Elektrik Mühendisliği · Sayı 250 · Ekim 1977
ARAMIZDA
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1977
- Sayfa
- 1
- Okuma süresi
- 3 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
İlgili: Elektrik üretimi ve santraller, Toplum, demokrasi ve emek
Anahtar kelimeler
- enerji bunalımı
- kişi başına elektrik tüketimi
- linyit yatakları
- devletleştirme
- tasarruf politikası
- dışa bağımlılık
Özet
EMO Yönetim Kurulu, Türkiye'deki süregelen enerji bunalımının teknik değil politik bir sorun olduğunu, sermaye iktidarlarının politikalarının halkın çıkarlarıyla çeliştiğini ve gerçek çözümün kaynakların devletleştirilmesi ile halkçı bir enerji politikasında yattığını savunuyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
ara mız da
ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 250
Sayın üyemiz,
Türkiye son aylarda sürekli enerji bunalımı ile iç içe yaşıyor. Durumu yalnız arızalara ve planlardaki gecikmelere başlamak yanlış olacaktır, öncelikle sorunun süreklilik taşıdığını, kısa bir zaman diliminde ge lişmiş olaylar olmadığını biliyoruz. ikinci olarak da enerji sektörü nün iktidarların politik tercihleri ile ne denli bağlı olduğu açık bir gerçek. Uygulanan politikalar da uygulayanların sınıfsal çıkarları ile bağımlı olduğuna göre sorunun politik özünün kavranmasının ne denli önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde enerji bunalımı şu yada bu boyutta 1970'ten beri yaşanmaktadır. 1973, 1975 ve 1977 yılları bu bunalımın doruğa vardığı yıllar oldu. Açıkça gözlenen bir olgu da her geçen yıl sorunun daha da büyümesi ve toplum yaşamına daha büyük bo yutlarda yansıması. Bu gelişmeler yanlış enerji politikası ve uygula maların birikerek sorunu çözümsüz noktalara vardırdığını kanıtlıyor. Çözümsüzlüğün yarattığı panik içinde sermaye iktidarlarınca bulunan pahalı, dışa bağımlı yöntemler ise ekonomik bunalımın içinde olan ül kemizde ilerideki yıllar için çözüm olmaktan çok bunalımı derinleşti ren nedenler olarak karşımıza dikiliyor.
Halbuki günümüzde elektrik enerjisi sanayi ve toplum yaşamının vazge çilmez unsuru durumuna geldi. Toplumların gelişmişliği, kalkınma olgu su, kişi başına düşen elektrik enerjisi üretimi ile ölçülüyor. Gelişen teknolojik yapı ve toplum yaşamı daha çok elektrik enerjisine gerek sinme duyuyor. Durum böyle olunca da halkın çıkarları doğrultusunda enerji üretimi önemli bir amaç olarak ortaya çıkıyor. Yıllardır böylesi bir çabayı ülkemizde gözlemek olanaklı değil. Bugün halkın % 50'si elektrikten yoksun ve kişi başına elektrik enerjisi üretimi 448 kWh İle çok düşük düzeyde. Özellikle kırsal alanda toplumun elektriğe olan talebi hala seçimlerde oya çevrilebilir bir araç olarak görülüyor, iktidarlarca bu durumlar hiç önemsenmezken, önemle üzerinde durulan tek konu enerji yetersizliğinin sermayeyi etkilemesidir. Bunalımın bu noktaya varması durumunda soruna hemen hayati bir önem kazandırılıyor, sonra da "olmayan enerji en pahalı enerjidir" anlayışı içinde gaz tür binleri gündeme geliyor. Pahalı üretim, dışa bağımlılığın pekişmesi sermayenin sorunu değildir. Çünkü pahalılıktan da dışa bağımlılıktan da etkilenen geniş emekçi yığınlardır.
ülkemiz 1995'lere dek elektrik enerjisi üretimine yetecek birincil kaynaklara sahip. 75 milyar kWh'lık su potansiyelimizin bugün ancak % 10'u kullanılabilmektedir. Linyit yataklarının özel sektörün elinde oluşu daha fazla üretim yapmayı engelliyor. Bugün özel sektörün elin deki rezervler bile yeterince bilinmiyor. Sonuç olarak da gerçekçi planlar yapılamıyor. Kar amacı ile yataklar verimsiz işletilerek tüke tiliyor, özel mülkiyetteki birçok yatak tamamlanmış santrallardaki üretimin başlamasını engelliyor. Tüm bunlara karşın uygun bir çözüm giti görülen "birincil kaynakların devletleştirilmesi" önerisi ikti darlarca sürekli göz ardı ediliyor. Bunun nedeni açık. Sermaye enerji İstiyor ama özel mülkiyet olgusu sermayenin bu talebi ile dahi çelişir duruma geldi.
1973 enerji bunalımı ve bilinir kaynakların sınırlılığı tekelci serma yeyi de yıllardır sömürdüğü doğal kaynakları artık eskisi gibi hovar daca kullananuyacağı bir noktaya getirdi. Bu da enerji sektöründe tasarruf olgusunu geliştirdi, tleri kapitalist ülkelerdeki tasarruf anlayışı gene tekellerin çıkarlarından yana; ancak ülkemizdeki anlayış bunun çok daha gerisinde. Türkiye'de tasarruf denince kısıtlama anla şılıyor. Bu ise halkın elektrik kullanımının sınırlanışı olarak somut lanmaktadır. Amaç özel sektörün enerji yetersizliğinden en az etkilen mesini sağlamak olduğundan, halkın kullanımına yönelik kısıtlama ye tersiz kalınca devlet fabrikalarının üretimi kısılarak enerji özel sektöre aktarılıyor.
Gerçek anlamda tasarruf ise enerjinin daha verimli kullanılması, birim enerji ile daha fazla üretim yapılması, üretimden tüketime kayıpların azaltılması biçiminde teknolojik gelişmeyi içeriyor ve bu alanda ta sarruf halkın kullanımından çok sanayi sektörünü hedef alıyor. Tasar rufun doğru olarak kavranabilmesi ve halkın çıkarları ile çelişmemesi ancak böyle bir anlayışla olanaklı. Tüm bu gerçekler bize açıkça gös termektedir ki enerji bunalımının özünde sermaye iktidarlarının poli tikası ve çıkarları yatmaktadır. Toplumun talepleri enerji sektöründe de sermayenin çıkarları ile çelişmektedir. Bu nedenledir ki sorun bir iktidar sorunudur ve sermaye iktidarları enerji bunalımına çözüm geti remez.
Saygılarımızla.
YÖNETİM KURULU