enerjisi üretim, ile tim, dağıtım ve satış işleri bu kuruluşa verilmişti. TEK ya sasında ayrıca imtiyaz süreleri sonunda imtiyazlı şirketlerin TEK'e devri de öngörülmüştü. Bu

durumda 18 Mart 1976 imtiyazı genişletme İr a r a m ara» s i TEK ya sasına aykırı olduğu gibi, bir geriye dönüş niteliği de taşı maktadır.

Odamız bu konuda ayrıntılı ça lışmalar yaparak basın yoluyla konunun kamuya açıklanmasını sağlamıştır. Ayrıca birçok par lamenter ve konuya taraf olan larla temas ederek kararnamenin iptali yönünde temaslarda bu lunmuştur.

TEK ve ilgili belediyeler Da nıştaya başvurarak söz konusu 18 Mart 1976 kararnamesinin ip tali için bir süre önce dava açmışlardır. Danıştay Dava Dai releri Genel Kurulu konuyu in celeyerek 17 Aralık 1976 günü imtiyaz sözleşmeleri ile ilgi li olarak yürütmeyi durdurma kararı almış bunu ilgili taraf lara tebliğ etmiştir. Ayrıca Enerji Bakanlığından konuyla ilgi mütalaa istenmiştir. Gelen mütalaayı inceleyen Danıştay bu kez yürütmeyi durdurma kara rını dava sonuna kadar uzatmış tır.

Danıştayda dava bu şekilde sü rerken TEK ve Bakanlık arasında gerginlik artmıştır. TEK'e da vayı geri alması için çeşitli Kanallardan baskı yapıldığı Oda mızca da gözlenmektedir. Danış tay in TEK yasasının özüne uygun olarak aldığı bu kararın sonuca ulaşmasını engellemek amacıyla TEK'e yapılan yasadışı baskı ve girişimlerin karşısında olduğu muzu kamuoyuna duyururuz.

ANTALYA DA

NÜKLEER

SANTRAL

KURULACAK

Yılda 4 milyar kilovatsaat'm üzerinde enerji üretecek olan Türkiye'nin ilk nükleer enerji santralı, Antalya'nın Serik i l çesi yakınlarında kurulacaktır.

600 megavat gücünde olacak Tür kiye'nin ilk nükleer enerji santralının temeli 1977 yılın da atılacak, 1984 yılında da hizmete girecek. Yetkililerin verdiği bilgilere göre, bunu birkaç y ı l arayla kurulacak di ğer nükleer enerji santralları izleyecektir.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Ba kanlığı yetkilileri, Türkiye'de kurulacak ilk nükleer enerji santrallarının ön çalışmaları i l e fizibilite etüdlerinin ta mamlandığını belirtmiştir. Ve rilen bilgilere göre, 1975 yı lında proje ihale ve kuruluş safhasında işbirliği yapmak amacıyla üç İsviçre ve bir de Fransız firmasından oluşan mü şavirlik mühendislik grubuyla anlaşma yapılmış ve ihale şart namesi de hazırlanmıştır.

bir yayın

TÜRKİYE'DE ELEKTRİK ENERJİSİ SORUNU VE AYRICALIKLI ŞİRKETLER

Geçtiğimiz ay içerisinde Odamızca "Türkiye'de Elektrik E nerjisi ve Ayrıcalıklı Şirketler Sorunu" başlıklı bir ki tap yayımlanmıştır.

Ayrıcalıklı şirketlere ilişkin olarak bugüne kadar çıkarı lan yasaların, kurulan şirketlerin tarihçesinin incelendi ği ve yabancı ülkelerdeki uygulamalarla karşılaştırmaların yapıldığı kitapta, Çukurova Elektrik A.Ş. de ayrıntılı o larak incelenmiştir.

Kitap, elektrik üretim iletim ve dağıtımının tek bir kuru luş elinde toplanmasının ve bu faaliyetlerin merkezî bir planla yapılmasının gerekliliğini vurgulamakta, Çukurova Elektrik A.Ş.'ne haksız olarak verilen ayrıcalıkları açık ve ayrıntılı bir şekilde anlatarak kamuoyunun ve yetkili lerin dikkatini konuya çekmektedir.

(TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Yayını, No.20, 38 Sayfa, Fiyatı 7,5 TL )

ÖZ KAYNAKLARIMIZ EN VERİMLİ BİÇİMDE KULLANILMAZKEN, TÜMÜYLE DIŞA BAĞIMLI NÜKLEER SANTRALLARIN ÜLKEMİZİN ENERJİ İHTİYACINI KARŞILAMAK ÜZERE TEMEL KAYNAK SAYILMASI YANLIŞTIR"

Türkiye'nin ilk nükleer santra lının kurulacağına ilişkin ha berler üzerine, Elektrik Mühen disleri Odası İstanbul Şubesi, ülkemizde nükleer santrallarm kurulmasına ilişkin görüşlerini bir basın açıklamasıyla kamuoyu na duyurdu. Açıklamada şu gö rüşlere yer verildi:

" İ l e r i teknolojiye sahip ve enerji üretimi için giderek öz kaynaklarını tüketmiş ülkelerde gelecekteki elektrik enerjisi sorununa bir çözüm olarak görü len nükleer santralların bugün için çok sayıda uygulaması var dır. Nükleer artıkların insan sağlığına zararlı yan etkileri ve çözüm yolları halen dünya kamuoyunda ve teknik düzeyde tartışılmaktadır.

Yapılan planlamalar ülkemizin enerji talebinin 2000 yılları na kadar, bilinen öz kaynaklar la karşılanma olanağının bulun duğunu göstermektedir. Türkiye bugün hidrolik enerji potansi yeli açısından Avrupa'da üçün cü s ı r a d a d ı r . Buna karşılık bu potansiyelden yararlanma oranı ancak Keban'ın 1975 yılında devreye girmesi i l e yüzde 3,5' tan yüzde 10'a çıkmıştır. Bili nen linyit rezervlerinin büyük bir kısmı özel sektör elinde kâr amacına yönelik»sorumsuz ca harcanmaktadır. Rezervlerin araştırılması yetersizdir. Bü tün bu kaynaklar verimli bir şekilde kullanılmazken, tekno lojisi her geçen gün gelişerek daha ekonomik boyutlar kazanan nükleer santrallar, ülkemiz için bugün teknolojisi ve gir disi ile dışa bağımlı bir yapı ya sahiptir.

Acil hayati bir öneme sahipmiş gibi, enerji üretimi için bu santralların hemen kurulmasını isteyenler, i l e r i ve ekonomik bağımlılığı olmayan ülkelerin bile kendi öz kaynaklarını kullanarak, nükleer santrallar teknolojisini ve gelişimini izleyerek, en ekonomik olanak

ları a r a ş t ı r ı r durumda oldukla rını görmezlikten gelmektedir ler.

Odamızın nükleer santrallar konusundaki bu görüşleri bu santrallar hiç kurulmamalıdır anlamına gelmez. Ancak, öz kay naklarımız bütün rezervleri ile birlikte kapasiteleri saptanıp en verimli ve sonuna kadar kul lanılmadan, nükleer santralla rın, bugünkü aşamada ülkemiz için enerji ihtiyacının karşı lanması açısından temel alınma sı yanlıştır."

SİSAG GREVİ BAŞARIY A ULAŞTI

SİSAG grevi, 27 Ocak 1977 günü SİSAG çalışanlarının zaferi ile sona erdi. Sosyal lş Sendikası na üye SİSAG teknik elemanları nın 5 Ekim 1976'da başlattıkla rı grevin gelişimine ilişkin ayrıntılı haberler geçmiş sayı larımızda yer almıştı. Bakanlar Kurulunun "milli güvenlik" ge rekçesiyle grevi erteleyen ka rarını Danıştay'ın iptal etme sinden sonra, SİSAG yöneticile ri, Hacettepe Vakfı yönetimi tarafından değiştirildi ve grevin 111.gününde toplu iş sözleşmesi imzalandı.

Toplu sözleşmenin getirdiği ekonomik kazanımların yanısı ra, örgütlenme sırasında işten çıkarılan 9 işçinin işten çı karılmamış gibi işlem görmesi, bir suçtan dolayı işten çıkarma yetkisinin yalnızca disiplin kurulunda olması gibi güvence ler de önem taşıvor.

SİSAG direnişçilerinin başarı sında, toplu sözleşmeyle kaza nılan ekonomik haklar ve güven celerin ötesinde vurgulanması gereken asıl önemli nokta, tek nik elemanların bu boyuttaki zorlu bir grevi sonuçlandıra bilmiş olmaları. Gerek sendi kal haklara sahip oldukları halde örgütsüzlük yüzünden bu hakları kullanamayan, gerekse henüz bu sendikal haklara ka vuşmanın mücadelesini vermekte olan teknik elemanlar için SİSAG başarısı, olumlu bir de neyim niteliği taşıyor.

200 BİN KAMU GÖREVLİSİ TEK ÇATI ALTINDA BİRLEŞİYOR

Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB DER), Tüm Memurlar Birleşme ve Daya nışma Derneği (TÜM DER), Tüm Sağlık Personeli Dayanışma Derneği (TÜS DER) ve Tüm Tek nik Elemanlar Derneği (TÜTED)' in başkanlar düzeyinde yaptığı ilk toplantıda birleşmenin i l keleri ve ortaya çıkan sorun lar gözden geçirilmiş ve fede rasyon konusunu görüşmek üzere bir teknik komite kurulması kararlaştırılmıştır.

Her dernekten ikişer kişiden oluşan teknik komite, çalışma ları sırasında, işçi memur ay rımı konusundaki son gelişme lerin yarattığı sorunları, iş kolları yönetmeliğinin değer lendirilmesini ve kamu perso nelinin sendikal haklara kavuş ması yolunda sürdürülen uğraşı nın yasal ve teknik yönlerini ele alacak ve bir ön rapor ha zırlayacaktır.

Üye sayısı 200 bine yaklaşan dört demokratik k i t l e örgütü federasyon halinde birleşmek için görüşmelere başlamıştır.

TÖBDER Genel Başkanı Gültekin Gazioğlu'ndan gelen tek bir federasyon altında toplanma çağrısı grevli, toplu sözleş meli sendikal hakların sağlan ması yolunda bir aşama olarak nitelendirilmiştir.

BİR ÜYEMİZ SALDIRIYA UĞRADI

İskenderun Demir Çelik Fabrika ları elektrik bakım onarım mü hendisi, üyemiz Metin Durusoy 11 Aralık 1977 gecesi evine dö nerken sayıları onbeşi bulan bir grup faşistin saldırısına uğradı.

Çevrenin tenha olmasından ya rarlanan saldırganlar Durusoy' un yolunu keserek ellerindeki demirlerle vurmaya başladılar. Saldırılarını üyemizin sığın dığı dükkanda da sürdüren bu kişiler çevreden yetişenler ta rafından engellendiler. Durusoy 10 günlük hastane raporu aldı ve saldırganların yakalanması için savcılığa başvurdu.

ÖĞRENİM KURUMLARINA YÖNELEN BASKILAR ve ÖĞRETİM ÜYELERİNE DÜŞEN GÖREV

Yeni yıla ülkemiz faşist saldı rıların daha da yoğunlaştığı bir ortamda girdi. Gün geçmi yor ki ilerici, devrimci üni versite öğrencilerinden bir ikisi öldürülmesin. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden iki stajyer doktor öğrencinin pusu kurula rak öldürülmeleri ve ÎTÜ İnşaat Fakültesi son sınıf öğrencisi, Teknik Güç Dergisi yazı işleri müdürü Zeki Erginbay'in önce kaçırılıp sonra işkence edile rek hunharca katledilmesi cina yet halkalarının sonuncuları. Can güvenliği ve öğrenim özgür lüğü ortadan kalktı. Yüksek öğ renimdeki öğrencilerin çok bü yük çoğunluğu ders yapamaz du rumdalar.

MC'nin üniversitelerin açık tu tulması ama eğitimin yapılama masını amaçladığını gösteren birçok belirti var. Ülkü Ocak ları yöneticilerinin ve MHP'nin sürekli olarak üniversitelerin kapalı kalmalarının getirdiği her türlü kayıptan üniversite yöneticilerini sorumlu tutan demeçleri bu belirtilerin en belirgini. Bir de, eğitimini uzunca bir süredir kesintisiz sürdürebilen ODTÜ'yü açmazlara sürükleme girişimini eklemek gerekli. Rektör İlgaz Alyanak' m yasalara aykırı olarak Mü tevelli Heyetince görevinden alınması üniversitenin karışma sını ve burada da eğitimin tü müyle aksamasını amaçlıyordu. 5u oyuna gelinmedi.

limdi, özellikle Ankara Üniver ;itesi Senatosunun hükümete, iniversite olaylarına ilişkin ılarak verdiği muhtıranın ar

dından gelinen durum şu: Kapı larında panzerlerin, jandarma birliklerinin ve pekçok poli sin beklediği, üniversiteden çok karakolu andıran eğitim ku rumları ve yalnızca polisiye önlemlerle eğitimi devam ettir me çabası. 200 300 kişilik ders liklere giren 30 40 kişiyle acıkmış izlenimi veren okulla rın bu durumlarını ne kadar ko ruyacakları ise meçhul.

Üniversiteye yönelik saldırıla rın öğrencilerden başka, gide rek öğretim üyelerini de hedef alması yeni yılın ilk ayında gözlenen bir diğer olgu. İTÜ Gümüşsüyü binasında, Temel Bi limler Fakültesi Dekan Vekili Profesör Münir Ekonomi, Gemi İnşaat Fakültesi Dekanı Profe sör Teoman Özalp ile Temel Bi limler Fakültesi Doçenti Esin İnan'in polis tarafından dövül mesi, birçok öğretim üyesinin faşist komandolarca tartakla nıp hakaret görmesi saldırıla rın yepyeni boyutlara vardığını belirliyor.

Faşizm toplumun tüm kesimlerine, ayrım gözetmeksizin azgınca sal dırmaya devam ediyor.

Üniversite ve yüksek öğrenim kurumlarındaki bu kaygı verici gelişme, üniversite özerkliği, bilimsel araştırma ve öğrenim özgürlüğü sorunlarını bugün her zamankinden daha can alıcı önem de gündeme getiriyor. Öğrenim kurumlarının kaba kuvvete daya nan gerici saldırılar karşısın da nasıl savunulacağı, demokra tik üniversite mücadelesinin biçim ve hedeflerinin ne olaca ğı, buralarda çalışanların tü münce düşünülmek durumunda.

Faşizmin üniversite ve yüksek okullardaki saldırıları, tüm çalışanlar üzerindeki, emekçi halkımız üzerindeki kaba kuvvet girişimlerinin, terörün bir parçasını oluşturuyor. Bu yüz den üniversitelerin savunulma sı, ülke düzeyindeki antifaşist mücadelenin genel boyutları içinde düşünülmeli. Bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinin bir parçasını oluşturmalı. Bilim adamları, eğitimciler, özgürce düşünebilme, araştırma yapabil me ve bilgi üretme haklarını cesurca savunabilmeliler.

Bütün bunlara karşın üniversi te ve yüksek okul öğretim üye lerinin büyük çoğunluğunun sus kunluk, kararsızlık ve umursa mazlıktan arındıklarını söyle mek zor. Öğrencilerin dershane lerde kurşunlanmasını, profe sörlerin coplanmasını, eğitimin tüm olarak işlemez olmasını karşıt görüşlü öğrencilerin ça tışmalarının sonucu olarak gör mek ve böyle göstermeye çalış mak öğretim üyeleri arasında hâlâ geçerli açıklamalar ola biliyor. Faşist saldırılar kar şısında pasifizmin, umursamaz lığın, saldırganları daha cü retli yapacağı ise açık.

Ülkemizin çıkmazlara sürüklen mek istendiği, karanlık dönem lerin ayak seslerinin duyuldu ğu bugünün koşullarında, fildi şi kulelerde salt bilimsel uğ raş istek ve çabası yarının ge tireceği felaketlerin bugünden hazırlanmasına ortak olmaktan başka bir anlam taşımıyor.

Bilim adamları kendi yaratıcı

zekâlarına, bilgi üretme yete

neklerine ve bilimsel çalışma

ları için harcadıkları emeğe

duydukları saygı oranında, ça

lışma koşullarını yaratma ve

titizlikle savunma görevini de

üstlenmelidirler. Onların yeri

tekellerin sömürüsüne, faşizmin

baskı ve zulmüne karşı savaşan

emekçi halkımızın yanıdır. Şu

rası açık; bilimin toplum yara

rına işlev görmesi, bilginin

yaygınlaşması, bilim adamları

nın ürettikleri değerlerin de

netimine de sahip olmaları, ger

çek anlamda emekçi halktan yana

bir iktidarın kurulması ile ola

naklıdır. Bu amaç için mücade

lenin bugün eğitim ve öğrenim

kurumlarında çalışanların önüne

koyduğu somut görev, kurumları

nı faşist işgale karşı, örgüt

lülük koşuluyla ve genelde ve

rilen bağımsızlık ve demokrasi

mücadelesinin boyutları içinde

cesurca savunmaktır. Bunun yo

lu, öğretim üyelerinin TÜMÖD,

TÜMAS gibi demokratik örgütle

rine sahip çıkmalarından, örgüt

lerini güçlendirmelerinden ve

ekonomik demokratik mücadelele

rini tüm çalışanların benzer

mücadeleleriyle koşut kılmala

rından geçiyor. Güncel görev

budur.

.

türkiye sanayiinin çıkmazı

"Kimya sanayii ve teknolojisi ülkemizdeki "sınaî yapının ve teknoloji transferinin en ti pik örneğini vermektedir.

Sınaî yapımızın belirgin özel likleri; iç pazara dönük, tüke tim malları üretiminin ve il kel teknolojinin hakim olduğu dışa bağımlı ve yabancı sermaye nin güdümünde olmasıdır. Kimya sanayii sabun, deterjan, ilaç, kozmetik gibi tüketim malları nın yüzde 50 pay aldığı ve yüz de 90 kârlılıkla çalışan bir sanayi dalıdır. Ayrıca sanayi dalındaki ara malı üretimi bü yük oranda tüketim mallarına dönüktür.

Bu sanayi dalının en önemli özelliklerinden biri de dışa bağımlı ve yabancı sermayenin egemenliğinde ve güdümünde ol masıdır. Doğrudan dışa bağım lılık oranı (yani ara malları yolu ile bağımlılığı gözönüne alınmadan) yüzde 43'tür. Top lam yabancı sermayenin yüzde 18'i birinci sıra ile bu sana yi dalında toplanmaktadır.

Bugün üretimde bulunan 25 büyük kuruluşun sermayesi içerisinde yabancı sermayenin payı yüzde 5A, bu kuruluşları da içine alan 109 kuruluşta yabancı ser mayenin payı ise yüzde 40'tır. Bu sanayi dalının dışa bağım lılığı yabancı sermayenin yüz de payının da ötesinde bir de ğer taşımaktadır. Kimya sana yii lisans, patent, royalty an laşmaları ve teknolojisi ile de dışa bağımlıdır ki bu, sana yimiz ve sanayileşmemiz üzerin de sermaye bağımlılığından da etken bir rol oynamaktadır. Ay rıca kimya sanayii hergün biraz daha artarak ithalata dayalı üretim yapma zorunda kalmakta dır. Bugün kimya sanayii ürün lerinin toplam ithalattaki pa yı yüzde 15, ihracattaki payı ise yüzde 1 dolaylarındadır. Bu sanayi dalında ithal malı girdilerin giderek artması sa nayicilerimizi önde gelen it halatçılarımız arasına sokmak tadır. Genelde sanayimizin, özeld,e kimya sanayiinin içine düştüğü bu durum özellikle son

yıllarda kimya sanayi ve tica ret şirketlerinin hızla çoğal masını sağlamıştır. Bu tür şir ketlerin asıl amacı ithalattır. 'Kimya sanayii" yada 'sanayi' ismi ithalatta kolaylık sağla mak için paravan olarak kulla nılmaktadır.

Başlangıçta da belirtmeye ça lıştığım gibi kimya sanayii ül kemizin sanayi yapısını bütün özellikleri ile yansıtmaktadır. Bu kendiliğinden oluşan bir ya pı değildir. Bu yapı 1950'den bu yana ülkedeki egemen güçle rin kendi siyasal tercihleri yönünde özenle oluşturdukları bir yapıdır. Seçilen sanayi leşme modeli sonucu tekelleşme sürecine giren yerli sermaye uluslararası tekelci sermaye ile bütünleşerek ülkede yara tılan değerleri paylaşmakta ve ülke çıkarları doğrultusunda yatırım gücünü hergün biraz da ha azaltmaktadır.

Bu yapının yerleşip geliştiği ülkemizde bağımsız teknoloji transferi ve teknoloji üretimi olanağı da yoktur. Çünkü tekno loji birikimi üretimin niteli ğine doğrudan bağlıdır. Sanayi miz iç pazara dönük, yüksek kârlılıkla çalışan küçük ölçek li ve ilkel teknolojinin ege menliği altındadır. Ülkemizde yatırım malları ve ara malları üretimi gelişmemiştir. Sermaye, lisans, patent vb. anlaşmalar la sıkı sıkıya dışa bağlı, ya bancı tekellerin denetimi ve güdümü altındadır. Bu durum da sanayileşmede bağımsız teknolo ji transferini, bağımsız yatı rım kararlarını engellemekte dir. Özetle bugün ülkemizde ileri sanayi ülkelerinin izin verdiği alanlarda üretim yapı labilmektedir. Son günlerde ya tırım görüşmeleri için ülkemi ze gelen bir yabancı heyetin başkanı, "Türkiye 40 milyonluk bir tüketim ülkesidir, emek ucuzdur ve yasalar elverişli dir", diyerek durumumuzu kısa

ca özetlemiştir. Görülüyor ki Türkiye bir pazar ülkesidir. Dış pazarlara yönelik sanayi leşmesine bu tekeller izin ver mezler. Bu bağımlılık doğal olarak bizi sürekli geri tek noloji ile karşı karşıya bırak makta, gerekli teknolojik biri kimi ve teknik elemanlarımızın çağdaş teknolojiye göre yete neklerini geliştirmesini engel lemektedir. Ayrıca bu teknolo jik gelişme müşavirlik, mühen dislik kuruluşlarının, büyük tekellerin mümessilleri olması nedeni ile de baskı altında tu tulmaktadır. Sonuçta ülkemizin içinde bulunduğu bugünkü koşul lar altında ve ilişkiler içeri sinde teknoloji birikimine ola nak yoktur.

Bilindiği gibi kimya mühendis leri işsizlik sorunu ile karşı karşıya bulunmaktadırlar. İş sizlik sorunu giderek tüm mes lek kollarına da yayılacaktır. Toplumun tüm kesimlerinde görü len işsizlik başıbozuk sanayi leşmenin doğal sonucudur.

Çünkü yukarıda özelliklerini belirtmeye çalıştığım yapı içe risinde teknik elemana fazla gereksinme duyulmamaktadır.

Araştırma geliştirme çalışmala rı yabancı tekellerin elinde dir. Sanayi içedönük ve kârı maksimize etmeye yönelik oldu ğundan 10 100 işçi çalıştıran küçük ölçekli üretim birimleri çoğunluktadır. Ayrıca kalite kontrol ve standart üretim ge lişmemiştir. Bu nedenlerle de sanayimiz fazla elemana gerek sinim duymamaktadır.

Örneğin mühendislerin imalat sanayiinde çalışma oranı Fran sa'da X 42, Almanya'da % 53, İngiltere'de X 45, Portekiz'de % 19, Türkiye'de % 14'dür. Kim ya sanayiinde yüksek eğitim yapmış elemanların dağılımı da sanayinin teknik istihdam ge reksinmesinin ayrı bir göster gesidir.

Kimya Sanayiinde

Kamu özel

Üretimde çalışan yük sek eğitim yapmış ele manların toplam istih y dam oranı

üretim dışı çalışan

ların oranı

1975 Kamu özel

3uradan da görülmektedir ki sa layide üretimde çalışanlar, iretim dışı hizmetle çalışan lardan yarı yarıya azdır. Ayrı ca oranlarda 1974'den 1975'e )ir düşüş vardır. Bu da açıkça saskı ve kıyımları yansıtmakta dır ki üretimin politik çıkar Larla ilişkisinin açık kanıtı lır. Öz olarak şunu belirtmek isterim ki işsizlik sorununun da çözümü bu yapının değişme sinde yatmaktadır.

îaştan beri özetlemeye çalıştı ğım siyasal tercihe göre seçi len yöntemle sanayileşme sonu cu oluşan yapı sanayileşme ve talkınına yolundaki her adımı yabancı tekellerin denetimi al cına sokmuş bulunmaktadır. Bu »ün ülkemiz sadece onların izin /erdiği oranda ve alanlarda ya tırım yapabilecek duruma geti rilmiştir. Ülkemizde hangi mal Lara ihraç yasağı konacağı, ıangi malların nerelerden ithal edileceği de bu tekellerin ka rarına bağlı olduğundan tüm ekonomiye egemen olmuşlardır.

Son yıllarda hızla gelişen top Lumumuz ülke ekonomisinde olum suz gelişmelerin bilincine va rarak kalkınmayı kendi tercih Leri yönünde değiştirme isteği ıi ortaya koymaya başlamıştır. Toplumun bu istemini yapısı ge reği yerine getiremeyecek olan siyasal iktidar bir taraftan faşist baskı ve saldırılarla

terör yaratarak gelişmeyi dur durmaya çalışmakta; bir taraf tan da son 25 yıldan beri süre gelı?iği gibi onun umutlarını istismar ederek düzeni sürdür mek istemektedir.

Bugün ülkemizde portatif temel ler bu amaçla atılıyor. Bu amaçla arsası tam alınmamış, zemin etüdleri, lisans anlaş ması yapılmamış bir rafineri nin, yapımı için gerekli kredi nin bir kuruşu dahi temin edil memiş 4.Demir Çelik Sanayiinin temeli göstermelik olarak atı lıyor.

Görünümü daha da kuvvetlendir mek için iktidar partileri ara larında sanayi yatırımları için ciddi pazarlık havasına giriyor lar. Bugün Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca yapıla cağından bahsedilen sanayi ya tırımlarının toplam maliyeti 250 milyar lirayı buluyor. Bu nun 100 milyar lirası dış kre diye bakıyor ve ilginç olan bir başka yön de bütün yatırım ların aynı önceliğe sahip olma ları .

Sanayi Bakanlığının istediği 15 milyar liralık bütçe, yapma sı gereken yatırımların onikide biri yada yüzde 8'idir. Bu büt çenin bugünkü koşullar altında sosyal yapılardan öte kullanım yeri yoktur. Sonuçta sosyal binalar fabrika inşaatı diye

halka gösterilecektir. Bu tür uygulamalar ülke kaynaklarının siyasal çıkarlar uğruna nasıl acımasızca yok edildiğini orta ya koymaktadır.

Gerçekte ise iktidar tarafın dan yapılacağı kanısı uyandı rılmaya çalışılan 164 yatırım dan yalnızca 16'sı için kredi sağlanabilmiştir. 148 yatırımın yüzde 25'i için kredi olanakla rı aranmakta, yüzde 75'i için henüz bir çalışma yapılmamak tadır.

Kredi bulunan 16 kuruluşun 11'i tüketim mallarına, 3'ü geniş letme projelerine aittir. Dış ödemeler dengesindeki açığın giderek büyümesi ve ülkenin ya tırım olanaklarının son derece zayıflamış olduğu gözönüne alı nırsa, ekonomi kayıtsız şartsız yabancı tekellere bırakılacak tamamen dışa bağlanacaktır.

Görülüyor ki tüm çalışanların, toplumumuzun, kısacası ülkemi zin çıkarları için bu yapı de ğişmelidir, ekonomiye egemen olan siyasal tercih kesinlikle değişmelidir."

(İhsan Karababa, Kimya Mühen disleri Odası "Türkiye 'de Kimya Sanayii ve Teknolojisi Kongresi" açış konuşması.)

MC NİN DANIŞTAY KARARLARINI UYGULAMA YÖNTEMİ

•IC'nin teknik elemanlar ve me nurlar üzerinde yoğunlaştırdığı ^askılar, Danıştay kararlarına rağmen kararnameler yoluyla yüksek dereceli kamu görevli Leri üzerinde de sürdürül aektedir. Odamız üyelerinden 5uat Kumbasar üzerinde oynanan ;on oyunlar bu baskılara somut >ir örnektir. Bu konuyu Cumhu riyet Senatosu'nda dile getiren Senatör Selahattin Babüroğlu saptığı konuşmada, 1969 yılın la Kumbasar'ın önce Danıştay'ın sonradan bozduğu bir kararla îlazığ tiler Bankası Bölge Mü lürlüğü'nde 30 günlük zorunlu »öreve zorlandığını, daha sonra Üret İşleri Genel Müdür Yardım :ısı iken devrin İmar ve İskân Sakanı Turgut Toker tarafından 'Uzman Jeolog" kadrosuyla İller îankasma atandığını belirtmiş

Babüroğlu'nun İmar ve İskân Bakanlığı sırasında, 31.12.1974 tarihinde Suat Kumbasar, Afet İşleri Genel Müdür Yardımcılı ğından Genel Müdürlüğe atanmış, ancak daha sonraki İmar ve İs kân Bakanı Nurettin Ok tarafın dan aynı genel müdürlük emrin deki İnşaat Amirliğine getiril miştir.

Danıştay'ın bu kararı bozması üzerine peşpeşe çıkarılan ka rarnamelerle Danıştay kararla rına uyulduğu izlenimi uyandı rılmak istenmiştir. Babüroğlu' nun belirttiğine göre Suat Kumbasar 1.11.1976 günlü 17175 sayılı üçlü bir karar name ile Afet İşleri Genel Mü dürlüğü 'ne atanmış, önceki Ge nel Müdür açığa alınmış ve Kum basar 6 saat 22 dakika görevde kalmış, ancak aynı gün ve 17176

sayılı başka bir kararname ile 2.derece kadrolu İmar ve İskân Bakanlığı Tetkik Kurulu üyeli ğine atanmıştır.

Babüroğlu konuşmasında şöyle demiştir: "MC Hükümeti, devlet yönetim kadrolarını tarumar et meye hızla devam etmektedir. Anayasamızın emrine uymamak, Danıştay yasasını dinlememek, yargı kararı ile alay ederek muvazaalı yoldan yargıç kararı nın tam tersini yapmak kimseye yarar sağlamaz. Anayasa hükmü ile saklı olan kişi onurunu ko rumak görevi en başta Hükümetin yükümündedir. Oysa olayımızda; bilerek, kastî, merasimli veya senaryolu bir düzenle, naylon kararnameler yolu ile düzmece atamalar oyunu oynanarak kamu görevlilerinin onurunu kamuya karşı kırmak suçu işlenmiştir."

maddeten de za'fa uğradığımızı hiç bfr zaman unutmamak ve kalkınma hamlemizin plânlarının hazırlanmasında bu çok mü him husus üzerinde hassasiyyetle durmak gereklidir ve hattâ şarttır.

tiirft »anayiinin Bugünkü perişan durumdan kur tuluşun reçetesi ise şöyle:

tarihi irtişafı ı I »aiiayiU$nti hanlı»)

Geçenlerde, Milli Selamet Par tisine ayrılmış bakanlıklardan Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, "Türk Sanayiinin Tarihî İnkişa fı ve 1976 Sanayileşme Hamlesi" adlı bir broşür yayınladı. Bro şürün kapağında, içinde ay yıl dızlı al bayrağımızın bulunduğu bir daire var. Dairenin çevresi, içlerinde, "sanayi hamlemizi" simgeleyen 16 dişli ile süslen miş. Her bir dişlinin içinde ise sanayileşmemizi somutlayan "hamlelerin" adları var. Tusaş, Telesan, Testaş, Temsan, Tak san, Tümosan gibi. Hakkını ye meyelim. Bazı dişlilerin içinde de hamlelerimiz MKE, Şeker Fab., Azot San. gibi kuruluşlarca temsil ediliyor. Ön kapağın içinde Bakanın rumuzunu taşıyan "Haşiye" bölümünde aynen şöyle deniyor:

Türk "Devletleri adedi arasında doğması muhtemel mübayenet na sıl izale edilecek ?

Broşür, şanlı tarihimiz boyun ca sanayimizin inkişafını 7 de vir halinde inceliyor ve şu önemli ve "ilmî" sonuca varı yor:

Târih boyunca ma'neviyyata verdiğimiz değer ölçüsünde maddi yönden de o nis bette güç kazandığımızı ve ma'nen en kuvvetli olduğumuz devirlerde bütün dünyânın en haşmeti 1 imparatorluğunun sahibi bulunduğumuzu, ma'nen çöktükçe

Hâs iye: On kapaktaki Sanayi ve Teknolo ji Bakanlığının ambleminde (armasında) yer alan ve bu Bakanlığa bağlı 16 yatı rım müessesesini sanayi bakımından rem zeden 16 d i ş l i çark, mes'Od bir tesadüf eseri olarak aynı zamanda Reîsicumhur Sancağında 16 yıldızla işaret edildiği veçhile Türklerin kurduğu 16 Büyük Dev l e t i de hatırlatmaktadır. Sanlı mazimi ze bağlılığımızın bir nişanesi olarak Millî Sancağımızda yer ve gönül verdiği miz 16 Büyük Türk Devletinin haşmetine yaraşır şekilde Türkiye'yi yeniden Bü yük Devlet yapmak için başlatılan 1976 sanayileşme hamlemizin tahakkukunda, Dnasyadaki 1000 y ı l l ı k tarihimizde biz lere ışık tutan ma'nevT havanın gene rehber olması ve kalkınmamızın maddf, ma'nevT topyekOn yükselme olarak tecel li etmesi dileği 11e!..

A.D.

Haşiye'de küçük bir ayrıntı estağfurullah teferruat, her halde sehven tebarüz ettirilme miş: 17. yada 18. yatırım mües sesesini kurmak istediğimiz za man, yatırım müesseseleri adedi

. ile şanlı mazimizde kurduğumuz

(Erdoğan Bozok, "Çizgilerle' Sanayi 76")

Önce ahlâk ve ma'neviyyat kalkınmasıyla içtimaî yönden ve ruhen gelişme, mil letçe kenetlesme sağlayarak yüreği bir likte çarpan millet hâline gelme ve sonra sanayileşme ve iktisâdi yönden gelişme hamlesine topyekOn girişerek ve bütün gücümüzü bu hususta seferber ederek, azme, ilme sarılıp sosyo ekono mik refSh seviyesine ulaşmak ve inşâal lah tıpkı şanlı mazimizde olduğu gibi haşmetli günlerimize tekrar kavuşmak!.. Hedefimiz bu ve parolamız bu hedefe varmayı gaye edinen "MÎLLÎ GDROŞ" o l dukça, Allah'ın lütuf ve keremi i l e ' ulaşamayacağımız zirve yoktur.

Son olarak broşürde sanayileş me hamlesinin tahakkuku için bakanlık, planlanan çalışmala rını 6 kısımda topladığını açıklıyor. Biz burada yer dar lığı nedeniyle yalnızca birin ci kısmı aşağıya alıyoruz:

Devlet Bakanı, Başbakan Yardımcısı ve Bakanlıklar Arası Ekonomik Kurul Başka nı Prof.Dr. Muhterem Necmeddin ERBAKAN' in 26.7.1976 târihinde Başbakanlıkta yaptığı basın toplantısında b e l i r t t i ğ i g i b i , güçlü, Büyük Türkiye'nin kurulma sı bakımından lüzumlu ağır sanayi yatı rımları sanayileşme hamlesinin esâsını teşkil etmekte olup, bu çalışmaların tafsilâtı mezkûr basın toplantısının matbu metninde açıklanmıştır.

(Entegre devre, transistor gibi çok kü

çük elektronik parçalardan, en modem

muhabere sistemlerine, gaz ve buhar

türbinlerinden, uçak ve tanklara ve mo

torlarına kadar ağır sanayi dallarının

bütün mamullerini imal edecek yeni fab

rikaların kurulmasıyla milletimiz geri

kalmışlık kaderini yenerek aydınlık ya

rınlara, bir kısım basın ve münevver

topluluğunun inanamadığı kadar kısa za

manda ulaşacaktır. İki y ı l önce, ağır

sanayi projelerinin hazırlık çalışmala

rı başına kısmen açıklandığında, yılda

100 bin motor imal edecek fabrika pro

jesinden bahsedildiği zaman bu mes'Od

habere inanamayıp hafife alanlar, 1976

yazında peşpeşe ağır sanayi yatırımla

rının temelleri atılmağa başlanınca hay

retten tam manasıyla şaşkına dönenler,

temelleri atılan fabrikaların önümüzde

ki yıllarda peşpeşe üretime geçmelerini

ve milletimizin Allanın lDtfuyla çok

kısa zamanda neler başarabileceğini

gördükten sonra da olsa, i k i yıldır ıs

rarla inkâr ve alay ettikleri sanayi

leşme hamlesine ergeç kendilerinin de

inanacaklarından ve milletimizin üstün

meziyetlerini bilemedikleri için utana

caklarından hiç kimsenin asla şüphesi

olmamalı; tıpkı sadrazam Sokollu Mehmed

Paşa devrinde 6 ay gibi çok kısa bir

zamanda koskoca bir donanmanın kendi

tersanelerimizde yapılma emrinin veril

diğinde birçok kimsenin işin nasıl ger

çekleşebileceğine bidayette inanamayıp

sonradan mahcup oldukları gibi.'...)

J