Elektrik Mühendisliği · Sayı 351 · Ocak 1988

TÜRKİYE ELEKTRONİK SANAYİİ ÜZERİNE BİR İNCELEME

Hasan Ercan, İlyas Hokkacı, Özay Oral

Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma Teknik / bilimsel makale

Yıl
1988
Sayfa
7
Okuma süresi
21 dk
Görüntülenme
0

Konu

Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma

İlgili: Elektronik ve yarı iletkenler, Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

Anahtar kelimeler

  • Türkiye elektronik sanayii
  • mikroelektronik devrimi
  • teknoloji transferi
  • TÜBİTAK projesi
  • gelişmekte olan ülkeler
  • otomasyon

Özet

Yazı, Türkiye elektronik sanayiinin geçmişini, mevcut kapasitesini ve dünya ölçeğindeki mikroelektronik/otomasyon devriminin gelişmekte olan ülkelere etkilerini teknoekonomik bir bakış açısıyla inceleyen çok bölümlü bir dizinin giriş bölümüdür. Yazarlar, TÜBİTAK projesi kapsamında topladıkları verilere dayanarak sektörün geleceğine yönelik stratejik öneriler geliştirmeyi amaçlamaktadır.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

TÜRKİY E ELEKTRONİK BİR İNCELEME

Hakan ERCAN* llyas HOKKACI Prof. Dr. Özay ORAL*

SANAY İİ

ÜZERİNE

SUNUŞ

Türkiye ekonomisinin, cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana 'feraha' ermemiş olduğu bir gerçektir. Aslında Feraha ermek' herhangi bir ülke ekonomisi için kullanılabilir bir niteleme değildir. Değişik dönemlerde, o dönemin sorunlarıyla uğraşılır. Geçmişten de bozuk bir yapı devraknmışsa, nitel ve nicel olarak sorunun boyutu da ağırlaşır.

Ülkemiz özelinde, ekonomik sorunlarımızın üstesinden gelinmiş olduğu söylenemez. Ancak (iyimser bir bakış açısıyla) bir im paratorluk enkazından, sanayi açısından bir yerlere gelinmiş olduğu bir gerçektir. Kötümser bakıldığında, ülke sanayimizi "ileri" ülkelerle kıyaslayıp yeriniriz.

Yalnızca bir dergi ya da gazete yazısı değil, ayrıntılı bir inceleme yazısı savıyla yola çıkıldığından (kişinin dünya görüşünün is ter istemez etkilediği) yansız bir bakış açısıyla elektronik sanayimizin geçmişini inceleyeceğiz. Buradan genel eğilimler ve ha lihazır yapı ortaya çıkacak.

içinde olduğumuz dönemin koşullarına, elektronik sanayimizin verdiği tepkiler ve sektörün kapasitesi, niteliği üzerinde durula cak. Bu da bu günümüzü açıklayacak.

Nihayet, dünyadaki gelişmeleri inceleyebildiğimiz kadan ile, ülkemiz için stratejik olarak nitelediğimiz konuları ortaya ata cak, bu konularda öneriler getireceğiz. Bu da yarınımız olacak.

Araştırıcılar olarak kendi yetkimizi sorgulamamız gerekir. Bu araştırmayı, "tekno ekonomik" olarak nitelememize izin veri niz. Araştırma yalnızca ekonomik bir bakış açısından kaleme alınmamış, biri elektrik mühendisliği diğeri ekonomi bölümü me zunu iki araştırıcının, olabildiğince birbirini tamamlayan, olabildiğince yekdiğerinin bakış boyutunu etkileyip ortak bir yer lerde buluşturan, disiplinlerarası bir çalışma olmuştur (ya da biz öyle düşünüyoruz).

Dayandığımız kaynaklar, bizzat görüştüğümüz şirket veya kurum yetkililerinden, ilgili resmi dairelerden, az oranda şirket lerden, çoğunlukla DİE, DPT kaynaklı verilerden, dünya rakamları içinse yine çeşitli dış yayınlardan, ekonomik basından oluşmaktadır. Şirket yetkilileriyle yüz yüze görüşmelerin, sorunların nitel algılamasında büyük yararını gördük. Hepsine teşekkür ederiz.

Bu arada belirtmeliyiz ki, veri toplayabilmek (bulabilmek), anlamlı veri üretmek (bu tür bir incelemeyle uğraşmış herhangi bir araştırıcının bize hak vereceğinden eminiz) en büyük sıkıntımız oldu. "Yöntem" veya "Araştırıcıya Notlar" türü bir elkitabı ge rektiğinden bu kadarla, bu konuyu geçelim.

Derlediğimiz veriler üzerinde bu yazı dizisinde sunacak olduğumuzdan daha ayrıntılı bir çözümlemeye gitmedik. Daha ince yaklaşımlar, zaten verilerin içerdiği hata payı yüzünden arilamsızlaşü. Saptamaya çalıştığımız teknik, ekonomik ilişkileri, geleceğe yönelik projeksiyonlar için kullanmayı düşünmüştük. Batı kaynaklarında gördüğümüz ölçüde ayrıntılı tahminler veri tabanının eksikliği (bazı durumlarda güvenilmezliği) nedeniyle ülkemizde henüz uygulanabilir değil.

Ancak, bu durumun başlangıçta düşündüğümüz ölçüde yorumlarımızı kısıtlamadığını gördük. Tutarlı ve anlamlı değerlendi rildiğinde eldeki veriler yeterince ayrıntılıydı. Rakamları alt alta dizmek elbette ki amacımız değildi, onların nasıl bir yapının göstergesi olduğunu aradık.

Bir ölçüye kadar, titiz bir çalışma ile halihazır yapıyı, sayılarla da destekleyerek ortaya çıkardığımızı düşünüyoruz. Bu çözümleme ise, ancak çıkış noktamızı oluşturuyor. Elimizdekini bilmek, ayrıntısıyla üzerinde duracağımız, dünya ölçeğindeki tekno ekonomik değişme karşısındaki tavrımızı belirleyecek, önerilerimizi havada bırakmayacaktır.

Çalışma boyunca, önyargılardan uzak durmaya, basmakalıp çözümlemelerden kaçınmaya çalıştık. Bu dizide verilecek olandan daha kapsamk bir rapor, kitap biçiminde "Türkiye Elektronik Endüstrisinin Kuruluşu, Gelişimi ve Planlaması Üzerine Bir inceleme" adlı TÜBİTAK projesinin metni olarak EMO tarafından basılacaktır.

Alü yedi bölüm olarak düşünülmüş olan bu inceleme dizisinin ilkinde mikroelektronik, otomasyon kavramları ile bunların dünya ölçeğinde elektronik işbölümünü nasıl etkiledikleri üzerinde duruyoruz. Daha sonra ardından "1967 PTT Raporu" geliyor. Bu ra porda o tarihlerde kurulmaya çalışılan Türkiye elektronik sanayii hakkında bilgi v« görüşler yer alıyor. İlgi ve (1988'de ol duğumuzu düşününce) ibretle okuyacağınızı umuyoruz. Bu belgeyi bizlere sağlayan TELETAŞ Genel Müdürü Sn. Fikret Yürek'e teşekkür ederiz.

* Y azarlar halen Bilkent Üniversitesi'nde görev yapmaktadırlar.

H.E., I.H., Ö.O

BİRİNCİ BÖLÜM

GİRİŞ

Artık kabul edilen bir gerçek, endüstriyel bir ürünün tek nik ve ekonomik performansının doğrudan (ve giderek artan biçimde) içerdiği elektronik komponentlerin kalite sine bağlı olduğudur. Tümdevreler (TD) mikroelektronik bu komponentlerin en karmaşığıdır. Halen, mikroelektro niğin endüstriyel ürünlere etkisi (mesleğin dışındakiler için) pek görünür değilse de, önümüzdeki yıllarda bu etki elle tutulur hale gelecektir.

Ekonominin doğrudan etkilenecek (etkilenen) başlıca sektörlerini sıralayalım: — Sanayi makinaları üretimi — Endüstriyel aygıt üretimi — Silah sanayii — Elektrikli aygıtlar üretimi — Dayanıklı tüketim aygıtları üretimi — Otomotiv sanayii — Gemi sanayii — Uçak yapımı — Duyarlı aygıt üretimi, vb. Elektronik, ya ürünün kendisidir (doğrudan elektronik ürünler), ya ürünün bir parçasıdır (otomatik çamaşır ma kineleri gibi), ya süreç denetim, ya da üretimde kullanılan aygıtlar, uç koşulların denenmesi, deney düzenekleri, robotlar), CAD/CAM olarak karşımıza çıkar.

Temelinde sayısal mikroelektronik teknolojisinin yattığı köklü bir teknolojik değişim süreci yaşanmaktadır. Bu değişimin gelişmekte olan ülkelere (GOÜ) yansıtacağı sonuçlar büyüktür. Literatürde etkinin niteliği hakkında düşünce birliğine varılamamışsa da iki eğilimden söz edi lebilir. Teknolojinin üçüncü dünya ülkeleri için kurtarıcı olacağı veya otomasyona geçişin ucuz işgücü avantajını yok edeceği, Kuzey Güney ayrımının keskinleşeceği. Konu tartışmaya açıktır.

Olumlu görüşün savunucuları teknoloji transferi meka nizmasıyla sıçramaların olanaklı olduğunu belirtiyorlar. Konunun ayrıntılı bir çözümlemesi projemizin Kasım 1985 tarihli 4. Gelişme Raporunda yer aldı. Uluslararası tekno loji transferi hareketlerini incelemiştik. GOÜ'in sağlaya bileceği bir başka yarar, son ürünün kullanımı olarak ni teleniyor. Örneğin tıbbi tanının bilgisayar yardımıyla ya pılmasının, uzman doktorlara erişim olanağının kısıtlı ol duğu ülkelerde asıl yararını sağlayacağı belirtiliyor. Satır aralarında ise bu ülkelerin zaten bu teknolojiyi geliş tiremeyeceği okunuyor. Alın ve kullanın. Yazık ki artık teknolojik seçenekler bu sadelikte değil. Bilgi 20. yy'da başlıbaşına bir siyasi güçtür.

Gelişme ekonomistleri, mikroelektroniğin üçüncü dünya ya etkileri konusunu incelemekte pek acele etmediler. Yararlandığımız ayrıntılı kaynaklar 1980 sonrasına aitti. Aslında teknolojik değişim de, çarpıcı ağırlığını sokaktaki adama son on onbeş yıldır hissettiriyor. GOÜ arasında, göreli avantaja sahip ülkeler yeni endüst rileşen ülkelerdir (YEÜ). Belirli bir mekanik ve elektro mekanik teknoloji temelleri vardır. Ülkemizi de bu gruba sokuyoruz. Doğaldır ki, olası sonuçlar hakkında her türlü

(eksik veriye dayanan) genelleme tehlikelidir. Konuyu bi raz daha ayrıntılandıralım.

1.1. MİKROELEKTRONİK 'DEVRİMİ ÜZERİNE

Mikroelektronik'devrim'ini popüler basında sansasyonel işleme eğilimi, 'Mikroelektronik ve Üçüncü Dünya' konulu yazılarda genellikle rastlanan, kısa vadeli etkileri abart ma eğilimini biraz kabul edilebilir kılıyor. Ne var ki bu eğilim tehlikelidir.

Bu konuyla ilgili gelişme literatürü kaçınılmaz olarak, ileri sanayi ülkelerine teknolojinin doğası ve etkileri üzerine tartışmalardan türemiştir. Gelişme sorunlarıyla ilgili ola rak bu yayınların özelliklerini şöyle [1] sıralayabiliriz.

a) Teknoloji, hem süreçleri hem de ürünleri değiştirmek le kalmayıp, aynı zamanda toplumsal ilişkileri ve bi reyi değiştirme özelliğine sahiptir. Başarılı teknoloji özümleyicileri uluslararası rekabet ortamında özüm leyemeyenlerden çok daha iyi bir yerde olacaktır.

b) Gelişmiş Kuzeyin baş aktörleri OECD, AET, hatta bu ülkelerde çalışanların büyük bölümü gelecekteki büyüme ve uluslararası pazar konumlarının, ağırlıklı olarak mikroelektronik alanındaki ulusal becerilerine dayalı olacağını düşünmektedir.

c) Nihayet, bu organların teknolojik potansiyeli değer lendirmesi büyük ölçekli A+G yatırımları, high tech endüstrileri yaratılması, kurulu sektörlere mikroelek tronik sızmasının teşvik edilmesi genel ekonomik durgunluk, yüksek işsizlik, atıl üretim kapasitesi ve giderek şiddetlenen uluslararası rekabet ortamında yer almaktadır. Bunun anlamı açıktır. Mikroelektro nikli yaratıcılık, maliyetlerin azaltılmasfını, yatırımla rın olabilirliğini, kontrolün merkezileşmesini ve dün ya pazar payının etkili biçimde peşinde koşulmasını sağlamaya yarıyor.

Şimdi teknolojinin önemi üzerine başlıca görüşleri sırala yalım: a) Mikroelektronik devrimini körükleyen teknik özellik, bilginin elektronik olarak işlenmesindeki hız, kapa site ve maliyet konularında gerçekleşen çarpıcı ve sürekli gelişmeler olmuştur. b) Düşen birim maliyetler yanında, iki teknik özellik da ha dikkat çekicidir. İlki, programlanabilme özelliği (aynı tasarımın değişik uygulamalarda kullanılabil mesi), ikincisi kırmıklarda artan yoğunluk nedeniyle, bilgi işlem kapasite ve hızının artmasıdır. c) En teknik eğilimler biraraya geldiğinde, bilgi işlem teknolojilerinde mikroelektroniğe geçiş, büyük bir ekonomik güç sağlamaktadır. Bu olayın tüm elektro nik sektöründe (bilgisayarlar, telekomünikasyon, büro teknolojisi) kalite ve maliyet üzerindeki etkileri derindir.

d) Belki de bu değişimin en önemli yönü, elektroniğin dışına taşan, sanayi ve hizmet sektörlerine olan doğrudan etkisidir. Eskiden ekonomik ve teknik ola rak olanaksız görülen bilgi işlem kapasiteleri artık her yere girebilmektedir. Tümüyle yeni ürünlerin ge liştirilmesi yanında, kurulu sistem ve mallarda da ye ni uygulamalar vardır. Otomasyon teknolojileri CAD,

CNC, sanayi robotları, bilgisayarlı süreç denetim or taya çıkmış ve bunların getirilen çeşitli sektörlerde üretimin organizasyonunu ve ekonomisini etkile miştir.

e) Mikroelektronikteki ve ilgili bilişim endüstrilerindeki bu hızlı değişim ve teknolojinin diğer sektörlere nü fuzu, ileri sanayi ülkelerinde ekonomik büyümenin uyarıcıları olacaktır. Maliyetin düşmesi ve teknik performanstaki gelişmeler pek çok alanda kârlı yatı rım olanakları yaratmıştır. Etkiler katlanarak arta caktır.

Yaşadığımız dönemde, mikroelektroniğin genel ekono mik etkilerinin doğası halen tartışma konusudur. Bu dur um Üçüncü Dünya için özellikle önemlidir. En önemli tartışma konusu, gelişmiş Kuzeyin otomasyonunun, ge lişmekte olan ülkelerin düşük ücret avantajını yok etmesi olasılığıdır.

Mikroelektroniğin gelişmekte olan ülkelere etkisi doğaldır ki, ülkenin boyutlarına, gelir düzeyine, sanayi yapısına, teknolojik gelişmişlik düzeyine ve dünya ekonomisi ile olan entegrasyonuna bağlı olarak değişiklikler göstere cektir.

Yart iletken üretiminde gelişmiş kuzeyin otomasyona git mesinin, bu ülkelerin ucuz işgücü nedeniyle özellikle Uzak Doğuda kurmuş oldukları sanayileri atıl bırakacağı endişesi gerçekleşmemiştir. Otomasyon ve büyük üreti ciler arasındaki rekabet, yeni tekniklerin de Asya ve La tin Amerika'daki bazı odaklara aktarılması sonucunu doğurmuş, bu ülkelerin sınai güçleri artmıştır. Ancak, benzer bir yolu izlemeyi düşünen yeni ülkeler artık bu düşünceden vazgeçmelidirler [3], çünkü dünya ölçeğin de üretim için yeterince merkez kurulu görünmektedir.

Yarışa yeni gireceklerin, gelişme aşamalarını tümüyle yaşamadan teknolojiyi günümüze yakın bir yerlerden tu tabilmelerinin önkoşulu teknolojiyi alan ülkenin özümle me kapasitesinin niteliğidir. Sahip olunan teknik yete nek, gelir düzeyi ve altyapının gelişmişlik düzeyi bu nite liği belirler. Temeli atmak kadar önemli bir nokta da, ge lişmelere ayak uydurabilme yeteneğidir. Yani teknolojik engellerin aşılabilmesi yanında, işletmecilikte, firma ya pılarında ve firmalararası ilişkilerde temel değişiklikler gerekebilir. Gelişmenin yapısı önümüzdeki yıllarda eko nomik değil tekno ekonomik olacaktır.

Ülke olarak sevineceğimiz konu, bu tür tartışmalara gire bilecek düzeyde olmamızdır. Pek çok Afrika ülkesinin mikroelektroniğin kurulu sanayilere etkisi gibisinden bir sorunu yoktur.

1.2. OTOMASY ON VE ELEKTRONİK ENDÜSTRİSİNİN Y ENİDEN BİÇİMLENMESİ

Gelişmekte olan ülkelerde hükümetler, ihracata yönelik bir elektronik sanayiin gelişmesi ve büyümesine önem vermektedir. Dolayısıyla, elektronik sanayiinde, yapı değişikliği ve teknoloji dönüşümü, bu ülkelerin iyi değer lendirmesi gereken bir konudur.

Bu endüstrideki 'uluslararasılaşma' sürecinin oligopolist doğası sonucu, elektronik üretiminde bilgisayar ve oto

masyon teknolojilerinin kullanımının ancak az sayıda Asya, Latin Amerika ve Orta Doğu ülkesine girebileceği söylenebilir [3]. Bu yayılmanın çapı ve merkezlerini ise OECD tabanlı çokuluslu şirketler kontrol edecektir..Yani, otomasyonun gelişmeye yapacağı olumlu etkiler birkaç büyüme odağına indirgenmiş olacaktır.

Halen devam eden ekonomik krizin önemli bir özelliği, dünya ölçeğindeki oligopolist rekabetin hızlı bir tırmanış içinde olmasıdır. Bu bağlamda, endüstriyel üretimin dış pazarlara açılma sürecinde geçmişte yaşanan aşamala rın bundan sonra da aynı yolu izleyeceği söylenemez [3]. Dünya ölçeğinde endüstriyel üretim ve tüketim bir yapı değişikliği geçirmektedir. Buluş yapma (innovas yon) süreci bu yapı değişikliğinin belirleyicisidir. Şimdi bilgisayarlı otomasyon sistemlerinin elektronik endüstri sini nasıl biçimlendirdiğine bakalım.

Özellikle yarı iletken sektörünün incelenecek olmasının üç nedeni var. İlki, 1960'ların ortalarından bu yana sek tör uluslararası bir nitelik taşımakta, bazı gelişmekte olan ülkeler (GOÜ) de gerek ortak yatırımlar gerekse ba ğımsız üreticiler olarak önemli bir rol üstlenmektedirler. İkinci olarak, bu sektörün ürünleri, mikroelektroniğin en düstriyel ürünlere, hizmetlere ve süreçlere uygulanması sonucu, ekonominin vazgeçilmez girdileri olmuştur. Son olarak, GOÜ hükümetleri ihracata yönelik bir elektronik sanayii kurulmasına öncelik tanımaktadır. Dolayısıyla, bu endüstride yaşanan yapı değişikliği ve teknolojik dö nüşüm izlenecek stratejilerin başarısını belirleyecektir.

Bilgisayarlı otomasyon, elektronik azılım ve donanımın üretim ve uygulamasının her aşamasına girmiş (girecek) olduğundan, telekomünikasyon cihazları ve elektronik dayanıklı tüketim ürünleri (EDTÜ) köklü bir değişime ma ruz kalmıştır (kalacaktır). Bu dönüşüm çoğallıkla ulusla rarası işbölümünü de etkileyecektir. Nasıl?

Bu süreçle koşut olarak, uluslararası teknoloji transferi, firmaların rekabet stratejileri özellikle Amerika, Batı Av rupa, Japonya (OECD) kökenli çokuluslu şirketlerin açısından oldukça özel bir konuma ulaşmıştır. Karşılaşı lan ikilemi aşalım. İlk planda bu firmalar, sermayelerinin yeniden üretimini uluslararasılaştırmak için teknolojilerini uluslararası ölçekte kullandırmak gerekliliğini duyarken, diğer yönden anahtar teknolojilerini ve buluş kapasitele rini etkili biçimde korumak ve kontrol etmek için önlemler geliştirmek durumundadır. Bir kriz döneminde optimal dengeyi sağlama güçlüğüne düşmeleri olasıdır.

Bu eğilimlerin GOÜ'in elektronik politikalarına doğrudan etkisi vardır. İncelenmesi gereken konu yaşanan değişi min Üçüncü Dünya sanayilerine sızma hızıdır. Görünen odur ki, bilgisayarlı otomasyon teknolojilerinin (BOT) an cak kısıtlı sayıda yeni endüstrileşen ülkeye (YEÜ) gire bilmesi söz konusu olacaktır [3]. Dolayısıyla çokuluslu şirketler bu girişi bölge ve etkinlik olarak kontrol edebile cektir.

Ülke olarak, teknoloji transferinden kaçınamayacağımı za göre bu eğilimleri dikkatli değerlendirmeliyiz.

1.2.1. Dünya ölçeğinde Elektronik Endüstrisi İşbölümü

1960'lardan bu yana gözlenen eğilim, OECD bölgesin deki 'klasik' üretim birimlerinin Üçüncü Dünya'ya yayılımı olmuştur. Ürün kategorisi olarak bu yayılım elektronik dayanıklı tüketim ürünlerinin montajı (hesap makinaları, dijital saatler, elektronik oyunlar) ve transistor orta büyük ölçekli tümleşik devreler gibi yarı iletken ürünlerin montajı ile kısıtlıydı. Coğrafi olarak bu bölgeler Güney doğu Asya, Karaipler ve Meksika'nın kuzeyinde yer alı yordu. Dikkati çeken özellik (Hindistan örneği dışında) politika belirleyicilerin çokuluslu şirketler olmasıydı. Ca zip unsurlar ise düşük maliyetli üretim birimleri ve munis kadın işgücü olarak belirmişti.

a) Bilgisayarlı Otomasyonun Etkisi

CAD; CNC, endüstriyel robotlar ve esnek üretim sistem leri, mikroelektronik donanım ve yazılımı ile sensör ve transmisyon teknolojilerindeki gelişmeler olmasaydı or taya çıkamayacaktı. Bilgisayar, iletişim ve kontrol tek nolojileri bu sayede tümleşik bilişim sistemleri oluştur muştur.

Halen bilgisayarlı otomasyon elektronik sanayiine parça bölük girmekteyse de, önümüzdeki onbeş yıl içinde tam integrasyon ekonomik olarak anlamlı olacaktır. Şu anda bile, otomasyon düzeyi yarı iletken, bilgisayar ve EDTÜ ürünleri tasarım ve üretimine köklü değişiklikler getir miştir. Örnek olarak, yüksek oranda emek yoğıun olan yarı iletken endüstrisi hem sermaye maliyetinin artışını hem sermaye yoğunluğunun tırmanışını yaşamaktadır. Bu, endüstride meydana gelen sermaye yoğun teknolo jik ilerlemeden kaynaklanmaktadır. Tümleşik devrelerin karmaşıklığı arttıkça, tasarım ve cihaz maliyetleri pat lamıştır. Halihazırda kapı başına tasarım maliyeti normal olarak 100 dolardır [3]. Bugünkü kırmıklarda yaygın ola rak 10000 kapı olduğu düşünüldüğünde böyle bir ürün için tasarım maliyeti 1 milyon dolar civarındadır. Şu anki süreç teknolojileri ile birkaç yıl içinde bir milyon kapılı kırmıklara ulaşılabilecek olsa da, tasarım maliyeti çok yüksek olacaktır.

Aynı şekilde cihaz yatırımları da artmıştır (özellikle l'ıtho graphic sistemlerde, iyon yerleştirme tekniklerinde ve gittikçe karmaşıklaşan otomatik test düzeneklerinde). Söylediklerimizi sayılara dökelim (Çizelge 1).

Çizelge 1. Yarı iletken Üretimi İçin Minimum Yatırım Gereksinimi

Yıl

Gereken $

1954 1958 1967 1972 1976 1978 1982

100.000 300.000 500.000 2.000.000 5.000.000 10.000.000 60.000.000

Kaynak: OECD, Trade in High Technology Products, Mayıs 1984, s. 38.

Yeni üretim bölgeleri ortaya çıktı. Eski yapı değişti. Oto masyonun bu etkisini öngörenler, beş yıl önce fabrika ların yeniden Kuzeye dönmesinin doğal sonuç olduğunu düşünmüşlerdi.

b) Y er Değişiklikleri

Bu tahmin doğru çıkmadı. Yarı iletken üretim bölgele rinde dört eğilim belirdi.

İlki, OECD içindeki yer değişiklikleri, A.B.D., Japonya ve Batı Avrupa'daki birkaç merkez. 1970'lere kadar yatırım lar A.B.D.'den Batı Avrupa'ya olmuştu. Daha sonra üç akım belirdi. Batı Avrupa ve Japonya Firmaları A.B.D.ye gitti; Batı Avrupa'da Japon yatırımları arttı; 1980 sonra sında ise A.B.D. firmaları Japonya'da yüksek teknoloji yatırımları yaptı.

İkinci eğilim, yine OECD bünyesinde merkezden çevre ye olan akım olarak belirdi (İrlanda, Iskoçya ve Galler'e). Yatırımı, Avrupa ve Orta Doğu pazarını hedefleyen A.B.D. ve Japon firmaları gerçekleştirdi. Üçüncü eğilim ise, Singapur, Güney Kore, Tayvan, Malezya ve Hong Kong'da 1974 1978 arasında yatırım durgunluğu olarak belirdi. Bu dönemi çokuluslu şirketlerin sermaye yoğun ve dikey entegrasyona yönelik yatırımları izledi.

Son olarak, başlangıçtaki GOÜ üretim bölgelerinin yanı sıra Filipinler, Tayland, Endonezya, Karaipler, Çin ve Seylan'da da yatırımlar başladı. Ancak bu bölgelerde yalnızca yarı mamül ürünlerin montajı've kimi durumlarda da son kontroller yapıldı.

Gelecekte şu eğilimlere dikkat edilmelidir:

(1) Çokuluslu şirketlerin ülke dışı kırmık montajında kat ma değer düşmekte, kâr marjları azalmaktadır. Bu belirttiğimiz yapı değişikliğinin doğrudan bir göster gesidir. Geleneksel olarak otomasyon wafer fasri kasyonu, tasarım ve son kontrolde idi. Montaj, en azından 1970'lerin sonuna dek, el ya da yarı otomatik cihaz ağırlıklıydı.

(2) 1983'ten bu yana çokulusluların ülke dışı kırmık montajı yatırımları yine momentum kazanıyor. Artan talebin kamçıladığı üretim, dünya ölçeğinde kurulu montaj kapasitesini tam hızla çalıştırıyor. Sonuç olarak başlıca üretim bölgelerinde yeni yatırımlar yapıldı. Dikkat çekici olan nokta 'Semi Conductor International (Nisan 1984, s. 56 57)'a göre 44 A.B.D. firmasının yatırım eğiliminin otomatik kırmık montajı yönünde olmasıdır (1984'de Die bonder* al mayı planlayan Firmaların % 67'si otomatik, % 13'ü manuel, % 20'si her iki türü içeren cihazlar doğrul tusunda tercih yapmıştır).

(3) 1980'den 1982ye kadar kurulu kapasitenin fazlalığı nedeniyle azalan büyüme oranlan, 1983'den bu ya na yine artmaktadır. Her tür tümleşik devre, özellik le bellek ve mikroişleyicilere artan talep sayesinde manuel montaj hatları bile şimdilik, artan satışlardan pay alabilecektir. Sipariş/teslim oranı 'Electronics Times' (7 Haziran 1984) tarafından 1.6 olarak veril mişti. Gelişim süreci içinde yarı iletken üretiminin bolluk ve kıtlık dönemleri yaşadığı gözlenir. Bu bağ

lamda. Üçüncü Dünya'daki üretim birimlerinin çok uluslu şirketler açısından en önemli işlevinden söz edebilebilir: Bu endüstrinin dalgalanan talebe olan aşırı duyarlılığına karşı tampon oluşturmak

Geleneksel olarak tüketiciye yönelik olan Asya Sanayi leri endüstriyel elektroniğe yönelecek gibi görünüyor (bilgisayar donanım ağırlıklı olmakla birlikte kimi teleko münikasyon cihazları ve endüstriyel otomasyon cihaz ları üretimine).

Güney Koreli bir elektronik montaj işçisi Amerikalı mes lektaşının aldığı ücretin yedide birine, Tayvanlı bir elek trik mühendisi ise Silikon Vadisindeki meslektaşının aldığı ücretin dört veya beşte birini alır. Zamanla otomas yon bu avantajı yok edebilecekse de, şimdilik çokuluslu bilgisayar şirketleri için bu durum hâlâ kendi ülkelerinde komponent ve yarı mamul üretmekten daha kazançlıdır.

1.2.2. Otomatik Elektronik Üretim Faaliyetinin Üçüncü Dünya'ya Taşınmasının Mantığı

Kısıtlı bir biçimde de olsa, OECD tabanlı çokuluslu şirketlerin otomatikleştirilmiş elektronik üretimi faaliyet lerini Güneydoğu Asya, Latin Amerika, Orta Doğu ve Ak deniz bölgesindeki birkaç endüstrileşen ülkeye aktarma ları söz konusudur. Neden?

(a) Gelecekteki büyük pazara girmek kaygısı:

OECD elektronik üreticileri, Üçüncü Dünya'nın kısa süre sonra oluşturacağı büyük pazarı ihmal edemezler.

Bu da, elektronik firmalarının Üçüncü Dünya'nın pazar potansiyelini biraz hareketlendirmek girişimlerine yol açacaktır.

Hong Kong, Tayvan, Singapur, Kore, Brezilya, Meksika, Arjantin, Hindistan ve Çin'in önemlerini artıracağı söyle nebilir. Yarı hazır kırmık (özellikle kapı dizileri) (gate ar rays) gibi daha karmaşık ve askeri alanlar ile endüstriyel otomasyon ve kontrol sistemleri için gereken ürünleri için Hong Kong, Tayvan, Güney Kore, Malezya ve Sin gapur'da tasarım merkezleri ortaya çıkmak üzeredir [3].

(b) Üretim maliyetleri ve endüstriyel yapı değişikliğine direniş:

(i) Latin Amerika ve Asya'da ucuz, yumuşakbaşlı ve yetenekli işgücünün, mühendislerin varlığı. Her ne kadar otomasyon, toplam maliyet içinde emeğin payını azaltma eğilindeyse de, ücretlerin (ve işgücünün gerçek maliyetinin) uluslararası yatırım kararlarında artık rol oynamayacağı söylenemez (OECD ülkeleriyle arada ki ücret farkları hissedilir büyüklükte olduğu sürece).

İkinci bir konu ise OECD bölgelerindeki 'klasik' üretim merkezlerinde endüstriyel üretimin otomasyonunun eği tilmiş işgücü konusunda darboğaza girmiş olmasıdır (CAD, tümleşik devre kontrol ve üretimi konularında hâlâ eğitim kurumları yeterli öğrenimi vermiyor). 'VVafer' işlem mühendisleri, bakım ve kontrol teknisyenleri, birkaç di sipline vakıf ve mikroelektronik uygulama deneyimli uy gulama mühedisleri, yazılıma vakıf tasarım mühendisleri 'aranıyor'.

Kaynak, Avrupa'nın çevre ülkeleri ve YEÜ'den ilerice olanlardır (Hindistan'da programcı, sistem analisti, katı hal fizikçisi ve tasarım mühendisi fazlası vardır), (ii) Çok pahalı cihazların kesintisiz çalıştırılması gerekli liği:

Yeni, çok pahalı cihazların birim maliyetleri ancak 24 saat kullanılmaları halinde makul olabilmektedir. Bu da vardiyalı ve tüm hafta boyunca çalışma demektir ki, OECD ülkelerinde (özellikle Batı Avrupa'da) toplumsal gelişmenin bugünkü durumunda pek olası değildir.

Halbuki, 60.000. dolarlık otomatik 'wire bonder'ları, Ma lezya'da bir serbest bölgede, işçi haklarının kısıtlı ve et kili sendikaların olmadığı bir ortamda vardiyalı bir sistem le işletmek pekala kârlı olabilir [4].

(iii) Üretim sürecinin yeniden düzenlenmesi: Üretim sürecinin otomasyonu girişimlerinde karşılaşıla cak işçi direnişi, serbest bölgelerde çok daha kolaylıkla üstesinden gelinebilecek bir sorundur.

Kısaca, endüstriyel sınıf mücadelesi geleneğinin olmadı ğı, bölgeler, çokuluslu şirket genel merkezlerince mü kemmel deneme zeminleri olarak değerlendirilecektir. Buralarda geliştirilen stratejiler ve teknikler daha sonra OECD bölgesinde de uygulanabilir [3].

(iv) Vaaddedilen kolaylıklar:

Çevre kirliliği hassasiyetinin ve işgücü standartlarının azlığı silikon "taşaron'luğu* için önemlidir. GOÜ hükümet leri yüksek teknoloji sanayilerini vergi ve 'overhead' ma liyetlerini azaltıcı politikalarla teşvik etme eğilimindedir.

Bunun iki nedeni vardır, ilki, GOÜ arasında yabancı ser mayeyi ülkelerine çekme konusundaki rekabetin artıyor olmasıdır. İkincisi GOÜ'de subaylar, bürokratlar ve ida recilerin teknolojiyi toplumsal, ekonomik ve politik güç kazanma yolunda en güvenilir araç olarak görmeleridir. Bu tutarlı eğilim teknoloji ihracatçılarının da işine gelmek tedir.

(b) Karşıt gelişmeler:

Giderek otomatikleşen ve sermaye yoğun hale gelen endüstriyel üretimin dünyaya yayılımını ve yarı otomatik üretim süreçlerinin kimi Üçüncü Dünya ülkelerine taşın masını en azından olumsuz yönde etkileyebilecek eğilim leri de belirtmeliyiz [3].

1. OECD ülkelerinde güçlenen teknolojik birikimi koru macılık eğilimi (son teknolojileri ihraç etmemek).

2. Maliyet unsurlarının (enerji, endüstriyel maddeler, emek, yatırım malları, finansman vs.) mali yapısı ile uluslararası fiyat ilişilerinde temel değişiklikler.

3. Dış borçlanmaya dayalı sanayileşme modelinin Mek sika ve Brezilya örneklerinde somutlanan olumsuz lukları,

4. Üçüncü Dünya ülkelerinin çoğundaki riskli siyasi or tam.

Bu faktörlerin, yukarıda açıklanan manzarayı ne denli et kileyeceği pek kestirilemez. İki olasılıktan söz edilebilir. Dünyadaki ekonomik durgunluk uzun sürerse, GOÜ giderek artan borç yükünden kurtulamayacağından bu

faktörler etkili olabilir. İyileşme kısa süre sonra görülürse yazıda belirtilen eğilimlerin kendilerini göstereceği söyle nebilir.

1.3. Gelişmekte Olan Ülkeler Açısından Genel Değerlendirme

Şu ana kadar söylenenler ışığında, elektronik alanında ve teknolojik uygulamalarda, toplumun gereksinmelerini karşılayacak uygulamalar GOÜ açısından neler olabilir?

Yorumların tartışmaya açık olduğunu belirterek kimi görüşleri sıralayalım.

1. Endüstriyel ürün ve süreçlere mikroelektroniğin gi rişinin, halihazır endüstriyel üretim ve tüketim biçim lerine etkisi olduğu tartışılmaz. Sorun, mikroelektro niğin uygulanıp uygulanmayacağı değil, nerede ve nasıl uygulanacağıdır. Uzun dönemde gelişmeyi destekleyici uygulama alanlarını belirlemek anahtar konudur.

'Türk Bilim Politikası 1983 2003' adlı belgede (konu ve kapsam itibarı ile alanında tektir) çeşitli açılardan öncelik sırasına konulmuş sektörler yer alıyordu. Kalkınmakta olan bir ülkede, geçerli kalkınma kıstasları açısından gerçekçi yorumlarla ciddi bir çalışma yapılmıştı. Günü müzün hızla değişen koşulları bizce, yeni bir ölçütü ve öncelik sıralamasını gerekli kılmıştır. Mikroelektriğin tüm sektörlere nüfuzu kaçınılmazdır. Japonya örneğinin gös terdiği gibi otomotiv sektörü en hızlı köklü değişikliklere uğrayan sektörlerden biri (belki de en yoğunu) olmuştur. Mikroelektroniğin kurulu süreçlere nüfuzu her sınai sek tör için aynı değildir. Varolan sistemlerin bir kısmı daha uzun yıllar rekabet güçlerini koruyacaktır. Ancak er veya geç (örneğin en uzun süre 20 yıl olarak) dönüşüm kaçı nılmaz gibi görünüyor. Kalkınmada öncelikli sektörleri, "Mikroelektroniğin nüfuz ediş hızına" göre de sıralamalı yız. Bu bakış açısı, hedefler açısından belki de yeni yo rumlar getirecektir. Kısa, orta, uzun vadede etkilenecek sektörler belirlendikten sonra dönüşüm stratejileri ayrı ayrı planlanabilir. Hazırlıklı olmak, hem gelecek yüzyılda ülke olarak teknolojik konumumuzu belirlemesi, hem de yeni yapıpın toplumsal etkilerinin yönlendirilmesi açıların dan önemlidir. Bu belirleme oldukça seçici bir yaklaşım gerektiriyor. Hedeflenen çok genel kapsamlı bir gelişme yerine, uzun dönemde gelişme potansiyelini güçlendirici uygulamaların ekonominin stratejik sektörleriyle ilişkilen dirilmesi oluyor.

2. Mikroelektroniğin Üçüncü Dünya toplumlarına istih dam yaratma ve mesleki oluşumları belirleme açıla rından etkisi doğrusu henüz pek ortaya çıkmış değil. Ancak görünen o ki, bilgisayarlar toplumun çeşitli kesimlerinde, oldukça da düzensiz bir biçimde yarı bilinçli olarak kullanılıyor. Toplumsal denetim meka nizmalarının olmayışı, bilgisayar gücünün istihdamı önlemek veya oldukça hiyerarşik meslek yapılarının ortaya çıkması gibi etkilerini gündeme getirebilir. Ya ni, mikroelektroniğin yayılımı dünya çapındaki aligop

olist rekabetin 'görünmez ellerinin' yönlendirmesine terkedilmemelidir [3].

3. Bilgisayarlı otomasyonun istihdama etkisi hakkında bir örnek verelim. Kırmık üretiminde kullanılan bjr oto matik 'bonding' makinası, 30 operatörün işini gör mektedir. Güneydoğu Asya'daki üretim birimlerinde otomasyonun etki boyutlarını düşününüz. Intel'ın Chandler, Arizona'daki yeni fabrikasında ürün mali yetinde emeğin payının bugünkü % 15 düzeyinden % 8'e inmesi beklenmektedir. Elektronik endüstrisi nin istihdam yaratma potansiyeli, ülkemizde bu en düstrinin gerekliliği tartışmalarında toplumsal, politik bir sav olarak sunuluyordu. En azından bazı altsek törlerde bu olgunun uzun dönemde geçerli olmaya cağını söyleyebiliriz [5]. Elektroniğin önemi böyle bir yararın birinci planda düşünülmesinin gerekmeye ceği kadar fazladır.

4. Elektronik üretiminde dizginleri tümüyle OECD ta banlı firmalara bırakmak ve onların üretim birimleri ile teknolojilerini taşımayı uygun görebilecekleri bir ülke olmak umudu başarının değil, başarısızlığın yolu ola caktır.

Otomasyonun etkilerini göğüsleyebilecek, tümleşik bir elektronik endüstrisine geçişi başaracak ülkeler yalnız ca, şu anda sermaye malları endüstrilerinin embriyo aşamasını geçirmiş olanlar olabilir (bu bağlamda örneğin Filipinler'in kulvar dışına düşeceği söylenebilir). Toplam olarak 15 20 ülkeden fazlası bu kategoride değildir [3].

5. Gelişmekte olan ülkeler, muhtemelen arzu ettikleri oranda, yüksek teknoloji yatırımı yapacak yabancı sermayeyi ülkelerine çekemeyecektir.

A.B.D.., Belçika ve İngiltere gibi ülkeler "Export Pro cessing Zones" ve 'Bilim Parkları' gibi göstergelerle sınai yatırım yarışının dünya çapında değişik bir boyut ka zandığının işaretlerini vermektedir. En güçlü YEÜ için bile rekabet bu koşullarda çok zor olacaktır.

6. Dişli politikalar nasıl izlenebilir? Başlıca OECD ta banlı şirketlerin strateji ve taktikleri, aralarındaki çatışma ve işbirliği biçimleri iyi anlaşılmalıdır. Çeşitli alanlarda kaydedilen ilerlemelere karşın GOÜ için, sınai üretim teknolojileri hâlâ baskın olarak OECD kaynaklıdır.

Bu firmalar için teknoloji transferi şu anda iki yeni keskin kılıçtır:

— Yaşamlarını uzatmak, koruma altındaki pazarlara sızmak, A+G'nin mali yükünü paylaştırmak için tek nolojilerini kullandırmak zorundadırlar. Teknoloji ihra catlarının büyük bölümünü GOÜ'e yapmak durumun dadırlar. OECD ülkeleri geçmişteki yatırım ve tüketim dinamiğini yeniden yakalayamayacak gibidir, ayrıca bu ülkelerde korumacılık eğilimleri güçlenmektedir (Belki farkına varılmıştır, yazı boyunca Türkiye sanki bir OECD ülkesi değilmiş gibi bir ifade kullandık. Bu, işlenen konudaki yapısal gereklilikten kaynaklandı).

* Silikon taşaronluğu (Silicon foundries): Odak noktası 'VVafer' fabrikasyonu olan yeni bir taşaronluk biçimi (maskedeki özgün ta sarımı silikon mimarisine dönüştürmek).

ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ • 351

Mikroelektronikte ait olduğumuz grup A.B.D, Japon ya, Batı Avrupa grubu değil, GOÜ veya Y EÜ grubu dur. Y ine belirtilmesi gerekir ki tüm bu tartışmada Doğu Bloğu Ülkelerini literatür eksikliğinden dolayı iz leyemedik, tartışma ve yorumlarımızda bu yön eksik kaldı. Ne var ki zaten mikroelektronik teknolojisi ko nusunda ilişkide bulunabileceğimiz ülkeler teknik ge lişmişfik, siyasi vs. nedenlerle zaten Batı kampıdır.

Diğer yönden, teknoloji transferi bir kere başladığın da, bizzat satıcı firmanın kontrol kapasitesini eroz yona uğratmakta, teknolojik hakimiyet konumunda kalmasını zorlaştırmaktadır. Sonuçta, bu firmalar anahtar teknolojilerinin ve buluş kapasitelerinin etkili denetimini sağlamak için yeni koruma ve güvenlik yöntemleri geliştirmeye zorlanmaktadır. Bir kriz döneminde bu etkinlikleri çok zayıflayabilir.

Bu firmaların durumlarının, aralarındaki ilişkilerin sürekli izlenmesi, teknoloji ithalatı için elverişli fırsatların kaçırıl mamasını sağlayabilir.

7. Elektronik devre elemanları söz konusu olduğunda GOÜ pek kolay olmayan tercihlerle karşı karşıyadır. Bugün, yap v»ya satın al seçeneği* birkaç yıl önce sinde olduğundan çok daha karmaşıktır. Devre ele manı satın almıa ve bunları sistemlerde kullanma (mini bikjisayarlar veya kontrol cihazları gibi) ancak tümleşik bir mikroelektroniği gelişme hedeflerine uy gulama' politika»ı söz konusu ise anlamlıdır. VLSI teknikleri komponentler, sistemler ve yazılım arasın

daki sınırları iyice belirsizleştirmektedir. Nihayet, di key entegrasyon ve uluslararasılaşma arttıkça, yeni gelenler için kulübe giriş koşulları iyice zorlaşmak tadır.

Bu durumda, politika belirleyici unsur, öncelikli uygulam alar için gereken belirli bir grup cihaz ve altsistem için ta sarım ve üretim yeteneğini elde etmek olabilir. Y eni GOÜ, artık göreli avantajlara sahip oldukları alanlara yönelmek mantığıyla elektronik sanayilerini düze çıka ramazlar.

8. Mikroelektroniğin, GOÜ'de taırım, sanayi veya doğal kaynak kullanımına nüfuzunu öngören herhangi bir strateji, 'uygulama yazılımı' alanında büyük bir kapa site gerektirecektir.

Dünyada mikroelektroniğin genol manzarası temelinde bazı yorumlar getirdik. Vurgulama açısından ikisini yine belirtmek isteriz.

i) Kalkınmada öncelikli sektör sıralamasının "mikroelek troniğin nüfuz hızı* ölçütüyle değerlendirilmesi, ii) "Öncelikli uygulamalar" için gereken, seçici bir yak laşımla elektronik stratejisi saptaınmas* (göreli avan taj yaklaşımının uzun dönemdcı tıkanacağı; ucuz işgücünün genellikle avantaj kabul edildiği ülkemiz de, mikroelektronikte otomasyona geçilmesiyle nasıl etkileneceği tartışmaları temelinde).

Dünyadaki gelişmeleri özetledik. Peki ülkemizdeki du rum nedir? ( Sü r e c e k )

Kitap, EMO yayınlarından çıktı. Türkiye'de bu konuda yayımlanan ilk ve itek çalışma.